AK Parti tarafından meclis gündemine getirilen Milli Parklar Kanunu ve ilgili düzenlemeler 11 Mart gecesi TBMM Genel Kurulu’ndan geçti. Meslek örgütleri, ekoloji ve hayvan hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ile çok sayıda yurttaşın açık itirazlarına rağmen yasalaşan düzenleme, milli parkları ve yaban hayatını merkeziyetçi bir yapıyla ele alarak doğayı değil, sermayeyi ön plana alan koruma alanlarını daraltıcı bir yapı çiziyor. Kanuna yeni eklenen “geleneksel avcılık” ibaresi ise, özellikle korunan türler için istisnalar yaratma riski taşıyor. “Lüzum görülen” saha çalışanlarına demirbaş olarak verilecek silahların ise Cumhurbaşkanınca belirleneceği ibaresi yer alıyor.
Türkiye Vegan Derneği (TVD) olarak; TBMM web sitesindeki ilgili haberin ayrıntılarını inceleyerek ve ilgili başlıklara referans vererek, özellikle “av katliamı” olarak ifade ettiğimiz avcılığa ilişkin, kanunun en sorunlu ve riskli yönlerini derledik.
Yeni eklenen “geleneksel avcılık” kalkanı ve caydırıcılıktan uzak para cezaları, koruma ilkelerini ve önceliklerini tersine çeviriyor. Doğa ve hayvan hakları açısından ciddi bir gerilemeye sebep olan bu kanun, habitatları ve hayvanları korumayı değil, avcılığı ve av endüstrisini kurumsal olarak güvence altına alan bir tablo çiziyor. Aynı zamanda avcılık belgeleri için getirilen “ikinci şans” mekanizması da, yasadışı avcılığı adeta teşvik ediyor.
Kanun kabul edildi ama mücadelemiz bitmedi.
Avcılık ve “geleneksel avcılık”
Geleneksel avcılık kılıfı
Kanun, eklenen yeni bir maddeyle, “geleneksel avcılık” sıfatıyla, korunan alanlarda yapılabilecek hayvan katliamını yasal zemine oturtuyor. Düzenleme, korunan alanlarda “kültürel” gerekçelerin arkasına sığınılarak yapılan av katliamını yasal bir statüye taşırken tüm türleri tehdit edebilecek niteliğe sokuluyor. Ancak özellikle endemik ve nesli tehdit altında olan türler için istisnalar yaratabilecek halde çünkü denetim yetkisi, yine av katliamı iznini veren kurumda, yani Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nde (DKMP).
Nitekim, av turizmine karşı açtığımız ve çoğunu kazandığımız davalarda ve Merkez Av Komisyonu (MAK) kararlarında, koruma altındaki ve/veya endemik türlerin de her yıl av listelerine keyfi şekilde dahil edilip çıkarıldığını gördük. Örneğin; Türkiye’ye endemik ve iç mevzuatta koruma altındaki türlerden biri olan Anadolu yaban koyununun, tıpkı üveyik, elmabaş patka ve daha pek çok tür gibi, çok kısıtlı bir alanda yaşam mücadelesi vermesine ve nesli tükenme tehditi altında olmasına rağmen, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün (DKMP) izni ve girişimleriyle, Türkiye’den ve dünyadan avcılar ve av şirketleri tarafından binlerce dolar karşılığında av ihalelerine konu edildiği süreçler yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.
Referans: “Genel Kurulda kabul edilen önergeyle düzenlemeye yeni madde ihdas edildi. Buna göre, Kara Avcılığı Kanunu’na “geleneksel avcılık” ibaresi ekleniyor. Böylece Türkiye’de tarihsel ve kültürel geçmişe sahip, belirli yörelerde sınırlı ölçekte sürdürülen geleneksel avcılık uygulamalarının düzenlemede açıkça belirtilmesi, geleneksel avcılığın açık bir yasal dayanağa kavuşturulması ve idarenin denetim ve düzenleme yetkisinin net bir biçimde açıklanması hedefleniyor. (…) Öte yandan geleneksel avcılığa ilişkin usul ve esasların Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce belirlenmesi hüküm altına alınıyor. Buna göre, geleneksel avcılığın kapsamının, uygulanabileceği bölgelerin, tür sınırlamalarının, kota ve sürelerin, denetim usullerinin Genel Müdürlükçe belirlenmesi öngörülüyor.”
