30 Aralık 2025’te IWC’ye resmen taraf olan Türkiye, komisyonun iki yılda bir düzenlenen karar alıcı Genel Kurul toplantısına ilk kez üye ülke statüsüyle katılacak ve balinaların geleceğini doğrudan etkileyecek hayati tasarılar için masada ilk defa oy kullanacak. Bunlardan biri de ticari balina avcılığı. Ancak IWC70 öncesinde Japonya basınına yansıyan haberler, balina avcılığını destekleyen lobinin Türkiye ile diplomatik temaslarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Türkiye ilk kez oy kullanırken “hayır” demeli
Uluslararası Balinacılık Komisyonu’nun (IWC) 70. toplantısı, 27 Eylül–2 Ekim 2026 tarihleri arasında Avustralya’nın Hobart kentinde sivil toplum kuruluşları ve hükümet delegasyonlarının katılımıyla gerçekleşiyor.
Türkiye’den Tarım ve Orman Bakanlığı ile IWC’ye ilişkin resmi açıklamalarda bulunan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü yetkililerinin katılım göstereceği bu kritik Genel Kurul toplantısı öncesinde beklentimiz net: Türkiye, ticari balina katliamına tartışmasız bir şekilde “HAYIR” demelidir. İlgili bakanlık ve birimlerin; oylarını balinaların yaşam hakkından ve gezegenin geleceğinden yana kullanarak tavizsiz ve ilkeli bir tutum sergilemesini bekliyoruz.
Ancak, 6 Temmuz 2026’da Tokyo’da, Türkiye’nin Japonya Büyükelçisi Oğuzhan Ertuğrul ile Japonya’nın en büyük ticari balinacılık şirketi Kyodo Senpaku ve Japonya Balinacılık Birliği (JWA) yöneticilerinin şirkete ait bir balina restoranında buluştuğu ve IWC kararlarının ticari sömürünün temel kılıfı olan “bilimsel kanıtlara” dayanması gerektiği konusunda uzlaşıldığı ortaya çıktı. Diplomatik pazarlıkların bu boyuta ulaştığı bir denklemde, Türkiye’nin ticari katliam tasarısına karşı sergileyeceği tutum, yaşam hakkı ve okyanusların korunması açısından tarihi bir sınava dönüşmüş durumda.
IWC70 öncesi Türkiye Büyükelçisi Tokyo’da balina restoranında
IWC70 Genel Kurulu öncesinde avcı lobisinin diplomatik temaslarının ne boyuta ulaştığı ve Türkiye makamlarının bu çalışmalara yönelik tutumu Japonya basınına sızan haberlerle belgelendi.
Japon yerel basını Minato Shimbun ve Suisan Keizai Shimbun gazetesinin haberlerine göre; 6 Temmuz 2026 tarihinde Tokyo’da, Türkiye’nin Japonya Büyükelçisi Oğuzhan Ertuğrul; Japonya Balinacılık Birliği (JWA) Başkanı Yoshimitsu Kubo, Japonya’nın en büyük ticari balinacılık şirketi Kyodo Senpaku’nun Başkanı Hideki Tokoro ve İktidar Partisi (LDP) Balinacılık Parlamenterler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Kiyoshi Ejima ile bir araya geldi.
Kyodo Senpaku şirketine ait bir balina eti restoranında gerçekleşen bu yemekli toplantıda; Ertuğrul Fırkateyni ve İran-Irak Savaşı gibi tarihsel dostluk bağları araçsallaştırılarak, IWC’deki kararların av yanlısı lobilerin temel kılıfı olarak sunulan “bilimsel kanıtlara” dayanması gerektiği hususunda “uzlaşıldığı” belirtildi.
JWA Başkanı Kubo, IWC70 öncesinde Türkiye Büyükelçisi’nin bu yaklaşımını “Japonya açısından büyük bir başarı” olarak nitelendirdi. Üstelik haberlerde, Türkiye Büyükelçisi’ne ilk kez balina eti (carpaccio, biftek ve nigiri sushi) servis edildiği ve büyükelçinin menüdeki tüm balina etlerini yediği açıkça ifade edildi.

