Ticari balina avcılığına yönelik müzakereleri yeniden başlatmayı ve 40 yıldır süren yasağı delmeyi hedefleyen “sürdürülebilir kullanım” tasarısı, yoğun itirazların ardından geri çekildi. Türkiye ise Güney Atlantik Balina Koruma Alanı önerisinde ve balıkçılıkla bağlantılı deniz memelisi ölümlerine ilişkin kararda çekimser oy kullandı. Türkiye Vegan Derneği (TVD) olarak, koruma adımlarını desteklemeyen devletleri oy tercihlerinin gerekçelerini açıklamaya çağırıyoruz.
TVD olarak beş gündür canlı yayınlardan takip ettiğimiz Uluslararası Balinacılık Komisyonu’nun (IWC) 70. Toplantısı, Avustralya’nın Hobart kentinde 27 Eylül–2 Ekim tarihleri arasında düzenlendi.
Üye devletler arasında tasarı üzerinde konsensus sağlanamamasının ardından, bir metin hazırlama komitesi oluşturulması ve metnin revize edilerek yeniden konsensusa veya oylamaya sunulması gündeme gelmişti. Koruma odaklı sivil toplum örgütleri ve üye devletler arasında devam eden görüşmeler sonucunda, tasarıyı sunan avcılık yanlısı ülkeler metni geri çekti.
Bu sonucu hayvanlar ve okyanuslar için olumlu bulmakla beraber, Güney Atlantik Balina Koruma Alanı önerisinin yeniden reddedilmesi ve Türkiye’nin iki koruma oylamasında çekimser kalması, hayvanların yaşamını, deniz ekosistemlerini ve iklim krizi karşısında gezegenin geleceğini koruma sorumluluğunun yeterince üstlenilmediğini gösteriyor.

“Sürdürülebilir kullanım” adı altında ticari avcılığa dönüş girişimi
Antigua ve Barbuda tarafından sunulan; Palau, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia ve Togo’nun da desteklediği tasarı, balinaları “stok” ve “kaynak”, avcılığı ise “hasat” olarak tanımlıyor, 1986’dan bu yana yasak olan ticari avcılığın IWC bünyesinde yeniden düzenlenmesine yönelik müzakerelere zemin oluşturmayı amaçlıyordu.
Tasarıya temel itirazımız, hayvanları meta olarak konumlandırması ve öldürülmelerini “sürdürülebilirlik”, “kaynak yönetimi”, “gıda güvenliği” ve “endüstrinin gelişimi” ifadeleriyle kabul edilebilir hâle getirmeye çalışmasıydı.
Geri çekilmesiyle tasarının önerdiği süreç başlatılmadı. Bununla birlikte, önümüzdeki yıllarda av yanlısı devletlerce yeniden gündeme getirilebileceğine dair sinyaller verildi. Dolayısıyla benzer girişimlere karşı moratoryumun uluslararası düzeyde her platformda savunulması gerekliliği devam ediyor.
Güney Atlantik’te koruma alanı önerisi yeniden reddedildi
İlk kez 2001 yılında IWC tarafından değerlendirilen Güney Atlantik Balina Koruma Alanı (SAWS) önerisi, 25 yıl sonra bir kez daha reddedildi. Öneri, 39 “evet”, 18 “hayır” ve 3 “çekimser” oyla, IWC maddelerinde değişiklik yapılması için gereken dörtte üç çoğunluğa ulaşamadı.
Güney Atlantik, balinaların üreme ve yavrulama alanlarını, ayrıca Güney Okyanusu’ndaki beslenme alanlarına uzanan göç yollarını kapsıyor. Tasarı, mevcut Güney Okyanusu Balina Koruma Alanı’yla bağlantılı olarak bu yaşam alanlarında ticari avcılığa karşı kalıcı korumayı güçlendirmeyi amaçlıyordu.
Türkiye, Güney Kore ve Norveç öneriye çekimser oy kullanarak taslağa destek vermezken; Antigua ve Barbuda, Benin, Kamboçya, Fildişi Sahili, Gambiya, Gine, İzlanda, Kiribati, Laos, Moritanya, Fas, Nauru, Palau, São Tomé ve Príncipe, Senegal, Solomon Adaları, Saint Lucia ve Saint Vincent ve Grenadinler “hayır” oyu verdi. Brezilya, bir sonraki toplantıda tasarıyı yeniden sunacağını açıkladı.

IWC’nin geçmiş toplantı kayıtlarında, öneriye karşı çıkan bazı devletler, oluşturulması düşünülen koruma alanı bölgesinde ticari balina avcılığının yasaklanmasının gemi çarpmaları ve iklim değişikliği gibi diğer tehditleri gidermeyeceğini savunmuştu. Balina avcılığını sürdürebilmek için geçtiğimiz yıllarda IWC üyeliğinden çıkan Japonya ise, sözleşmenin balinacılık endüstrisine ilişkin hükümlerini öne sürerek, avcılığı yasaklayan bir koruma alanı oluşturulmasına karşı çıkmıştı.
