İklim krizi derinleşirken, dünyanın farklı kentleri gıda sistemi bağlamında mevcut politikalarını irdelemeye ve iklim dostu yönde değiştirmeye başlıyor. Amsterdam’da hayvansal et reklamlarının kamusal alanlarda yasaklanma kararının ardından, Finlandiya’nın başkenti Helsinki de daha somut bir adım attı: Kamu gıda sisteminde hayvan kaynaklı tüketimi 2030’a kadar %50 düşürmeyi ve bitki temelli gıda sistemini desteklemeyi hedefleyen bir meclis kararına imza attı.
Okullar, kreşler, hastaneler ve diğer kamu kurumlarında hayata geçirilecek olan bu gelişme, ne yazık ki Türkiye’de aynı dönemde izlenen ve birbiriyle doğrudan bağlantılı politikaların tam tersi.
Türkiye; Antalya’da yapılması planlanan COP31 sürecine doğru ilerlerken:
- İklim krizinin en önemli tetikleyicilerinden biri olan hayvancılığa yönelik yeni devlet teşvikleri sağlamaya devam ediyor.
- Aynı zamanda TBMM’de oylaması tamamlanmak üzere olan Milli Parklar Kanun Teklifi ile gezegenin en kritik karbon yutakları arasında yer alan ve tüm türler için yaşamın merkezi olan ormanları ve kıyı ekosistemlerini yatırım baskısına açmaya hazırlanıyor.
Helsinki’nin attığı adım ise; kamu politikalarının iklim, biyoçeşitlilik ve hayvanlar açısından nasıl dönüştürülebileceğini gösteren güçlü bir örnek. Bu yönüyle, Türkiye Vegan Derneği olarak uzun süredir bakanlıklar ve YÖK nezdinde dile getirdiğimiz bitki temelli gıda sistemine geçiş çağrılarının gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini de bir kez daha hatırlatıyor.
Tarihi oylama: 57 kabul, 23 ret
Helsinki Belediye Meclisi, 25 Şubat 2026 tarihinde aldığı kararla belediyenin hayvansal et ve süt içeren ürün alımlarını 2030 yılına kadar %50 oranında düşürülmesini kabul etti.
Greenpeace tarafından “Puolet parempaa” (Yarısı Daha İyi) adı verilen önerge, Belediye Meclis Üyesi Mai Kivelä tarafından sunuldu ve 57 kabul, 23 ret oyuyla kabul edildi. Farklı siyasi partilerden geniş destek alan karar doğrultusunda, belediyeye bağlı gıda hizmetlerinde kullanılan hayvansal et ve süt içerikli ürünler; okullar, kreşler, hastaneler ve diğer kamu kurumları gibi alanlarda besleyici ve cazip bitki temelli besinlerle kademeli olarak değiştirilecek.
Kivelä oylamanın ardından yaptığı açıklamada, “Bu karar, iklim değişikliğine yönelik sorumluluk alma, hayvan refahı ve çocukların sürdürülebilir bir geleceğe sahip olma hakkı açısından bir kazanımdır,” dedi.
İklim krizinin olumsuz etkilerini azaltmayı ve biyoçeşitliliği korumayı hedefleyen bu kararın, bitkisel beslenme alışkanlıklarını yurttaşlar nezdinde normalleştirmesi bekleniyor. Aynı zamanda hayvan refahını ve halk sağlığını desteklemek, kamu kaynaklarını ise daha verimli kullanmak için atıldığı aktarılıyor.
Nitekim Aalto Üniversitesi tarafından yapılan ön hesaplamalara göre; bitki temelli öğünler halihazırda Helsinki’nin kamu yemek hizmetleri için daha düşük maliyetli. Hayvansal et alımlarının yarısının bitkisel proteinlerle değiştirilmesi durumunda, kent yönetimi yılda 3 milyon avronun üzerinde tasarruf sağlayabilir.
Kampanya ulusal, politika yerel
Helsinki’nin kararı, ülke çapında yürütülen kampanyanın şehir düzeyindeki en önemli kırılma noktalarından biri olarak görülüyor.
Kampanya kapsamında Finlandiya genelindeki 60 belediyeyle iletişime geçildi ve 35 belediye meclisi önergesi sunuldu. 2025 yerel seçimlerinde ise kampanyanın hedeflerini destekleyen yaklaşık 300 aday, 70’ten fazla belediyede seçilerek yerel yönetimlerde temsil hakkı kazandı.