Türkiye’nin IWC üyelik süreci
Dışişleri Bakanlığı tarafından 2007’de hazırlanan ve 2011’de TBMM’ye sunulan tasarıların ardından, Türkiye uzun bir sürecin sonunda 30 Aralık 2025’te komisyona katılarak IWC’nin 89. üyesi oldu. Türkiye’nin bu komisyona katılım amacı resmi açıklamalarda ve sivil toplum bildirimlerinde; “Bu üyelik; balina türlerinin korunması ile deniz memelilerine ilişkin bilimsel çalışmaların değerlendirilmesine katkı sağlanması ve çok taraflı deniz diplomasisinde ülkemizin etkinliğinin artırılması açısından önemli bir gelişmedir” olarak tanımlandı.
Şimdi, Türkiye delegasyonunun bu “koruma” taahhüdünün arkasında durması ve komisyondaki ilk sınavında ticari balina avcılığına karşı net bir duruş sergilemesi gerekiyor.
Türkiye geçtiğimiz yıl Slovenya’da yapılan Bilimsel Komite toplantısında ilk kez yer almıştı. IWC’nin Bilimsel Komitesi genellikle her yıl toplanır, ancak bu komitede siyasi, hukuki veya idari kararlar alınmaz; sadece balina popülasyonları, ekolojik ve bilimsel veriler tartışılır. Bilimsel Komite’de “resolution” olarak anılan tasarılar oylanmaz. Komite sadece tavsiye kararları hazırlayıp ana komisyona sunar. IWC’de moratoryum ve koruma alanları gibi ülkelerin kader belirleyici siyasi oyları sadece Genel Kurul (plenary commission meeting) ana toplantılarında kullanılır. Bir önceki Genel Kurul IWC69, 2024 yılında Peru’da yapılmıştı ve o tarihte Türkiye henüz üye değildi. Türkiye’nin üyeliğinden sonraki ilk Genel Kurul Avustralya Hobart’ta yapılacak olan IWC70. Dolayısıyla, Türkiye siyasi bir karara el kaldırıp resmi oyunu tarihinde ilk defa Avustralya’daki bu masada kullanacak.
Yasağı delmeye yönelik örtülü tasarı
1986 yılından bu yana yürürlükte olan ticari balina avcılığı moratoryumu (yasağı), bugüne kadar yüz binlerce balinayı yok olmaktan kurtaran önemli uluslararası mutabakatlardan biri. Ancak IWC70 gündeminde, bu yasağı delmeyi amaçlayan son derece tehlikeli bir tasarı var. Antigua ve Barbuda öncülüğünde sunulan; Palau, St. Kitts ve Nevis, St. Lucia ve Togo tarafından desteklenen tasarı, hayvanları meta statüsüne indirgeyerek “balina stoklarının sürdürülebilir kullanımı” kisvesi altında ticari avcılığı yeniden başlatmanın yollarını arıyor.
Oysa “bilimsel araştırma” veya “sürdürülebilir kullanım” gibi kılıfların ardındaki ticari gerçeklik, 2014 yılında Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) tarafından da tescillenmişti. Birleşmiş Milletler’in en yüksek yargı organı olan ICJ, Avustralya’nın açtığı davada tarihi bir karara imza atarak, Japonya’nın Antarktika’da yürüttüğü sözde “bilimsel” balina avı programının tamamen ticari bir katliam olduğuna hükmetmiş ve durdurulmasını emretmişti.
Bugün IWC70’te masaya getirilen bu tasarı, uluslararası hukukun kapattığı sömürü kapısını yeni kelime oyunlarıyla ve diplomatik arka yollarla yeniden açma girişimidir.
- Nitekim, tasarı metninde yer alan “harvesting of whale resources” (balina kaynaklarının hasadı); hayvanları adeta biçilecek bir ekin veya tüketilecek bir maden gibi “hasat” kelimesiyle tanımlıyor.