Kaçak avcılara “ikinci şans”
“Yasadışı” avcılık yaptığı için avcılık belgeleri iptal edilen şahıslar, iki yıl sonra yeniden belge edinmek için başvurabiliyor ve beş yıl içinde bu başvuruyu gerçekleştirme hakkı kendilerine tanınıyor. Para cezasının tahsili ve “belirli şartlar” karşılığında DKMP tarafından ikinci şans verilen bu avcılar, ancak bir kez daha kaçak avcılık yaparken yakalanırsa belgeleri iptal ediliyor.
MAK ve av turizmi kararlarıyla zaten “yasal” hale getirilmiş olan öldürme fiilleri, yaban hayvanlarının yaşam hakkını ihlal edip ekosistemleri zayıflatırken, yasadışı / kaçak avcılık da resmen bu kanunla destekleniyor.
Referans: “Kanunla avcılık belgesi iptal edilen kişilerin yasa dışı avcılığa yönelmesinin engellenmesi hedefleniyor. Buna göre, Kara Avcılığı Kanunu’nda belirtilen idari yaptırıma konu fiilleri tekrar eden avcılık belgesi sahipleri, öngörülen şartları sağlamaları koşuluyla yeniden avcılık belgesi alabilecek. Hüküm kapsamında avcılık belgesi iptal edilenler tarafından 2 yıllık sürenin bitiminde avcılık belgesi alınabilmesi için başvuruda bulunulması halinde, bu düzenleme kapsamında verilen idari para cezalarının ve tazminatın tahsil edilmiş olması ile belirtilen şartların tekrar sağlanması zorunlu olacak. Belge yenilendikten sonra söz konusu fiillerin tekrarlanması halinde, avcılık belgeleri iptal edilecek ve kendilerine bir daha avcılık belgesi verilmeyecek. İdari para cezasını gerektiren fiillerin tekrarını gerçekleştirdiği için avcılık belgesi iptal edilenlere Kanun kapsamında verilen idari para cezaları ile hükmolunan tazminatın tahsil edilmiş olması, son ihlalin gerçekleşmesinden sonra söz konusu cezaya ilişkin fiillerin tekrarlanmaması, avcılık belgesi için gereken şartların sağlanması ile 5 yıl içinde başvuru yapması halinde yeniden avcılık belgesi verilebilecek.”
Göstermelik idari para cezaları
İzinsiz ve yasak yerlerde avlandığı tespit edilebilen şahıslara kesilecek para cezalarında “artışa” gidildiği, bunun da kaçak avcılığı önleme amaçlı olduğu iddia ediliyor. Ancak rakamlar bize bir kez daha aksini söylüyor.
Nitekim, 200 TL ve 350 TL’den en fazla 10 bin ve 15 bin TL sınırına çekilen cezalar, 2026 Türkiye’sinin ekonomik koşullarında etkisiz ve sembolik sayılabilecek düzeyde kalıyor. Modern avcıların kullandığı yüksek maliyetli tüfekler, optikler, arazi araçları ve av turizmi paketleri düşünüldüğünde, yükseltildiği iddia edilen bu cezalar yaptırımdan çok, neredeyse operasyon maliyetinin küçük bir kalemi gibi kalıyor. Bu sözde artış; yaban hayatını ve korunan alanları ciddi şekilde tehdit eden yasadışı avcılık faaliyetlerini engellemek bir yana, kamu kurumlarının bu suça verdiği tepkinin ne kadar düşük bir öncelik olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Üstelik bir adım geriden bakarsak, 2026’ya kadar bu para cezalarının 200 TL ve 350 TL olarak kalmış olması, kamu politikası açısından son derece sorunludur.
Elbette tespit edilebilmesi, uygulanabilmesi ve tahsil edilebilmesi halinde. Çünkü meskun mahalde yapılan avcılık faaliyetleri için dahi jandarma ve/veya polis teşkilatına yapılan birçok şikayette sonuç alınamazken, Türkiye çapında kaçak avcılığın tespitinin ve yaptırımının imkansızlığı daha iyi anlaşılacaktır. Bu nedenle kamuoyuna yansıyan “kaçak av operasyonları” çoğu zaman sistematik bir denetimin değil, münferit ve sembolik müdahalelerin ürünü olarak karşımıza çıkıyor.