2025-29 döneminde çok daha fazla sayıda yerel yönetimin bu yönde adım atacağı tahmin ediliyor. Çünkü Finlandiya’da gıda sistemi, ülkenin toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık dörtte birini oluşturuyor.
- Ülkenin tarım arazilerinin yaklaşık %70’i hayvancılık için kullanılıyor.
- Bu arazilerin yarısından fazlası sığır “eti” ve hayvansal süt üretimine ayrılmış durumda.
- Ülkedeki metan emisyonlarının yaklaşık yarısı sığırlardan kaynaklanıyor.
- Sığırların sindirim süreçleri ve gübre yönetimi tek başına ulusal sera gazı emisyonlarının yaklaşık %5’ini oluşturuyor.
Yerelde alınacak benzer kararlar, bitkisel beslenmeye geçişin ulusal düzeyde yaratacağı olumlu etkiyi artıracak.
Helsinki daha önce de kamu politikalarında öncü rol üstlenmiş, yerel yönetim tarafından düzenlenen tüm etkinliklerde hayvansal et kullanılmasını 2022 yılında tamamen bırakmıştı. Ancak ne yazık ki, bu kararda “deniz ürünleri” olarak yaftalanan “deniz canlıları” yine dışarıda bırakılmıştı.
Yerel yönetim, aynı zamanda ulusal beslenme yönergelerini yeniden düzenlemiş ve yurttaşların hayvan kaynaklı “kırmızı et” tüketimini %30 oranında düşürmelerini ve işlenmiş “etleri” mümkün olduğunca sınırlamalarını önermişti.
İklim krizi ve hayvan tüketimi karşısında “tutarlı” politika
Helsinki yönetimi yılda milyonlarca öğün sunan kamu gıda hizmetlerine sahip. Bu nedenle alınan karar yalnızca bireylerin beslenme biçimlerini değil, gıda sisteminin yapısını kökten etkileyebilecek bir politika niteliğinde. Nitekim Kivelä, kararın ardındaki yaklaşımı şöyle vurguluyor:
“Bir şehir bir yandan iklim kriziyle mücadeleye kaynak ayırırken, diğer yandan gıda alımları aracılığıyla biyolojik çeşitlilik kaybını ve emisyonları artırıyorsa, bu tutarlı bir politika değildir.”
Bitki temelli gıda sektörü için sağlam bir zemin
Kararın Finlandiya’daki vegan gıda üreticileri ve catering hizmetleri dahil, bitki temelli gıda sektörüne de önemli bir etkisi olması bekleniyor. Bitki Temelli Gıda Finlandiya’dan (Plant Based Food Finland) Jukka Kajan, karara ilişkin olarak, “Helsinki’nin iklim değişikliğine karşı harekete geçmesi ve halk sağlığını iyileştirmek için adım atması, aynı zamanda bitki temelli gıda çözümleri geliştiren şirketler için de uzun vadeli bir pazar öngörülebilirliği yaratıyor. Bu düzenleme, yatırım riskini azaltırken yenilikçi girişimleri teşvik ediyor ve Finlandiya’nın bitkisel proteine geçiş sürecinde rekabetçi bir küresel oyuncu olmasını sağlıyor,” dedi.
Finlandiya’da bitki temelli gıda pazarı son yıllarda çift haneli büyüme oranları gösteriyor. Örneğin; ülkenin en büyük perakende zincirlerinden biri olan S Group’ta tofu satışları geçen yıl %14 arttı.
Ayrıca, bitkisel et ürünleri, 2025 yılının aynı ayına göre Ocak ayında neredeyse %70 daha hızlı satıldı.
Türkiye ve Avrupa için örnek gıda sistemi
Helsinki’nin kararı, kamu alımlarının bitkisel proteine yönelik dönüşümü hızlandırabilecek güçlü bir politika aracı olduğunu gösteriyor.
Benzer bir yaklaşım ABD’de de uygulanıyor: New York’ta hastanelerde uygulanan “varsayılan bitki temelli menü” politikası, gıdaya bağlı emisyonları %36 azaltmış, kamu bütçesinde ise yüz binlerce dolar tasarruf sağlamış durumda. Şehir, ek olarak, şirketler düzeyinde “Bitki Temelli Karbon Mücadelesi” başlatmış ve bu Ocak ayında 11 şubesinde işlenmiş hayvan kaynaklı etleri bitkisel proteinlerle değiştirmişti.
