30 Aralık 2025’te IWC’ye resmen taraf olan Türkiye, komisyonun iki yılda bir düzenlenen karar alıcı Genel Kurul toplantısına ilk kez üye ülke statüsüyle katılacak ve balinaların geleceğini doğrudan etkileyecek hayati tasarılar için masada ilk defa oy kullanacak. Bunlardan biri de ticari balina avcılığı. Ancak IWC70 öncesinde Japonya basınına yansıyan haberler, balina avcılığını destekleyen lobinin Türkiye ile diplomatik temaslarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Avustralya Hobart’ta düzenlenen IWC70 toplantısına dair önemli gelişmeleri ve günlük güncellemeleri aşağıda yazımızda bulabilirsiniz.

Türkiye ilk kez oy kullanırken “hayır” demeli

Uluslararası Balinacılık Komisyonu’nun (IWC) 70. toplantısı, 27 Eylül–2 Ekim 2026 tarihleri arasında Avustralya’nın Hobart kentinde sivil toplum kuruluşları ve hükümet delegasyonlarının katılımıyla gerçekleşiyor.

Türkiye’den Tarım ve Orman Bakanlığı ile IWC’ye ilişkin resmi açıklamalarda bulunan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü yetkililerinin katılım göstereceği bu kritik Genel Kurul toplantısı öncesinde beklentimiz net: Türkiye, ticari balina katliamına tartışmasız bir şekilde “HAYIR” demelidir. İlgili bakanlık ve birimlerin; oylarını balinaların yaşam hakkından ve gezegenin geleceğinden yana kullanarak tavizsiz ve ilkeli bir tutum sergilemesini bekliyoruz.

Ancak, 6 Temmuz 2026’da Tokyo’da, Türkiye’nin Japonya Büyükelçisi Oğuzhan Ertuğrul ile Japonya’nın en büyük ticari balinacılık şirketi Kyodo Senpaku ve Japonya Balinacılık Birliği (JWA) yöneticilerinin şirkete ait bir balina restoranında buluştuğu ve IWC kararlarının ticari sömürünün temel kılıfı olan “bilimsel kanıtlara” dayanması gerektiği konusunda uzlaşıldığı ortaya çıktı. Üstelik haberlerde, Türkiye Büyükelçisi’ne ilk kez balina eti servis edildiği ve büyükelçinin menüdeki tüm balina etlerini yediği açıkça ifade edildi.

Diplomatik pazarlıkların bu boyuta ulaştığı bir denklemde, Türkiye’nin ticari katliam tasarısına karşı sergileyeceği tutum, yaşam hakkı ve okyanusların korunması açısından tarihi bir sınava dönüşmüş durumda.

Yukarıda, soldan sağa: Temsilci Ejima, Büyükelçi Ertuğrul, JWA Başkanı Kubo, Senpaku Başkanı Tokoro ile çevirmen. Fotoğraf ise Japan Whaling Association’a, yani Japonya Balinacılık Derneği’ne ait.

IWC70 öncesi Türkiye Büyükelçisi Tokyo’da balina restoranında

IWC70 Genel Kurulu öncesinde avcı lobisinin diplomatik temaslarının ne boyuta ulaştığı ve Türkiye makamlarının bu çalışmalara yönelik tutumu Japonya basınına sızan haberlerle belgelendi.

Japon yerel basını Minato Shimbun ve Suisan Keizai Shimbun gazetesinin haberlerine göre; 6 Temmuz 2026 tarihinde Tokyo’da, Türkiye’nin Japonya Büyükelçisi Oğuzhan Ertuğrul; Japonya Balinacılık Birliği (JWA) Başkanı Yoshimitsu Kubo, Japonya’nın en büyük ticari balinacılık şirketi Kyodo Senpaku’nun Başkanı Hideki Tokoro ve İktidar Partisi (LDP) Balinacılık Parlamenterler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Kiyoshi Ejima ile bir araya geldi.

Kyodo Senpaku şirketine ait bir balina eti restoranında gerçekleşen bu yemekli toplantıda; Ertuğrul Fırkateyni ve İran-Irak Savaşı gibi tarihsel dostluk bağları araçsallaştırılarak, IWC’deki kararların av yanlısı lobilerin temel kılıfı olarak sunulan “bilimsel kanıtlara” dayanması gerektiği hususunda “uzlaşıldığı” belirtildi. JWA Başkanı Kubo, IWC70 öncesinde Türkiye Büyükelçisi’nin bu yaklaşımını “Japonya açısından büyük bir başarı” olarak nitelendirdi.

Haberlerde ayrıca, Türkiye Büyükelçisi Oğuzhan Ertuğrul’un ilk kez balina eti (carpaccio, biftek ve nigiri sushi) yediği ve yemeğin tamamlandığı ifade edildi.

İlgili haberin Japoncadan Türkçe ve İngilizceye çevirisini, yazımızın en altında paylaşıyoruz. Haberin orijinal Japonca PDF kaydı bu bağlantıda, Google Chrome otomatik çeviri özelliği ile haberin İngilizcesi ve PDF versiyonu da bu bağlantıda.