TVD olarak, başka tehditlerin de bulunmasını ticari avcılığa karşı korumanın reddedilmesi için geçerli bir gerekçe kabul etmiyoruz. Hayvanları ve yaşam alanlarını tehdit eden faaliyetlere karşı birbirini tamamlayan bütüncül önlemler alınmalıdır.
Nesli kritik tehlikedeki yunus ve balinaların korunmasına Türkiye yine çekimser kaldı
Balık hava kesesi ticareti ve bu ticarete yönelik avcılık sırasında nesli kritik tehlikede olan balina ve yunus gibi setase türlerinin ağlara ve balıkçılık ekipmanlarına takılmasıyla ilgili tasarı, 39 “evet”, 4 “hayır” ve 17 “çekimser” oyla kabul edildi.
Antigua ve Barbuda, Benin, Grenada ve Senegaltasarıya hayır oyu verdi. Türkiye ise; Kamboçya, Fildişi Sahili, Gambiya, Hindistan, Güney Kore, Laos, Moritanya, Fas, Nauru, Nikaragua, Norveç, Palau, São Tomé ve Príncipe, Saint Kitts ve Nevis, Saint Lucia ve Saint Vincent ve Grenadinler ile beraber bir kez daha “çekimser” oy kullandı.

Balıkların hava keselerine yönelik ticari talebin tetiklediği avcılık faaliyetleri, doğrudan hedef alınan balıkların yanı sıra ağlara takılan diğer hayvanların da yaşamını ve popülasyonlarını tehdit ediyor. Bu ticaretin sonuçlarının en ağır örneklerinden biri, yok olma tehlikesi kritik düzeyde olan, yalnızca Meksika’nın Kaliforniya Körfezi’nin kuzeyinde yaşayan bir mutur türü olan vaquita (Phocoena sinus). IWC’nin 2023’te yaklaşık 10 bireyin kaldığını bildirerek yok oluş uyarısı yayımladığı bu tür için, 2025 araştırmasında gözlemlenen farklı bireylerin sayısı 7–10 olarak tahmin edildi.
Totoaba balıklarının hava keselerine yönelik yasadışı ticaretin teşvik ettiği avcılıkta kullanılan galsama ağları, aynı sularda yaşayan vaquitaların da ağlara takılarak ölmesine neden oluyor. Tasarı metni, vaquitanın yanı sıra Irrawaddy yunusu ve çeşitli kıyısal yunus ve mutur türlerini de sayarak, hava kesesi ticaretine bağlı avcılığın hâlihazırda yok olma riski taşıyan popülasyonlar üzerindeki baskısına dikkat çekiyordu.
Kararın kabulü, deniz memelisi ölümlerini önlemeye yönelik uluslararası çalışmaları güçlendirebilecek bir adım. Ancak ticaretin sona erdiği veya hayvanların yaşamının güvence altına alındığı anlamına gelmiyor. Bu kararı değerlendirirken, doğrudan avlanan balıkları da gözeterek, hayvanların ticari birer metaya dönüştürülmesine ve türler arasında yaşam hakkı bakımından hiyerarşi kurulmasına önemle karşı çıkıyoruz.
Gemi çarpmalarına karşı karar kabul edilirken, balıkçılığın zararları yok sayıldı
Balina ve yunus gibi setaselerin gemi çarpmaları nedeniyle yaralanmasını ve ölmesini önlemeye yönelik karar da, konsensusa varılamayınca oylamayla kabul edildi. Türkiye ilk kez bu karara “evet” oyu verdi. Karar, özellikle yüksek riskli bölgelerde gemi rotalarının değiştirilmesi ve hızların düşürülmesi gibi önlemlerin geliştirilmesini, çarpma vakalarının kaydedilmesini ve uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesini teşvik ediyor.
Buna karşılık, İsviçre’nin ticari balıkçılık faaliyetleriyle bağlantılı yunus avcılığını incelemeye yönelik ayrı tasarısı geri çekildi. Bu durum, küçük setaselerin korunmasını güçlendirebilecek bir çalışmanın ilerlememesi anlamına geliyor.
Türkiye’nin balina restoranındaki temasları ve çekimser oyları
Türkiye’nin Güney Atlantik’e kıyısı bulunmaması, bu oylamadaki sorumluluğunu azaltmıyordu. IWC gibi uluslararası toplantı ve sözleşmelerde alınan koruma kararları, hayvanların ulusal sınırları aşan yaşam alanlarını ve göç yollarını da ilgilendiriyor.