Üniversitelerden hastanelere kadar çoğaltılabilen mevcut bu örnekler, gıda sistemindeki dönüşümün büyük ölçüde yerel ve merkezi düzeyde uygulanacak kamu politikalarına bağlı olduğunu gösteriyor.
Helsinki gibi kentler gıda politikalarını iklim ve biyoçeşitlilik hedefleriyle uyumlu hale getirirken, Türkiye’de uygulamalar ve yasal düzenlemeler farklı bir yönde ilerliyor.
Bir yanda hayvancılık sektörüne yönelik teşvikler artırılırken, diğer yanda Milli Parklar Kanun Teklifi ile korunan alanların, ormanların, nehir ve kıyı ekosistemlerinin, yaban hayvanlarıyla birlikte yatırım baskısına açılması gibi adımlar, Türkiye’nin iklim politikalarının çelişkiler barındırdığını gösteriyor.
Oysa gıda sistemi, iklim krizine yönelik sorunlar ve çözümler listelerinde hep en başta yer alıyor.
TVD notu: Ama hayvan hakları bu kararın neresinde?
Helsinki’nin attığı adım; gıda politikalarının iklim, hayvan refahı, biyoçeşitlilik ve kamu sağlığı açısından yeniden düşünülmesi ve dönüştürülmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak hayvan hakları ve özgürlüğü perspektifinden bakıldığında asıl sorun “tüketimin azaltılması” değil.
Hayvanların yaşam hakkı, miktar pazarlığına konu olabilecek bir mesele olmamalı. Bir hayvanın “daha az sömürülmesi” ya da “daha geç öldürülmesi”, onun yaşam hakkının, bireyliğinin ve hissedebilirliğinin tanındığı anlamına gelmiyor. Bu nedenle etik açıdan gerçekten “tutarlı” ve adil bir yaklaşım, özellikle bireyler ve STK’lar düzeyinde, hayvanların insan menfaatleri için kullanılmasını meşrulaştıran sistemin bütünüyle sorgulanmasını ve değiştirilmesini gerektiriyor.
Öte yandan kamu kurumlarının dönüşümü çoğu zaman aşamalı ve yavaş ilerliyor. Ancak bu gerçek, dönüşüm talebinin ve mücadelesinin ertelenmesi için bir gerekçe olmamalı. Özellikle ekoloji ve iklim mücadelesinde aktivistlerin ve STK’ların, hayvancılık ve hayvan tüketiminin iklim kriziyle doğrudan bağlantısını daha fazla konuşması ve buna yönelik politikalar için alan açması gerekiyor.
Biz bireyler ve yaşam savunucuları olarak bugün ve hemen hayvanları sömürmeyen yaşam felsefesini benimseyerek vegan olabiliriz. Kamu kurumlarından ise; gıda sisteminin bitki temelli bir geleceğe doğru dönüşmesini hızlandıracak politikalar talep edebiliriz.
Helsinki’nin kararı işte bu yönde atılmış kritik bir adım.
Türkiye’de de iklim krizine, ekolojik yıkıma ve biyolojik çeşitlilik kaybına karşı gerçek bir mücadele yürütmek istiyorsak; kendi alışkanlıklarımızı ve yaşam tarzımızı değiştirirken eşzamanlı olarak:
- Hayvancılığı teşvik eden politikalar yerine bitki temelli gıda sistemlerini destekleyen kamu politikaları geliştirilmesini,
- Ormanların, kıyıların ve yaban hayvanlarının koruma statüsünün güçlendirilmesini,
- Kamu gıda alımlarında ve sunumlarında hayvan kaynaklı tüketim yerine bitki temelli besinlerin yaygınlaştırılmasını,
- Düzenlenen tüm özel, kamu ve STK etkinliklerinde tamamen bitki temelli gıdaların sunumunu talep etmemiz gerekiyor.
Bu etik, adil ve iklim dostu dönüşüm hem bireysel uygulamalarımızla hem de kamusal politikalara ilişkin kolektif taleplerimizle mümkün.
–
Kaynaklar: Vegconomist, Green Queen
–




