Türkiye’nin IWC üyelik süreci

Dışişleri Bakanlığı tarafından 2007’de hazırlanan ve 2011’de TBMM’ye sunulan tasarıların ardından, Türkiye uzun bir sürecin sonunda 30 Aralık 2025’te komisyona katılarak IWC’nin 89. üyesi oldu. Türkiye’nin bu komisyona katılım amacı resmi açıklamalarda ve sivil toplum bildirimlerinde; “Bu üyelik; balina türlerinin korunması ile deniz memelilerine ilişkin bilimsel çalışmaların değerlendirilmesine katkı sağlanması ve çok taraflı deniz diplomasisinde ülkemizin etkinliğinin artırılması açısından önemli bir gelişmedir” olarak tanımlandı.

Şimdi, Türkiye delegasyonunun bu “koruma” taahhüdünün arkasında durması ve komisyondaki ilk sınavında ticari balina avcılığına karşı net bir duruş sergilemesi gerekiyor.

Türkiye geçtiğimiz yıl Slovenya’da yapılan Bilimsel Komite toplantısında ilk kez yer almıştı. IWC’nin Bilimsel Komitesi genellikle her yıl toplanır, ancak bu komitede siyasi, hukuki veya idari kararlar alınmaz; sadece balina popülasyonları, ekolojik ve bilimsel veriler tartışılır. Bilimsel Komite’de “resolution” olarak anılan tasarılar oylanmaz. Komite sadece tavsiye kararları hazırlayıp ana komisyona sunar. IWC’de moratoryum ve koruma alanları gibi ülkelerin kader belirleyici siyasi oyları sadece Genel Kurul (plenary commission meeting) ana toplantılarında kullanılır. Bir önceki Genel Kurul IWC69, 2024 yılında Peru’da yapılmıştı ve o tarihte Türkiye henüz üye değildi. Türkiye’nin üyeliğinden sonraki ilk Genel Kurul Avustralya Hobart’ta yapılacak olan IWC70. Dolayısıyla, Türkiye siyasi bir karara el kaldırıp resmi oyunu tarihinde ilk defa Avustralya’daki bu masada kullanacak.

Yasağı delmeye yönelik örtülü tasarı

1986 yılından bu yana yürürlükte olan ticari balina avcılığı moratoryumu (yasağı), bugüne kadar yüz binlerce balinayı yok olmaktan kurtaran önemli uluslararası mutabakatlardan biri. Ancak IWC70 gündeminde, bu yasağı delmeyi amaçlayan son derece tehlikeli bir tasarı var. Antigua ve Barbuda öncülüğünde sunulan; Palau, St. Kitts ve Nevis, St. Lucia ve Togo tarafından desteklenen tasarı, hayvanları meta statüsüne indirgeyerek “balina stoklarının sürdürülebilir kullanımı” kisvesi altında ticari avcılığı yeniden başlatmanın yollarını arıyor.

Oysa “bilimsel araştırma” veya “sürdürülebilir kullanım” gibi kılıfların ardındaki ticari gerçeklik, 2014 yılında Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) tarafından da tescillenmişti. Birleşmiş Milletler’in en yüksek yargı organı olan ICJ, Avustralya’nın açtığı davada tarihi bir karara imza atarak, Japonya’nın Antarktika’da yürüttüğü sözde “bilimsel” balina avı programının tamamen ticari bir katliam olduğuna hükmetmiş ve durdurulmasını emretmişti.

Bugün IWC70’te masaya getirilen bu tasarı, uluslararası hukukun kapattığı sömürü kapısını yeni kelime oyunlarıyla ve diplomatik arka yollarla yeniden açma girişimidir.

  • Nitekim, tasarı metninde yer alan “harvesting of whale resources” (balina kaynaklarının hasadı); hayvanları adeta biçilecek bir ekin veya tüketilecek bir maden gibi “hasat” kelimesiyle tanımlıyor.
  • Benzer şekilde “orderly development of the whaling industry” (balinacılık endüstrisinin düzenli gelişimi) ifadesi, “sürdürülebilirlik” ve “koruma” kelimelerinin ardına saklanan asıl amacın, kâr odaklı ticari endüstriyi yeniden diriltmek ve uzun vadeli kılmak olduğunu açıkça itiraf ediyor.
  • “Food security and poverty reduction” (gıda güvenliği ve yoksulluğu azaltma) ibaresi ise, somut manipülasyonun en belirgin örneklerinden. Balina eti ve vücut parçaları lüks tüketim ürünleri ve kozmetik hammaddesi olarak kullanılmasına rağmen, ticari balina avcılığı faaliyetlerini “yoksullukla mücadele” maskesi altında sunarak kabul edilebilir kılmaya çalışıyorlar.

Hayvan katliamını “gelenek”, “bilim” veya “kültürel miras” kılıfıyla meşrulaştırma stratejisi, bugün Danimarka’nın Faroe Adaları’nda (Grindadráp) ve Japonya’nın Taiji Koyu’nda devam eden yunus ve balina katliamlarında da karşımıza çıkıyor. Yunus parkları ve hayvan bahçeleri gibi hayvan hapishanelerinin sürmesine sebep olan esaret endüstrisinin canlı hayvan talebini karşılamak ve turistik restoranlara lüks “gurme et” sunmak için sürdürülen bu kanlı ticaretler; IWC’de “sürdürülebilir kullanım” maskesinin ardına saklanan zihniyetle birebir aynı sömürü mekanizmasından besleniyor.

