Türkiye Vegan Derneği (TVD) olarak Danıştay’daki dava dosyamıza, atmacacılık amacıyla doğadan koparılan ve esaret altında insan müdahalesine maruz bırakılan kızıl sırtlı örümcekkuşu hakkında iki ayrı bağımsız uzman görüşü sunduk. Simurg Kuş Yuvası Derneği başkanı ve yaban hayatı uzmanı Alaz Uslu tarafından hazırlanan ekolojik rapor, uygulamanın yıkıcı sonuçlarını bilimsel verilerle ortaya koyarken; Doç. Dr. Beyza Özturanlı tarafından hazırlanan hukuki mütalaa, Bakanlığın “gelenek” ve “kamu yararı” iddialarının uluslararası sözleşmeler karşısında geçersiz olduğunu kanıtlıyor.
5 Kasım 2026 – İstanbul/Ankara – Türkiye Vegan Derneği (TVD) olarak, Türkiye’de avcılık faaliyetlerine konu edilen tüm türler ile birlikte, atmacacılık amacıyla yakalanan kızıl sırtlı örümcekkuşu (Lanius collurio) ile ilgili sürdürdüğümüz hukuki mücadele devam ediyor. Yaban hayvanlarının insan menfaati için kullanılmasına ve Merkez Av Komisyonu (MAK) kararlarıyla desteklenen hukuka aykırı uygulamalara karşı yürüttüğümüz davada kritik bir aşamaya geçtik.
Bu kapsamda, Danıştay’da süregelen dava dosyamıza iki önemli bağımsız uzman görüşü sunduk. Bunlardan ilki, Simurg Kuş Yuvası Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve yaban hayatı uzmanı Alaz Uslu tarafından 60 bilimsel kaynaktan yararlanarak hazırlanan ekolojik rapor. İkincisi ise, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Beyza Özturanlı imzalı, uluslararası hukuka dayalı uzman mütalaası.
Kesin koruma statüsündeki bir kuş türünün “gelenek” gerekçesiyle esaret altına alınmasına karşı Danıştay 10. Dairesi’ne sunduğumuz uzman raporları, idarenin argümanlarının dayanaksız olduğunu ve sahada yaşanan ekolojik tahribatı net bir biçimde belgeliyor.
Elde tutulan bir kızıl sırtlı örümcekkuşunun tehlike, alarm çağrısı. Kaynak: Lars Buckx, XC342808, www.xeno-canto.org/342808.
Bakanlık raporundaki çelişki: 5.700 bireyin akıbeti meçhul, iddialar bilimsel temelden yoksun
Avcılık ve atmacacılık sayfalarındaki birinci ağızdan ikrarların ek olarak sunulduğu 48 sayfalık ekolojik uzman görüşü; yerelde “gaço / ğaço” ve “ceceğen / çeçeğen” olarak anılan kızıl sırtlı örümcekkuşunun göç davranışını, Türkiye’deki popülasyon büyüklüğü ve eğilimlerine ilişkin veri eksikliklerini, yakalama ve esaretin fizyolojik ve davranışsal etkilerini, gözlere yapılan zararlı müdahaleleri ve doğaya salım sonrasındaki hayatta kalma ve göç başarısına ilişkin belirsizlikleri akademik ve bilimsel kaynaklar ışığında değerlendirdi.
Uzman görüşünün ana çıkış noktalarından biri, davalı taraf olan Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Bern Sözleşmesi kapsamında mahkemeye sunduğu rapor ve bakanlığın resmi açıklamaları. Nitekim bakanlığın kendi raporunda, yılda 6.000 kızıl sırtlı örümcekkuşunun yakalandığı belirtilirken, kaçının doğaya geri salındığı bilgisi paylaşılmıyor. Bakanlıkça ifade edilen %5’lik ölüm oranı da 300 kuşa karşılık gelirken, geriye kalan 5.700 bireyin akıbeti belirsizliğini koruyor.