- Benzer şekilde “orderly development of the whaling industry” (balinacılık endüstrisinin düzenli gelişimi) ifadesi, “sürdürülebilirlik” ve “koruma” kelimelerinin ardına saklanan asıl amacın, kâr odaklı ticari endüstriyi yeniden diriltmek ve uzun vadeli kılmak olduğunu açıkça itiraf ediyor.
- “Food security and poverty reduction” (gıda güvenliği ve yoksulluğu azaltma) ibaresi ise, somut manipülasyonun en belirgin örneklerinden. Balina eti ve vücut parçaları lüks tüketim ürünleri ve kozmetik hammaddesi olarak kullanılmasına rağmen, ticari balina avcılığı faaliyetlerini “yoksullukla mücadele” maskesi altında sunarak kabul edilebilir kılmaya çalışıyorlar.
Hayvan katliamını “gelenek”, “bilim” veya “kültürel miras” kılıfıyla meşrulaştırma stratejisi, bugün Danimarka’nın Faroe Adaları’nda (Grindadráp) ve Japonya’nın Taiji Koyu’nda devam eden yunus ve balina katliamlarında da karşımıza çıkıyor. Yunus parkları ve hayvan bahçeleri gibi hayvan hapishanelerinin sürmesine sebep olan esaret endüstrisinin canlı hayvan talebini karşılamak ve turistik restoranlara lüks “gurme et” sunmak için sürdürülen bu kanlı ticaretler; IWC’de “sürdürülebilir kullanım” maskesinin ardına saklanan zihniyetle birebir aynı sömürü mekanizmasından besleniyor.
Diplomatik pazarlık tehlikesi
IWC’nin karar alma süreçleri, geçmişte hayvanların yaşam hakkının ülkelerin ekonomik ve ticari çıkarlarına tabi kılındığı diplomatik manevralara sahne oldu.
Örneğin, 1999 yılında dönemin Japonya Balıkçılık Bakan Yardımcısı, Karayip ve Afrika ülkelerine sağlanan balık işleme tesisleri ve ekonomik yardımların, bu ülkelerin IWC’deki desteklerini güvence altına almak amacıyla yapıldığını ifade etmişti. Benzer şekilde, 2001 yılında The Guardian tarafından yayımlanan bir araştırma; Dominika eski Çevre ve Balıkçılık Bakanı’nın, komisyondaki oylamaların ülkelerine sağlanan balıkçılık destekleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirttiğini ortaya koymuştu.
Japonya her ne kadar komisyondan ayrılmış olsa da; bugün IWC’de moratoryumu delmeye çalışan tasarının imzacıları olan Antigua ve Barbuda gibi diplomatik müttefikleri aracılığıyla, ticari balina avcılığını destekleyen lobicilik faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor. Bu durum, diplomatik baskı geleneğinin ve devletler arası güç savaşlarının arka planda hala aktif olduğunu gösteriyor.
Türkiye delegasyonunu, ilk kez oy kullanacağı bu masada, hayvanların yaşam hakkını diğer devletlerin ticari vaatlerine, “tarihsel dostluk” söylemlerine veya ekonomik çıkarlara kurban eden hiçbir diplomatik pazarlığa taraf olmamaya çağırıyor; komisyona katılırken beyan ettiği ‘koruma’ vizyonuna sadık kalarak yaşamdan yana, ilkeli bir duruş sergilemesinin şart olduğunun altını çiziyoruz.
Sivil toplumun ve medyanın dışarıda bırakılması
IWC’nin karanlık tarihi sadece oyların satılmasıyla değil, sivil toplumun susturulmasına yönelik pek çok örnekle de dolu. IWC toplantılarında sivil toplumun ve medyanın kritik anlarda kapı dışarı edilmesi, komisyonun en karanlık ve sistematik sansür taktiklerinden biri. Balina avcılığı lobisi, rüşvet ve diplomatik baskı iddiaları ayyuka çıktığında “uzlaşma” adı altında kapalı kapılar ardına saklanmayı bir refleks haline getirmiş durumda.