Diplomatik pazarlık tehlikesi

IWC’nin karar alma süreçleri, geçmişte hayvanların yaşam hakkının ülkelerin ekonomik ve ticari çıkarlarına tabi kılındığı diplomatik manevralara sahne oldu.

Örneğin, 1999 yılında dönemin Japonya Balıkçılık Bakan Yardımcısı, Karayip ve Afrika ülkelerine sağlanan balık işleme tesisleri ve ekonomik yardımların, bu ülkelerin IWC’deki desteklerini güvence altına almak amacıyla yapıldığını ifade etmişti. Benzer şekilde, 2001 yılında The Guardian tarafından yayımlanan bir araştırma; Dominika eski Çevre ve Balıkçılık Bakanı’nın, komisyondaki oylamaların ülkelerine sağlanan balıkçılık destekleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirttiğini ortaya koymuştu.

Japonya her ne kadar komisyondan ayrılmış olsa da; bugün IWC’de moratoryumu delmeye çalışan tasarının imzacıları olan Antigua ve Barbuda gibi diplomatik müttefikleri aracılığıyla, ticari balina avcılığını destekleyen lobicilik faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor. Bu durum, diplomatik baskı geleneğinin ve devletler arası güç savaşlarının arka planda hala aktif olduğunu gösteriyor.

Türkiye delegasyonunu, ilk kez oy kullanacağı bu masada, hayvanların yaşam hakkını diğer devletlerin ticari vaatlerine, “tarihsel dostluk” söylemlerine veya ekonomik çıkarlara kurban eden hiçbir diplomatik pazarlığa taraf olmamaya çağırıyor; komisyona katılırken beyan ettiği ‘koruma’ vizyonuna sadık kalarak yaşamdan yana, ilkeli bir duruş sergilemesinin şart olduğunun altını çiziyoruz.

Sivil toplumun ve medyanın dışarıda bırakılması

IWC’nin karanlık tarihi sadece oyların satılmasıyla değil, sivil toplumun susturulmasına yönelik pek çok örnekle de dolu. IWC toplantılarında sivil toplumun ve medyanın kritik anlarda kapı dışarı edilmesi, komisyonun en karanlık ve sistematik sansür taktiklerinden biri. Balina avcılığı lobisi, rüşvet ve diplomatik baskı iddiaları ayyuka çıktığında “uzlaşma” adı altında kapalı kapılar ardına saklanmayı bir refleks haline getirmiş durumda.

  • 2010 yılında Fas’ta yapılan Agadir zirvesinde, tam da ticari balina avcılığının tartışıldığı ana oturumda tüm hayvan hakları örgütleri ve medya mensupları salondan zorla çıkarılmış, kararlar kapalı kapılar ardında alınmıştı. Milyonlarca insanın bağışlarıyla oraya giden WDC, Sea Shepherd ve IFAW gibi sivil toplum örgütleri dışarıda bırakılmıştı.
  • 2011’de İngiltere’de yapılan bir başka IWC toplantısında ise, Birleşik Krallık hükümeti şeffaflık talep eden bir yasa tasarısı sunduğunda Japonya, İzlanda ve Norveç salonu terk etmiş ve ardından kararlar meclis salonunda değil, delegasyonların otel odalarındaki gizli toplantılarında alınmıştı.
  • IWC tüzüğündeki bir boşluktan faydalanılarak düzenlenen “Sadece Delegasyon Başkanları” (commissioners-only) oturumları da bu gizlilik kültürünün bir parçası. En kritik oylamalar öncesinde ülkelerin baş temsilcileri, toplantıyı sivil topluma ve medyaya kapatma hakkını kullanabiliyor. Bu uygulama, diplomatik pazarlıkların ve oyların nasıl manipüle edildiğinin kamuoyuna yansımasını engellemek için kullanılan kurumsal bir kılıftan ibaret.

Katliamın boyutları: Her yıl en az 1000 balina öldürülüyor

Balinalar, insanlığa veya gezegene sağladıkları faydalardan bağımsız olarak, hissedebilir bilinçli bireyler oldukları için devredilemez bir yaşam hakkına sahiptir. Hayvanların ticari birer “meta”, “kaynak” veya “stok” olarak görülmesini ve faydacı gerekçelerle sömürülmesini reddediyoruz. Balinalar, tıpkı balıklar ve diğer deniz canlıları gibi, okyanuslarda var olma hakkına doğuştan sahiptir.

Bununla birlikte, bu katliamın ardında yatan ekolojik yıkımın boyutlarını ortaya koymak, bu zulmün tüm gezegene verdiği zararı göstermek açısından da kritik önem taşıyor.

