28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü, silahların gölgesinde yaşamadığımız bir dünya talebiyle geride kaldı. Ancak ölümcül bir şiddet sarmalı, “hobi” ve “spor” kılıfıyla evlerimizin, sokaklarımızın ve doğanın tam ortasında büyümeye devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, okul yakınında bir silahlı saldırı yaşandı. Saldırıda, 15 yaşındaki çocuğun büyükbabasının evindeki av tüfeğini kullandığı açıklandı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise, olayın ardından evlerinde ruhsatlı silah bulunan ailelerin bu silahları çocukların erişemeyeceği yerde saklamasını öğütledi.
Peki her geçen gün artan şiddet karşısında asıl düşünmemiz gereken gerçekten bu mu? Özellikle de, küçük yaşta dahi cesaret, iktidar ve gurur nişanesi olarak erkek çocuklarının eline zorla silah tutturulan bir ülkede…
Resmi kanallardan yapılan bu tür açıklamalar, şiddetin kökenine dair asıl sorunu göz ardı etmekle kalmıyor, aynı zamanda ölümcül silahların hayatımızda neden ve nasıl bu kadar yaygın bulunduğu sorusunu yanıtsız bırakıyor. Oysa asıl sorunumuz; yaşam hakkını gasp etmek üzere tasarlanmış bir aletin internetten dahi kolaylıkla edinilebilmesi, şehirlerden köylere kadar her yerde can alması ve gündelik yaşamımızda, evlerde, sokaklarda denetimsizce var olması.
Münferit değil, sistematik
Av tüfeğiyle yapılan son saldırı tekil bir örnek de değil. Yıllardır, özellikle son aylarda art arda basına yansıyan haberler, hayvanların yanı sıra, ateşli silahların kadınların ve çocukların yaşamını da nasıl tehdit ettiğini gösteriyor:
- Kadınların, uzaklaştırma kararlarına rağmen çoğunlukla ayrılmak istedikleri eşleri, sevgilileri ve hiç tanımadıkları erkekler tarafından, genellikle denetimsizce temin edilen av tüfekleriyle evlerinde, arabalarında, iş yerlerinde veya sokak ortasında katledilmesi.
- “Güvenlik” veya “av” bahanesiyle evde tutulan av tüfekleriyle oynayan çocukların birbirlerinin veya aile bireylerinin ölümüne neden olması.
- Okul saldırılarında evdeki av tüfeğini alıp öğrencilere ateş açan çocukların yaşıtlarını hedef alması.
- Babalarıyla “ava çıkan” çocukların yine babaları tarafından yanlışlıkla vurularak öldürülmesi veya yaralanması.
28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü’nü geride bıraktık ama silahların gölgesi hâlâ üzerimizde.
Türcülük ve erkek egemen şiddet
Asıl sorgulamamız gereken; ölüm saçan bu av tüfeklerinin evlerde çocuklardan nasıl uzak tutulacağından çok, evlerimize nasıl bu kadar kolay girdiği ve gündelik yaşamımızın olağan bir parçası haline geldiği.
TVD olarak avcılığı ve bireysel silahlanmayı, yaşam hakkını ihlal eden ve şiddeti sıradanlaştıran bir düzenin parçaları olarak görüyoruz. Avcılık, insanın kendisinden daha savunmasız durumda olan bir canlının yaşamı üzerinde silahla mutlak baskı kurmasını “hobi”, “spor” veya “gelenek” olarak sunuyor; devlet eliyle, belirli izin ve yönetmeliklerle yasallaştırıyor. Yaban hayvanlarının yaşamına son vermeyi bu tür tanımlarla meşrulaştırmak, öldürücü silahları da birer “spor/hobi ekipmanı” gibi göstermeye, resmileştirmeye yarıyor.
Silahlanma ve avcılık, yüzyıllardır toplumda şiddet üzerinden bir erkeklik inşası ritüeli olarak pompalanırken, türcülük ve erkek egemen tahakküm kültürü, yaşamlar üzerinde mülkiyet ve tasarruf hakkı kuran aynı hiyerarşik güç ve şiddet düzeninde birleşmeye devam ediyor.
Ataerkil sistem kadınları ve çocukları denetim altında tutulabilecek kişiler gibi görürken, türcü düzen hayvanları insanın mülkü ve üzerinde istediği gibi tasarruf edebileceği varlıklar olarak konumlandırıyor.
Bu kültürün araçlarından biri olan av tüfeği de evde, sokakta ve doğada yaşamı hedef alıyor.
Verilerle silahlanmanın boyutu ve ruhsatsız silahlar
Hak temelli örgütlerin verileri, ateşli silahların kadınların ve çocukların yaşamını nasıl elinden aldığını açıkça ortaya koyuyor:
- Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporlarına göre, “Ateşli silahlarla işlenen kadın cinayetlerinin oranı son beş yılda istikrarlı ve kesintisiz bir artış gösteriyor. 2021’de kadın cinayetlerinin %48’i ateşli silahlarla işlenirken, bu oran 2022’de %54’e, 2023’te %55’e, 2024’te %56’ya ve 2025’te %58’e yükselmiş durumda.” Bu oranlar ateşli silahların tümünü kapsarken, av tüfeği ve pompalı tüfekler kadınların en sık öldürüldüğü ateşli silah türleri arasında yer alıyor. Ruhsatsız ve kolayca erişilebilen av tüfekleri, ilgili rapor ve haberlerde Türkiye’de kadına yönelik şiddetin en ölümcül araçlarından biri olarak öne çıkıyor.
- Umut Vakfı’nın yıllardır basına yansıyan olayları izleyerek oluşturduğu verilere göre, 2022’nin Ağustos’una kadar “kazayla veya oynarken” başlığı altında izlenen 21 olayda 15 çocuk yaşamını yitirdi, 8 çocuk yaralandı.
Silahların ruhsatsız biçimde dolaşımda olması da ayrı bir sorun: Anadolu Ajansı tarafından paylaşılan İçişleri Bakanlığı verilerine göre; 2025’te yürütülen operasyonlarda 110 bin 104 ruhsatsız silah ele geçirildi. Tabancalardan sonra en yaygın ruhsatsız silah türü %32,4 ile av tüfeği çıktı. 35 bin 724 av tüfeği ibaresi, yaklaşık her üç kişiden birinin ruhsatsız av tüfeği olduğu anlamına geliyor.
Avcılık da, av silahları da yasaklanmalı
Hayvanlara, kadınlara ve çocuklara yönelen; cezasızlık, denetimsizlik ve kurumsal suç ortaklığı sonucu adeta teşvik edilen erkek şiddeti birbirinden kopuk değil. Yaşamı mülk ve hedef haline getiren aynı tahakküm düzeninde birleşiyor. Bu sistematik kayırmanın arkasındaki en önemli faktörlerden biri de, avcılıktan ve av turizmi ihalelerinden beslenen rant düzeni ile silah lobilerinin korunması.
Bir tarafta can almayı normalleştirip diğer tarafta toplumsal barış ve güvenlikten söz edemeyiz.
Yetkililere çağrımızı yineliyoruz: Silahları yalnızca saklamayı öğütleyerek bireysel silahlanmayı olağanlaştırmaktan vazgeçin. Hayvanların en temel haklarını ihlal eden avcılık faaliyetleri yasaklanmalı; av tüfeklerinin satışı ve bulundurulması da sona ermelidir.
Yaşam hakkını savunan herkesi bu çağrıyı paylaşmaya, #AvaDurDe kampanyamızı büyütmeye ve şiddet sarmalına karşı çıkmaya çağırıyoruz.
–
