- 2010 yılında Fas’ta yapılan Agadir zirvesinde, tam da ticari balina avcılığının tartışıldığı ana oturumda tüm hayvan hakları örgütleri ve medya mensupları salondan zorla çıkarılmış, kararlar kapalı kapılar ardında alınmıştı. Milyonlarca insanın bağışlarıyla oraya giden WDC, Sea Shepherd ve IFAW gibi sivil toplum örgütleri dışarıda bırakılmıştı.
- 2011’de İngiltere’de yapılan bir başka IWC toplantısında ise, Birleşik Krallık hükümeti şeffaflık talep eden bir yasa tasarısı sunduğunda Japonya, İzlanda ve Norveç salonu terk etmiş ve ardından kararlar meclis salonunda değil, delegasyonların otel odalarındaki gizli toplantılarında alınmıştı.
- IWC tüzüğündeki bir boşluktan faydalanılarak düzenlenen “Sadece Delegasyon Başkanları” (commissioners-only) oturumları da bu gizlilik kültürünün bir parçası. En kritik oylamalar öncesinde ülkelerin baş temsilcileri, toplantıyı sivil topluma ve medyaya kapatma hakkını kullanabiliyor. Bu uygulama, diplomatik pazarlıkların ve oyların nasıl manipüle edildiğinin kamuoyuna yansımasını engellemek için kullanılan kurumsal bir kılıftan ibaret.
Katliamın boyutları: Her yıl en az 1000 balina öldürülüyor
Balinalar, insanlığa veya gezegene sağladıkları faydalardan bağımsız olarak, hissedebilir bilinçli bireyler oldukları için devredilemez bir yaşam hakkına sahiptir. Hayvanların ticari birer “meta”, “kaynak” veya “stok” olarak görülmesini ve faydacı gerekçelerle sömürülmesini reddediyoruz. Balinalar, tıpkı balıklar ve diğer deniz canlıları gibi, okyanuslarda var olma hakkına doğuştan sahiptir.
Bununla birlikte, bu katliamın ardında yatan ekolojik yıkımın boyutlarını ortaya koymak, bu zulmün tüm gezegene verdiği zararı göstermek açısından da kritik önem taşıyor.
Uluslararası yasağa rağmen Norveç, İzlanda ve IWC’den ayrılan Japonya tarafından her yıl 1000’den fazla balina endüstriyel zıpkınlarla katlediliyor. Örneğin; Norveç dünyanın en büyük balina avcısı konumunda. Sadece 2023 yılında 500’den fazla Mink balinasını katletti. Japonya da kendi karasularında her yıl 200 ila 300 arasında balinayı (Mink, Bryde, Sei türlerine ait) öldürüyor. Üstelik yakın zamanda, nesli tükenme tehlikesi altındaki devasa uzun balinaları (fin whale) ticari av listesine ekledi. İzlanda ise, küresel tepkiler nedeniyle balina avcılığına zaman zaman ara verse de, faaliyete geçtiği yıllarda tek sezonda 100’den fazla uzun balinayı öldürüyor.
Bu devasa ve bilinçli hayvanlar; etleri sebebiyle lüks tüketim olarak, yağları ve vücut parçaları açısından da kozmetik endüstrisinde kullanılmak üzere, çoğu zaman hükümetlerin mali destekleriyle ve kamu fonlarıyla ayakta tutulan kâr odaklı bir endüstri uğruna öldürülüyor.
Bunun en somut örneği Japonya’dan. Deutsche Welle gazetesinin analizine göre, balina etinin piyasadaki satış fiyatı, avlanma maliyetinin altında kalıyor. Japonya 2019 yılında IWC’den ayrılıp ticari avcılığa döndüğünde, hükümet yıllık milyarlarca yen tutarındaki doğrudan sübvansiyonları faizsiz kredilere dönüştürerek sektörü yapay bir finansal koruma kalkanında tutmaya devam etmişti.
Balinaların yaşamsal ekosistemlere etkisi
“İklim savaşçıları” olarak bilinen balinalar, gezegenin hayatta kalma mekanizmasının kilit taşları. Deniz biyologlarının yayımladığı bilimsel raporlar, balinaların ekolojik rolünü çarpıcı verilerle ortaya koyuyor.