Uluslararası yasağa rağmen Norveç, İzlanda ve IWC’den ayrılan Japonya tarafından her yıl 1000’den fazla balina endüstriyel zıpkınlarla katlediliyor. Örneğin; Norveç dünyanın en büyük balina avcısı konumunda. Sadece 2023 yılında 500’den fazla Mink balinasını katletti. Japonya da kendi karasularında her yıl 200 ila 300 arasında balinayı (Mink, Bryde, Sei türlerine ait) öldürüyor. Üstelik yakın zamanda, nesli tükenme tehlikesi altındaki devasa uzun balinaları (fin whale) ticari av listesine ekledi. İzlanda ise, küresel tepkiler nedeniyle balina avcılığına zaman zaman ara verse de, faaliyete geçtiği yıllarda tek sezonda 100’den fazla uzun balinayı öldürüyor.

Bu devasa ve bilinçli hayvanlar; etleri sebebiyle lüks tüketim olarak, yağları ve vücut parçaları açısından da kozmetik endüstrisinde kullanılmak üzere, çoğu zaman hükümetlerin mali destekleriyle ve kamu fonlarıyla ayakta tutulan kâr odaklı bir endüstri uğruna öldürülüyor.

Bunun en somut örneği Japonya’dan. Deutsche Welle gazetesinin analizine göre, balina etinin piyasadaki satış fiyatı, avlanma maliyetinin altında kalıyor. Japonya 2019 yılında IWC’den ayrılıp ticari avcılığa döndüğünde, hükümet yıllık milyarlarca yen tutarındaki doğrudan sübvansiyonları faizsiz kredilere dönüştürerek sektörü yapay bir finansal koruma kalkanında tutmaya devam etmişti.

Balinaların yaşamsal ekosistemlere etkisi

“İklim savaşçıları” olarak bilinen balinalar, gezegenin hayatta kalma mekanizmasının kilit taşları. Deniz biyologlarının yayımladığı bilimsel raporlar, balinaların ekolojik rolünü çarpıcı verilerle ortaya koyuyor.

Bir ağaç yılda ortalama 21 kg karbon emerken, bir balina ömrü boyunca vücudunda ortalama 33 ton karbondioksit (CO₂) depoluyor. Devasa karbon yutakları olarak bilinen balinalar, öldüklerinde bu karbonu okyanus tabanına gömerek yüzyıllar boyunca atmosferden uzak tutuyorlar. Balinalar ayrıca derin sularda beslenip yüzeyde dışkılarlar. Demir ve azot açısından zengin olan bu dışkı, fitoplanktonlar için hayati bir gübre. Fitoplanktonlar, dünyadaki tüm karbondioksitin %40’ını (yaklaşık 4 Amazon ormanı kadar) emer ve soluduğumuz oksijenin en az %50’sini üretir. Yani balinalar ölürse, fitoplanktonlar azalır; fitoplanktonlar azalırsa okyanusun ve dünyanın nefes alma kapasitesi çöker.

IWC70’in diğer önemli gündemleri

IWC70’te masaya yatırılacak olan konular yalnızca balina avcılığı ile sınırlı değil. Balinalar ve diğer deniz memelilerinin yaşam hakkını tehdit eden insan kaynaklı birçok yıkıcı faktör de komisyonun gündeminde olacak:

  • Balıkçılık endüstrisi ve tesadüfi ağlara takılma (bycatch): Balıkçılık endüstrisinin devasa ağlarına takılarak boğulan balinalar ve yunuslar (özellikle Avustralya’nın göç yolları üzerinde kullandığı tartışmalı köpekbalığı ağları).
  • Gemilerle çarpışma vakaları: Artan deniz trafiğinin balinalar için ölümcül bir tehlikeye dönüşmesi.
  • İklim krizi ve gürültü kirliliği: Balinaların besin zincirini yok eden iklim değişikliği ve okyanuslardaki endüstriyel/askeri gürültü kirliliğinin deniz memelilerinin yön bulma yetilerini bozarak karaya vurmalarına sebep olması.
  • İzlanda ve Norveç’in ihlalleri: Uluslararası moratoryuma rağmen ticari balina avcılığına devam eden İzlanda ve Norveç’in öldürme yöntemlerinin mercek altına alınması.

Türkiye’ye çağrımız: “Hayır” oyu kullanın

Türkiye Vegan Derneği (TVD) olarak, “deniz memelilerini koruma” vizyonuyla komisyona katılan Türkiye delegasyonuna, Tarım ve Orman Bakanlığı’na ve IWC ile bağlantılı resmi açıklamaları bulunan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’ne çağrıda bulunuyoruz:

1. Ticari balina avcılığı moratoryumunu zayıflatmayı hedefleyen, hayvanların yaşam hakkına ve uluslararası hukukun ruhuna aykırı bu tehlikeli tasarıya karşı HAYIR oyu kullanın.

2. Arjantin, Brezilya ve Uruguay tarafından 28 yıldır sunulan ancak ticari lobilerce sürekli engellenen Güney Atlantik Balina Koruma Alanı’nın kurulmasına EVET deyin.