Söz konusu resmi iddialara ve çelişkilere atıfta bulunulan uzman görüşünde, “Sahadaki mevcut baskılar; yakalanan birey sayısının 6.000’in, ölüm oranının ise %5’in çok üzerinde olduğuna ve doğaya salınan kuşların hayatta kalma şansının son derece düşük olduğuna işaret etmektedir. Herhangi bir izleme çalışmasından yoksun olan resmi iddialar, bilimsel bir geçerlilik taşımamaktadır,” şeklinde tespitler vurgulanırken, sonuç bölümünde türü korumanın önemine dikkat çekilmiş durumda:
“Tüm faktörlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, atmacacılık amacıyla kızıl sırtlı örümcekkuşu popülasyonu üzerinde yaratılan bu çoklu baskının ekolojik yıkım anlamına geldiği açıktır. Paylaşılan tüm bu veriler ışığında atmacacılık amacıyla yakalanan, suiistimal edilen, yaşam hakkı elinden alınan koruma altındaki kızıl sırtlı örümcekkuşunun koruma statüsünün devam etmesi, yakalanmasına ilişkin yasağın devam ettirilmesi, raporun ilgili bölümünde açıklandığı üzere serçe bakımından da iptal kararı verilmesi gerekmektedir.”
Ekolojik yıkımın bilimsel kanıtları: Yakalama, esaret, hastalık ve ölüm riskleri
Atmacacılık ile avcılık bağlamında kızıl sırtlı örümcekkuşu kullanımının; bireylerin beden bütünlüğü, doğal davranışları, göç ve üreme döngüleri ile popülasyonun geleceği üzerindeki ciddi risklere dikkat çeken raporda öne çıkan bulgular şöyle:
- Yakalama ve esaret ciddi fizyolojik strese ve yıkıma yol açabiliyor. Canlı tuzak olarak kullanılma, elle tutulma, taşınma, hareket alanının kısıtlanması ve doğal davranışların engellenmesi; kuşların nöroendokrin, metabolik, kardiyovasküler, bağışıklık ve kas-iskelet sistemlerini etkileyebiliyor. Yoğun yakalama stresi ve fiziksel mücadele, ağır vakalarda ölümcül olabilen yakalama miyopatisine kadar ilerleyebiliyor.
- Kuşların gözlerinin yapıştırıcılarla kapatılması, görme yetilerine ve beden bütünlüklerine doğrudan müdahale anlamına geliyor. Uzman görüşünde, kızıl sırtlı örümcekkuşlarının atmacayı görememeleri için göz çevrelerine küçük deri ve kabuk parçalarının kapatılarak sabitlendiği uygulamalar belgeleniyor. Görüş alanının yapay biçimde kısıtlanmasının yanı sıra yapıştırıcılar, kızıl sırtlı örümcekkuşu açısından mekanik ve kimyasal hasar riski taşıyor.
- Canlı tuzak olarak kullanılmaları, kuşları doğrudan saldırı, yaralanma, hatta ölüm riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Uzman görüşünde incelenen ve dosyaya ek olarak sunulan avcı videolarında, atmacayı çekmek için kullanılan örümcekkuşlarının saldırıya maruz kalabildiği, bu karşılaşmaların ciddi fiziksel zarara ve ölüm riskine yol açabildiği aktarılıyor.
- Yakalama ve salım takvimi, kuşların göç döngüsü açısından ciddi sorunlar taşıyor. Kızıl sırtlı örümcekkuşunun sonbahar göçü Ekim ayında bitiyor. Göç dönemi sona erdikten sonra doğaya bırakılan bireylerin göçlerini başarıyla tamamlama ihtimali sorgulanırken, salındığı iddia edilen kuşların hayatta kalma ve göç başarısını ortaya koyan sistematik bir izleme verisi bulunmadığı vurgulanıyor.