Av turizmi dahil, “yasal” avcılık başvuru, eğitim ve belgelendirme süreçlerinde yüksek miktarda para kazanan idare, kaçak avcıların ekipmanlarına ve araçlarına el koyduktan sonra bunları satarak ayrıca ekonomik kazanç sağlıyor. Av katliamının kamu kurumları için bir gelir kapısı olması halihazırda etik ve hukuki bir sorunken, hayvanların binlerce dolar karşılığında öldürülmesi, fakat “yasadışı” avcılığa halen cüzi para cezaları kesilmesi, hatta irdelediğimiz bu yeni kanunla iki yıl sonra kaçak avcılara “öldürmeye devam edebilirsiniz” denmesi, korunduğu iddia edilen öznelerin de yer değiştirmesine sebep oluyor: Gerçekte korunan yaban hayatı değil; av ekonomisi, av turizmi ve bu sistemi ayakta tutan idari mekanizma oluyor.
Referans: “Düzenlemeyle Kanun’un izinsiz ve yasak yerlerde avlanmaya yönelik hükmünde yer alan idari para cezalarında artışa gidiliyor. Buna göre, Merkez Av Komisyonunca avlanmanın yasaklandığı avlaklarda avlananlara verilen idari para cezası tutarı 200 liradan 10 bin liraya, özel kanunlarla avlanmanın yasaklandığı sahalar ile “yaban hayatı koruma sahası”, “yaban hayatı geliştirme sahası” ve “üretme istasyonu” olarak tanımlanan saha ve istasyonlarda avlananlara kesilen idari para cezası tutarı ise 350 liradan 15 bin liraya yükseltilecek.”
Av ve “doğa koruma” memurları ile sözde denetim
Kanun, tanımlardaki, “av koruma memurları” ifadesini “av ve doğa koruma memuru” şeklinde değiştiriyor. Bu memurların yanı sıra, saha bekçileri ve gönüllü “fahri av müfettişleri” ile denetimin genişletildiği iddia ediliyor.
Denetim kapasitesi artışı gibi görünen bu maddedeki çelişkiler ise, isminde ve kanunun ilgili maddelerinde gizli: Her şeyden önce ‘av memuru’ ile ‘doğa koruma memuru’ kavramlarının aynı görev tanımında birleştirilmesi, etik düzeyde kavramsal bir çelişki. Pratikte ise; avcılık uygulamalarını denetleyecek memurlar, yasal ve “geleneksel” avcılığı da destekleyen, hatta kaçak avcılara iki yıl sonra yeniden belge verebilecek olan DKMP sistemi içinde görev yapacak. Bu, doğrudan sistem düzeyinde bir çelişki demek.
Referans: “Saha bekçiliğinde sözleşmeli personelin de çalıştırılabilmesine imkan sağlanıyor. Tanımlardaki, “av koruma memurları” ifadesi “av ve doğa koruma memuru” şeklinde değiştiriliyor ve tanımlamada düzenlemeye gidiliyor. (…) Av koruma ve kontrollerinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü görevlilerine veya güvenlik güçlerine gönüllü destek sağlamak üzere Genel Müdürlükçe belirlenecek kişilere fahri av müfettişliği’ görev ve unvanı verilebilecek.”
Cumhurbaşkanınca belirlenen silahların verilmesi
“Lüzum görülen” saha çalışanlarına demirbaş olarak verilecek silahların Cumhurbaşkanınca belirleneceği ibaresi de kanunda yer alıyor. Silahların niteliğine ilişkin kararların idari ve teknik değerlendirme süreçlerinden ziyade merkezi bir karar mekanizmasına bağlanması, denetim ve hesap verebilirlik açısından belirsizlik yaratabilir.
Referans: “Orman muhafaza memurları, av ve doğa koruma memurları ve saha bekçilerinden Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce lüzum görülecek olanlara, Cumhurbaşkanınca belirlenen silahlar demirbaş olarak verilecek.”


–
49-99 yıllık uzun süreli intifa hakları ve korunan alanlarda yapılaşma ile ilgili diğer hayati maddeler ise, topyekûn ekolojik tahribat anlamına geliyor.
Meslek örgütleri ve diğer STK’ların çağrılarını da derlediğimiz aşağıdaki ve bu bağlantıdaki içeriğimizde bu ayrıntıları bulabilir, bahsi geçen STK ve oluşumları takip ederek kıyılardan ormanlara, sulak alanlardan nehirlere kadar, kanunun yıkıcı niteliğine dair daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.





