3. IWC’nin karanlık tarihindeki antidemokratik “gizli toplantılar” geleneğine ve sivil toplum ile medyanın zorla dışarı çıkarıldığı “Sadece Delegasyon Başkanları” oturumlarına karşı durun. Şeffaflık talep eden sivil toplumun sesini komisyonda savunun.

4. Toplantıdaki nihai tutumunuzu ve oylarınızın gerekçesini şeffaf bir biçimde kamuoyuna duyurun. Türkiye’nin komisyondaki ilk oyu ticari hayvan sömürüsünden değil, yaşam hakkından yana olmalıdır.

–

Kaynaklar: Yunuslara Özgürlük Platformu, The Guardian, Humane World for Animals, Uluslararası Adalet Divanı, WDC, Reuters, IWC

Kapak fotoğrafı: Tim Watters/Sea Shepherd Australia/dpa/picture alliance (2013 yılında Nisshin Maru adlı Japonya gemisinin Güney Okyanusu’nda öldürdüğü ve işlemek üzere beklettiği mink balinaları)

–

Japonya basını: Japonya Balinacılık Derneği ile Türkiye Büyükelçisi görüştü

Balina türlerinin bilimsel kullanımı konusunda uzlaşıldı

9 Temmuz 2026, saat 17.50’de Minato Shimbun gazetesinde yayımlandı

Japon Balinacılık Derneği’nin (başkanı Kubo, 久保好) verdiği bilgiye göre dernek, 6 Temmuz’da Tokyo’da, geçen yılın aralık ayında Uluslararası Balinacılık Komisyonu’na (IWC) üye olan Türkiye’nin Japonya Büyükelçisi Oğuzhan Ertuğrul ile görüş alışverişinde bulundu. Taraflar, balina türü kaynaklarının kullanımının bilimsel temelde tartışılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardı.

Balina eti yemeklerini ilk kez deneyen Büyükelçi Ertuğrul, Japonya’nın en büyük balinacılık şirketi Kyodo Senpaku’nun işlettiği balina eti restoranı Kujira no Ōsama La Balena nel Parco’da carpaccio, biftek ve nigiri suşi gibi balina eti yemeklerini tattı.

Görüşmeye, Liberal Demokrat Parti’nin Balinacılık Parlamento Grubu Genel Sekreter Yardımcısı ve Danışmanlar Meclisi üyesi Kiyoshi Ejima da katıldı. Ejima ile Büyükelçi Ertuğrul; 1890’da Wakayama açıklarında bir Türk gemisinin kazaya uğramasıyla yaşanan Ertuğrul Fırkateyni faciasında Japonya’nın yürüttüğü kurtarma çalışmalarını ve İran-Irak Savaşı sırasında Türk Hava Yolları uçağıyla Japonların kurtarılmasını anarak iki ülke arasındaki derin bağları yeniden teyit etti. Ayrıca IWC’de balina türü kaynaklarının kullanımına ilişkin tartışmaların bilimsel kanıtlara dayanarak yürütülmesi gerektiği konusunda mutabık kaldı.

Kyodo Senpaku Başkanı Hideki Tokoro (所英樹), şimdiye kadar yapılan araştırma ve deneylerin sonuçlarını aktararak balina etinde bulunan bileşenlerin insan sağlığının iyileştirilmesi ve uzun yaşam üzerinde olumlu etkiler göstermesinin beklendiğini açıkladı. Dernek Başkanı Kubo ise IWC Genel Kurulu’nun bu yıl eylül ayında Avustralya’nın Hobart kentinde düzenlenecek olmasına değinerek, “Yeni üye olan Türkiye’nin büyükelçisinin, ülkesinin tutumunu bilimsel kanıtlara dayanarak belirleyeceğini ifade etmesi büyük bir kazanımdır,” sözleriyle görüşmenin önemini vurguladı.

Fotoğraf altı: Soldan sağa: Danışmanlar Meclisi üyesi Ejima, Büyükelçi Ertuğrul, Dernek Başkanı Kubo, şirket başkanı Tokoro ve tercüman. (Japon Balinacılık Derneği’nin sağladığı fotoğraf)

Kaynak: Minato Shimbun

Japan press: Japan Whaling Association meets with Turkish ambassador

Agreement on the scientific use of cetaceans

Published July 9, 2026, at 5:50 p.m. at Minato Shimbun

According to the Japan Whaling Association, whose chairman is Kubo (久保好), the association exchanged views in Tokyo on July 6 with Oğuzhan Ertuğrul, Türkiye’s ambassador to Japan. Türkiye joined the International Whaling Commission (IWC) last December. The two sides agreed that the use of cetacean resources should be discussed on a scientific basis.

Ambassador Ertuğrul, who was trying whale dishes for the first time, sampled whale dishes including carpaccio, steak, and nigiri sushi at Kujira no Ōsama La Balena nel Parco, a whale-meat restaurant operated by Kyodo Senpaku, Japan’s largest whaling company.

Kiyoshi Ejima, a member of the House of Councillors and deputy secretary-general of the Liberal Democratic Party’s parliamentary group on whaling, also attended the meeting. Ejima and Ambassador Ertuğrul reaffirmed the deep ties between the two countries, recalling Japan’s rescue efforts after the 1890 Ertuğrul incident, when a Turkish ship was wrecked off the coast of Wakayama, and the rescue of Japanese nationals by a Turkish Airlines aircraft during the Iran-Iraq War. They also agreed that discussions at the IWC on the use of cetacean resources should be based on scientific evidence.