- Dişi bireylerin yakalanması, üreme kapasitesi ve popülasyon yapısı üzerinde ek baskı yaratıyor. Dişi bireylerin kaybı, türün gelecekteki üreme kapasitesini ve cinsiyet oranını etkileyebiliyor. Görüşte ayrıca, yakalama döneminin başlangıcından hemen önce Artvin’de ebeveyn bakımına ihtiyaç duyan yavruların kaydedildiği belirtiliyor. Bu da Bakanlık ve Merkez Av Komisyonu (MAK) tarafından belirlenen yakalama takviminin üreme ve yavru bakımı açısından doğurduğu riskleri ortaya koyuyor.
- Bakanlığın kendi raporundaki ölüm tahmini bile uygulamanın bedelini gösteriyor. Bakanlığın 20 Temmuz 2026 tarihli raporunda yılda yaklaşık 6.000 kızıl sırtlı örümcekkuşunun yakalandığı ve tahmini ölüm oranının yüzde 5 olduğu belirtiliyor. Bu oran yaklaşık 300 kuşun ölümüne karşılık geliyor. Bununla birlikte, kaç kuşun gerçekten doğaya bırakıldığı ve salım sonrasında kaçının hayatta kaldığı ya da göçünü tamamladığı ortaya konulmuyor.
- Yasadışı kuş ticareti ve denetim zafiyeti: Kesin koruma altındaki kızıl sırtlı örümcekkuşunun yakalanması ve esareti gibi ticareti de kesinlikle yasaktır. Buna rağmen uzman görüşünde yer alan kanıtlar, sosyal medya platformlarında bu türlerin alenen ticaretinin ve şehirlerarası naklinin yapıldığını gösteriyor. Bu durum, Bakanlığın denetimlerinin yetersiz kaldığını ve “gelenek” maskesiyle sürdürülen bu uygulamanın ticari boyutunu belgeliyor.
- Kamu otoritesine, yargıya ve sivil topluma açık tehdit: Rapor kapsamında yapılan sosyal medya taramalarında, yasaları ve kamu otoritesini alenen hiçe sayan organize tutumlar da tespit edilmiş durumda. Atmacacıların; sahada görev yapan personele, iptal kararı veren Danıştay’a ve hak savunucusu sivil toplum kuruluşlarına yönelik hakaret içerikli nefret söylemleri ve açık tehditleri de kayda geçirildi. Bu kayıtlar, ekolojik tahribatın ardında kural tanımaz bir cezasızlık kültürünün yattığını ortaya koyuyor.


Hukuki uzman görüşü: Bern Sözleşmesi ihlal ediliyor, ispat yükü Bakanlık’ta
Dosyaya sunduğumuz ikinci rapor olan ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Beyza Özturanlı tarafından hazırlanan hukuki uzman görüşü ise, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Bern Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini net bir biçimde ortaya koyuyor.
Mütalaada, koruma altındaki bir türün “kültürel bir unsur olarak doğasından koparılıp atmacacılık ile avcılıkta ‘canlı tuzak’ olarak kullanılması ve uzun süre esaret altında tutulması” ile ekolojik gereklilikler arasında uzlaşmaz bir çıkar çatışması olduğuna dikkat çekiliyor. Bakanlığın öne sürdüğü “üstün kamu yararı” ve “gelenek” savunmalarının geçersizliği vurgulanarak, “bu faaliyetin hangi kamu yararına karşılık geldiğinin de açıklanması gerekir” deniliyor.
Bakanlığın ispat yükümlülüğünü yerine getirmediğine değinilen raporda, “başka bir çözüm yolu olmadığı ve istisnai uygulamanın, bahis konusu popülasyonun devamlılığına zarar vermeyeceği hususlarının ispat yükü iddia eden taraftadır” tespiti yer alıyor.