Bir ağaç yılda ortalama 21 kg karbon emerken, bir balina ömrü boyunca vücudunda ortalama 33 ton karbondioksit (CO₂) depoluyor. Devasa karbon yutakları olarak bilinen balinalar, öldüklerinde bu karbonu okyanus tabanına gömerek yüzyıllar boyunca atmosferden uzak tutuyorlar. Balinalar ayrıca derin sularda beslenip yüzeyde dışkılarlar. Demir ve azot açısından zengin olan bu dışkı, fitoplanktonlar için hayati bir gübre. Fitoplanktonlar, dünyadaki tüm karbondioksitin %40’ını (yaklaşık 4 Amazon ormanı kadar) emer ve soluduğumuz oksijenin en az %50’sini üretir. Yani balinalar ölürse, fitoplanktonlar azalır; fitoplanktonlar azalırsa okyanusun ve dünyanın nefes alma kapasitesi çöker.
IWC70’in diğer önemli gündemleri
IWC70’te masaya yatırılacak olan konular yalnızca balina avcılığı ile sınırlı değil. Balinalar ve diğer deniz memelilerinin yaşam hakkını tehdit eden insan kaynaklı birçok yıkıcı faktör de komisyonun gündeminde olacak:
- Balıkçılık endüstrisi ve tesadüfi ağlara takılma (bycatch): Balıkçılık endüstrisinin devasa ağlarına takılarak boğulan balinalar ve yunuslar (özellikle Avustralya’nın göç yolları üzerinde kullandığı tartışmalı köpekbalığı ağları).
- Gemilerle çarpışma vakaları: Artan deniz trafiğinin balinalar için ölümcül bir tehlikeye dönüşmesi.
- İklim krizi ve gürültü kirliliği: Balinaların besin zincirini yok eden iklim değişikliği ve okyanuslardaki endüstriyel/askeri gürültü kirliliğinin deniz memelilerinin yön bulma yetilerini bozarak karaya vurmalarına sebep olması.
- İzlanda ve Norveç’in ihlalleri: Uluslararası moratoryuma rağmen ticari balina avcılığına devam eden İzlanda ve Norveç’in öldürme yöntemlerinin mercek altına alınması.
Türkiye’ye çağrımız: “Hayır” oyu kullanın
Türkiye Vegan Derneği (TVD) olarak, “deniz memelilerini koruma” vizyonuyla komisyona katılan Türkiye delegasyonuna, Tarım ve Orman Bakanlığı’na ve IWC ile bağlantılı resmi açıklamaları bulunan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’ne çağrıda bulunuyoruz:
1. Ticari balina avcılığı moratoryumunu zayıflatmayı hedefleyen, hayvanların yaşam hakkına ve uluslararası hukukun ruhuna aykırı bu tehlikeli tasarıya karşı HAYIR oyu kullanın.
2. Arjantin, Brezilya ve Uruguay tarafından 28 yıldır sunulan ancak ticari lobilerce sürekli engellenen Güney Atlantik Balina Koruma Alanı’nın kurulmasına EVET deyin.
3. IWC’nin karanlık tarihindeki antidemokratik “gizli toplantılar” geleneğine ve sivil toplum ile medyanın zorla dışarı çıkarıldığı “Sadece Delegasyon Başkanları” oturumlarına karşı durun. Şeffaflık talep eden sivil toplumun sesini komisyonda savunun.
4. Toplantıdaki nihai tutumunuzu ve oylarınızın gerekçesini şeffaf bir biçimde kamuoyuna duyurun. Türkiye’nin komisyondaki ilk oyu ticari hayvan sömürüsünden değil, yaşam hakkından yana olmalıdır.
–
Kaynaklar: Yunuslara Özgürlük Platformu, The Guardian, Humane World for Animals, Uluslararası Adalet Divanı, WDC, Reuters
Kapak fotoğrafı: Tim Watters/Sea Shepherd Australia/dpa/picture alliance (2013 yılında Nisshin Maru adlı Japonya gemisinin Güney Okyanusu’nda öldürdüğü ve işlemek üzere beklettiği mink balinaları)





