Hideki Tokoro (所英樹), president of Kyodo Senpaku, explained that research and experiments to date suggest that compounds found in whale meat may help promote human health and longevity. Kubo, the association’s chairman, noted that the IWC General Meeting will be held in Hobart, Australia, this September. Emphasizing the significance of the meeting, he said, “It is a major achievement that the ambassador of Türkiye, a new member, has stated that his country will determine its position on the basis of scientific evidence.”

Photo caption: From left: House of Councillors member Ejima, Ambassador Ertuğrul, Association Chairman Kubo, company president Tokoro, and an interpreter. (Photo provided by the Japan Whaling Association)

Source: Minato Shimbun

Güncelleme: 1. ve 2. günde balinalar için kritik eşik

Kritik tasarılar

Uluslararası Balinacılık Komisyonu’nun (IWC) Avustralya Hobart’taki Genel Kurulu’nda dün çok kritik iki zıt tasarı masaya yatırıldı.

1. Brezilya ve Latin Amerika ülkelerinin öncülük ettiği, balinaların sömürülmesini değil, doğal yaşam alanlarında özgürce yaşatılmasını savunan ve 28 yıldır ticari lobiler tarafından engellenen Güney Atlantik Balina Koruma Alanı (SAWS) tasarısı.

2. Japonya ile yakın ilişkileri bilinen St. Lucia ile Antigua ve Barbuda tarafından sunulan, 40 yıllık uluslararası ticari balina avcılığı yasağını (moratoryum) balinaların “sürdürülebilir kullanımı” tanımıyla delmeyi amaçlayan tehlikeli tasarı.

Meksika, Hindistan, İngiltere ve Avustralya gibi ülkeler balinaların yaşam savunuculuğunu üstlenirken; Japonya destekli olduğu bilinen katliam yanlısı odaklar ticari balina avcılığı yasağını kaldırmak için baskılarını sürdürüyor.

Antigua ve Barbuda’nın girişimi ve çok sayıda üye devlet ile STÖ’nün itirazıyla tasarı, taslak çalışma komitesine taşındı (drafting committee).

Süreç şekillenirken balinaların ve okyanusların geleceği kritik bir eşikte duruyor.

Türkiye’nin komisyona ilk katılımı, Büyükelçi’nin Tokyo’da avcılık lobisiyle balina eti denediği yemek diplomasisiyle gölgelendi.

Bu karanlık tablo karşısında Tarım ve Orman Bakanlığı, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, kamuoyuna, gezegene ve balinalara karşı kurumsal sorumluluğunu yerine getirmekle yükümlüdür.

Yaşam hakkı ekonomik çıkarlara ve ticari pazarlıklara kurban edilemez.

Çağrımızı yineliyoruz: 📢

• Balina avcılığını diriltecek 8.6 no’lu tasarıya karşı net HAYIR diyin.
• Güney Atlantik Balina Koruma Alanı’na EVET yanıtı verin.
• Türkiye’nin kullanılması halinde ilk oyunu ve duruşunu şeffaflıkla kamuoyuna duyurun.

Türkiye’nin açılış konuşması

Türkiye’nin 1. günde yaptığı açılış konuşması Türkçe ve İngilizce olarak aşağıdadır:

“Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler ve delegeler.

Türkiye’nin, taraf bir hükümet olarak Uluslararası Balinacılık Komisyonu’nun (IWC) bir toplantısına ilk kez katılması büyük bir memnuniyettir.

Başlangıçta Türkiye, Hobart’taki IWC70’e ev sahipliği yaptığı için Avustralya hükümetine en içten takdirlerini sunmayı ve IWC sekreteryasına ile bu toplantının hazırlıklarına katkıda bulunan herkese teşekkür etmeyi ister. Türkiye, Balina Avcılığının Düzenlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme’ye katılım belgesini 30 Aralık 2025 tarihinde tevdi ederek komisyona resmi olarak katılmıştır.

Dolayısıyla IWC70’e katılımımız Türkiye için önemli bir dönüm noktasıdır. Taraf hükümet olarak ilk toplantımızın, sözleşmenin imzalanmasının 18. yıl dönümüne denk gelmesi özellikle anlamlıdır.

Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Akdeniz ile çevrili olan Türkiye’nin denizlerle köklü ekonomik, bilimsel ve kültürel bağları bulunmaktadır. Coğrafyamızdan ve denizcilik mirasımızdan kaynaklanan sorumlulukların bilinciyle, deniz ekosistemlerinin korunmasına ve sucul canlı kaynaklarının bilim temelli ve sürdürülebilir yönetimine büyük önem veriyoruz.

Balinalar ve diğer deniz memelileri ile ilgili konulara bu daha geniş perspektiften yaklaşıyoruz.