Toplantı öncesinde Japonya basınına yansıyan ve bizim de kamuoyuyla paylaştığımız diplomatik temaslar, bu şeffaflık ihtiyacını güçlendiriyor. Minato Shimbun ve Suisan Keizai Shimbun gazetelerinin haberlerine göre, Türkiye’nin Japonya Büyükelçisi Oğuzhan Ertuğrul, 6 Temmuz 2026’da Tokyo’da Japonya Balinacılık Birliği ve ticari balinacılık şirketi Kyodo Senpaku yöneticileriyle şirkete ait bir balina eti restoranında bir araya geldi. Haberlerde; görüşmede balinaların “bilimsel kullanımı” ve IWC kararlarının bilimsel kanıtlara dayanması konusunda uzlaşıldığı; büyükelçiye balina eti servis edildiği ve büyükelçinin sunulan yemeklerin tamamını yediği belirtildi.
Bu görüşme, Türkiye’nin oy tercihlerinin diplomatik bir pazarlığın sonucu olduğunu tek başına kanıtlamasa da, avcılık endüstrisiyle kurulan bu yakınlık, hak temelli yaklaşımımızla ve Türkiye’nin IWC’ye katılırken açıkladığı balinaların korunmasına katkı sağlama amacıyla örtüşmüyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nı, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nü ve Dışişleri Bakanlığı’nı; görüşmede Türkiye adına hangi tutumun aktarıldığını, temasın IWC oylama politikalarına yansıyıp yansımadığını ve iki çekimser oyun gerekçelerini açıklamaya çağırıyoruz.
Türkiye’ye yönelttiğimiz şeffaflık çağrısı, koruma önerilerine karşı çıkan veya çekimser kalan diğer devletler için de geçerlidir.
Balinaların yaşamını koruyacak önlemler, diplomatik ilişkilerde vazgeçilebilir bir gündem olamaz.
IWC’de geçmiş diplomatik pazarlıklar
IWC’nin karar alma süreçleri, geçmişte hayvanların yaşam hakkının ülkelerin ekonomik ve ticari çıkarlarına tabi kılındığı diplomatik manevralara sahne olmuştu.
Örneğin, 1999 yılında dönemin Japonya Balıkçılık Bakan Yardımcısı, Karayip ve Afrika ülkelerine sağlanan balık işleme tesisleri ve ekonomik yardımların, bu ülkelerin IWC’deki desteklerini güvence altına almak amacıyla yapıldığını ifade etmişti. Benzer şekilde, 2001 yılında The Guardian tarafından yayımlanan bir araştırma; Dominika eski Çevre ve Balıkçılık Bakanı’nın, komisyondaki oylamaların ülkelerine sağlanan balıkçılık destekleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirttiğini ortaya koymuştu.
Japonya her ne kadar komisyondan ayrılmış olsa da; bugün IWC’de moratoryumu delmeye çalışan tasarının imzacıları olan Antigua ve Barbuda gibi diplomatik müttefikleri aracılığıyla, ticari balina avcılığını destekleyen lobicilik faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor.


Balinalar da, balıklar da ticari kaynak değildir
TVD olarak korumayı, hayvanların ekonomik değerine, insanlar için faydasına veya popülasyon büyüklüğüne göre değerlendirmiyoruz. Balinalar, yunuslar ve balıklar, ticari kaynaklar değil, kendi yaşamları olan bireylerdir.
Bu nedenle, “yan av” veya “hedef dışı av” olarak adlandırılan hayvanların yaşamını savunurken doğrudan avlanan balıkları da mücadelemizin kapsamında tutuyoruz. Bu terimler avcılığın hedefini tanımlar; hayvanlar arasında yaşam hakkı bakımından bir ayrımı haklı çıkarmaz.
Bir hayvan popülasyonunun devam edebilmesi, onu oluşturan bireylerin öldürülmesini ve bedenlerinin ticarileştirilmesini etik açıdan meşru kılmaz. Koruma politikaları hayvanların yaşamlarını ve yaşam alanlarını güvence altına almalıdır.
Hayvanların yaşam hakkını savunmayı ve devletlerin uluslararası karar süreçlerindeki tutumlarını kamuoyuna aktarmayı sürdüreceğiz.
IWC70’e ilişkin önceki çağrımızı, toplantı boyunca yayımladığımız güncellemeleri ve Türkiye Büyükelçisi’nin Japonya’daki balinacılık endüstrisi temsilcileriyle görüşmesine ilişkin Japon basınındaki haberlerin kaynak ve çevirilerini önceki yazımızda bulabilirsiniz.
–
Kapak fotoğrafı: Kyodo/Newscom
–





