IWC’yi; bilimsel değerlendirmelerin karar alma süreçlerini yönlendirebileceği, farklı yaklaşım ve perspektiflerin sözleşmenin amaçları doğrultusunda değerlendirilebileceği, iş birliği ve diyalog için önemli bir uluslararası platform olarak görüyoruz.

Bu bağlamda Türkiye, mevcut en iyi bilimsel bilgilerin, etkili, dengeli ve uygulanabilir koruma ve yönetim politikaları için sağlam bir temel oluşturmasını sağlamaya özellikle önem vermektedir.

Türkiye, sucul canlı kaynaklarının yönetimi konusunda güçlü bir kurumsal kapasiteye ve geniş bir deneyime sahiptir.

Akdeniz Genel Balıkçılık Komisyonu ve Atlantik Ton Balıklarının Korunması Uluslararası Komisyonu dahil olmak üzere bölgesel balıkçılık yönetim organizasyonlarına aktif katılımımız, bu alandaki uluslararası iş birliğine ve sürdürülebilir yönetime olan uzun soluklu taahhüdümüzü yansıtmaktadır.

Türkiye ayrıca, 2018 yılından bu yana Karadeniz, Akdeniz ve bitişik Atlantik bölgesindeki deniz memelilerinin (balina ve yunusların) korunmasına ilişkin anlaşmaya (ACCOBAMS) taraf olup, deniz memelilerinin korunmasına yönelik bölgesel iş birliğine aktif olarak katkıda bulunmaktadır. Ulusal düzeyde ise, veri toplamayı güçlendirmek ve deniz memelileri hakkındaki bilimsel bilgiyi genişletmek amacıyla bilimsel çalışmalar yürütülmektedir.

Denizler ve okyanuslarla ilgilenen uluslararası kuruluşların ve mekanizmaların, kendi yetki alanlarına ve yetkinlik alanlarına tam olarak saygı gösterirken, karşılıklı destekleyici ve tamamlayıcı bir şekilde çalışması gerektiğine inanıyoruz.

Bu bağlamda, denizde ve deniz ekosistemlerinde farklı faaliyetler arasındaki etkileşimleri hesaba katan bütüncül yaklaşımlara da önem veriyoruz.

Yeni bir taraf hükümet olarak Türkiye, komisyonun çalışmalarına yapıcı bir şekilde katkıda bulunmayı dört gözle beklemektedir.

Taraf hükümetler arasında diyaloga, karşılıklı saygıya ve şeffaf bilgi paylaşımına büyük değer veriyoruz. Komisyon içindeki karşılıklı anlayışı ve iş birliğini güçlendirmek amacıyla, farklı önceliklerin ve perspektiflerin ihtiyatlı ve dengeli bir şekilde ele alınması gerektiğine inanıyoruz.

Sayın Başkan, Türkiye IWC’ye yapıcı katılım, uluslararası iş birliği ve bilime dayalı karar alma taahhüdüyle girmektedir. Önümüzdeki yıllarda tüm taraf hükümetlerle çalışmayı ve komisyonun çalışmalarına aktif olarak katkıda bulunmayı dört gözle bekliyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle, IWC’nin 70. toplantısına en içten başarılarımızı diler; müzakerelerimizin yapıcı ve geniş desteğe sahip sonuçlar doğurmasını umarız. Teşekkür ederim.

Çok teşekkür ederim. Türkiye Cumhuriyeti.”

28 Eylül 2026

–

İlk gün gerçekleştirilen Türkiye’nin açılış konuşması, IWC YouTube 1. gün canlı yayın videosunda, 1:49:08 – 1:54:20 timecode’ları arasında.

–

Turkiye’s opening speech delivered on the first day is between the 1:49:08 and 1:54:20 timecodes in the IWC YouTube Day 1 live stream video.

–

“Mr. Chair, distinguished members and delegates.

It is great pleasure for Turkey to participate for the first time in a meeting of the International Whaling Commission as a contracting government.

At the outset, Turkey wishes to express its sincere appreciation to the government of Australia for hosting IWC70 in Hobart and to thank the IWC secretariat and all those who have contributed to the preparation of this meeting. Turkey deposited its instrument of accession to the International Convention for the Regulation of Whaling on 30 December 2025 thereby formally joining the commission.

Our participation in IWC70 is therefore an important milestone for Turkey. It is particularly meaningful that our first meeting as contracting government coincides with the 18th anniversary of the signing of the convention.

Turkey bordered by the Black Sea, the Sea of Marmara, the Aegean Sea and the Mediterranean Sea has deep-rooted economic, scientific and cultural ties with the seas. Mindful of the responsibilities arising from the geography and our maritime heritage, we attach great importance to the conservation of marine ecosystems and to the science-based and sustainable management of aquatic living resources.

We approach issues related to the whales and the other marine mammals within this broader perspective.

We regard the IWC as an important international platform for cooperation and dialogue where scientific assessments can inform decision making and different approaches and perspectives can be considered in accordance with the objectives of the convention.

In this regard, Turkey attaches particular importance to ensuring that the best available scientific information provides a sound basis for effective, balanced and implementable conservation and management policies.

Turkey has strong institutional capacity and extensive experience in the management of aquatic living resources.

Our active engagement in regional fisheries management organizations including in the General Fisheries Commission for the Mediterranean and the International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas reflects our longstanding commitment to international cooperation and sustainable management in this field.

Turkey has also been a party to the Agreement on the Conservation of Cetaceans of the Black Sea, Mediterranean Sea and Contiguous Atlantic Area (ACCOBAMS) since 2018 and actively contributes to regional cooperation for the conservation of marine mammals. At the national level, scientific studies are being conducted to strengthen data collection and expand scientific knowledge on marine mammals.

We believe that international organizations and mechanisms dealing with seas and oceans should work in a mutually supportive and complimentary manner while fully respecting their respective mandates and areas of competence.

In this context, we also attach importance to holistic approaches that take into account the interactions between different activities at the sea and marine ecosystems.

As a new contracting government, Turkey looks forward to contributing constructively to the work of the commission.

We place great value on dialogue, mutual respect and transparent information sharing among contracting governments. We believe that different priorities and perspectives should be addressed in a prudent and balanced manner with a view to strengthening mutual understanding and cooperation within the commission.

Mr. Chair, Turkey enters the IWC with a commitment to constructive engagement, international cooperation and science-based decision making. We look forward to working with all contracting governments and contributing actively to the commission’s work in the years ahead. In this spirit, we wish the 70th meeting of the IWC every success and hope that our deliberations will lead to constructive and broadly supported outcomes. Thank you.

Thank you very much. Republic of Turkey.”

Güncelleme: 4. günde diplomatik manevralar ve devam eden tehlike

Uluslararası Balinacılık Komisyonu’nun (IWC) 70. toplantısının 4. gün oturumlarında balinaların yaşam hakkı adına kritik bir diplomatik manevra yaşandı. Ticari balina avcılığı yasağını “sürdürülebilir kullanım” tanımıyla delmeyi amaçlayan 8.6 numaralı tasarı, komisyon içindeki tepkilerin ardından karar destekçileri tarafından “şartlı olarak” geri çekildi. Ancak tehlike sürüyor çünkü balina avcılığı yanlısı heyetler, küresel moratoryumu ilgilendiren maddeler üzerinde kelime düzeyinde değişiklikler yaparak tasarıyı yeniden müzakereye açmak üzere süre talep etti.

7:19:21’den itibaren konuşan Grenada temsilcisi, “şartlı geri çekme” ve revizyon taleplerini iletiyor.

IWC YouTube kanalındaki canlı yayınlardan öğrendiğimiz ve IWC’nin 4. gün resmi özetinden teyit edebildiğimiz bilgilere göre, hem revize edilerek yeniden masaya getirilecek bu avcılık tasarısı hem de 28 yıldır engellenen Güney Atlantik Balina Koruma Alanı (SAWS) taslağı için nihai kararlar zirvenin son günü olan 2 Ekim’de saat 09:00’dan itibaren verilecek (TSİ 02:00).

Karar anı yaklaşırken, Türkiye heyetinin sergileyeceği duruş gezegenin ve okyanus ekosisteminin geleceği için hayati bir sorumluluk barındırıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nü, zirvede “uzlaşı” adı altında şekillenebilecek diplomatik taviz baskılarına karşı net bir tutum almaya çağırıyoruz.

Çünkü IWC sözleşmesindeki önemli 10 (e) maddesi, 1986 yılından beri ticari balina avcılığını yasaklayan ve “av kotaları” tanımıyla sunulan balina katliamı faaliyetlerini sıfıra indiren tarihi moratoryumun temelini oluşturuyor. Avcılık lobisi, doğrudan bu yasağı kaldırmak için gereken çoğunluğu sağlayamadığından, 8.6 numaralı bir karar tasarısı sunarak yasağın “bilimsel olarak” gözden geçirilmesi talebiyle süreci dolaylı yoldan başlatmayı hedefliyor. Şu an bu tasarının dilini “sürdürülebilirlik” veya “uzlaşı” gibi kelimelerle yumuşatıp diğer ülkeleri ikna ederek moratoryumun kilidini açmaya çalışıyorlar.

Bu nedenle, av yanlısı taraf devletlere verilecek herhangi bir destek, 40 yıllık küresel yasağın fiilen delinmesi anlamına gelecek.

Türkiye, 40 yıldır devam eden ve balina popülasyonlarının sağlıklı bir şekilde artmasını sağlayan ticari avcılık yasağını esnetecek hiçbir metin revizyonuna geçit vermemeli.

Yeniden paketlenerek sunulacak olan 8.6 numaralı tasarının müzakerelerinde moratoryumun tavizsiz sürdürülmesini kararlılıkla savunmalı, Güney Atlantik’teki yaşam alanlarını güvence altına alacak koruma tasarısını ise açıkça desteklemelidir.

Hayvanların yaşam hakkı ve gezegenin geleceği ticari pazarlıklara kurban edilemez.

Önceki İçerikBakanlığın atmacacılık raporu: Koruma altındaki 300 kuş ölüyor
Sonraki İçerikWhale “meating” ahead of IWC70: Türkiye must vote ‘No’ to whaling

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.