Doç. Dr. Özturanlı’nın hazırladığı mütalaa şu kritik tespitle son buluyor:
“Hem uluslararası hukukun genel hükümleri hem Bern Sözleşmesi başta olmak üzere Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülükleri bakımından; koruma altındaki türlerin asgari sınırın altına indirilebilmesine izin veren hiçbir istisna hükmü bulunmamakta; mevcut istisna hükmünden yararlanılabilmesine yönelik koşullar ise somut olayda oluşmamaktadır.”
“İstisna ve kamu yararı” iddiaları, hukuksuzluğu örtbas etme çabasıdır
TVD vekili ve Hukuk Komitesi üyesi Av. Hacer Gizem Karataş, kızıl sırtlı örümcekkuşunun Türkiye’nin de taraf olduğu Bern Sözleşmesi’nin Ek II listesinde, “kesin koruma altındaki türler” arasında yer aldığını vurgulayarak süreci şu sözlerle değerlendirdi:
“Buna rağmen Bakanlık ve MAK, hukuka aykırı bir şekilde, atmacacılık kapsamında bu kuşun yakalanmasına ve sonradan doğaya bırakılması koşuluyla kullanılmasına izin veriyordu. TVD olarak Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ile peş peşe açtığımız davada Danıştay 10. Dairesi, 6 Mayıs 2026 tarihli ilk derece kararıyla, 2022 – 2023 MAK kararında ve Bakanlığın yaban hayvanları listesinde yer alan, kızıl sırtlı örümcekkuşunun yakalanmasına izin veren ilgili hükümleri davamız kapsamında iptal etti. Bakanlık ise, avcılardan taraf olarak bu kararı temyize taşıdı. Biz de talebimizin reddedilen diğer kısımları yönünden temyiz başvurusunda bulunduk. Sunduğumuz uzman görüşleriyle, devam eden süreçte uygulamanın olumsuz sonuçlarının bilimsel bulgular ve hukuki dayanaklar ışığında değerlendirilmesini ve kızıl sırtlı örümcekkuşu dâhil ava konu edilen tüm türlerin sömürüsüne son verilmesini hedefliyoruz.
Kesin koruma altındaki bir türün kasıtlı olarak yakalanması, alıkonulması ve canlı tuzak olarak kullanılması açık bir hukuk ihlalidir. Bakanlık, binlerce canlıyı yaralanma ve ölüm riskiyle yüz yüze bırakan bu ‘hobi’ faaliyetini, Sözleşme’nin istisna hükümlerine ve ‘kamu yararı’ ile ‘gelenek’ kılıflarına dayandırmaya çalışıyor. Oysa akademik ve bilimsel bulgular bize aksini söylüyor. Mahkemeye sunulan bu temelsiz resmi savunmaları bilimsel verilerle çürütürken, kural tanımazlığa yargı önünde derhal son verilmesini talep ediyoruz.”
Bu uzun soluklu mücadele, davamız sonucu elde edilen 2026 yılındaki güncel yasağa ek olarak, daha önceki av dönemlerini de kapsıyor. Doğa Derneği’nin 2021 – 2022 av dönemi Merkez Av Komisyonu kararına karşı açtığı davada da Danıştay 10. Dairesi, 22 Eylül 2025 tarihli kararıyla kızıl sırtlı örümcekkuşu yakalanmasına izin veren ilgili hükümleri iptal etmişti. Yargının farklı av dönemlerinde aynı uygulamanın hukuki dayanağını defalarca yetersiz bularak iptal etmesi, bu sömürünün hiçbir meşru zemini olmadığını açıkça kanıtlıyor.
Hayvanlar “mal”, doğa “kaynak” değildir
Altını bir kez daha çiziyoruz: Hangi tür olursa olsun, hayvanların insan menfaati uğruna meta olarak görülmesi, kullanılması, hobi veya gelenek adı altında yakalanması, tutsak edilmesi ve başka hayvanları yakalamak için araç olarak kullanılması kabul edilemez. Bir kuşun kanıtlanamayan ve takip edilemeyen bir şekilde doğaya salındığı iddiası, onun özgürlüğünden mahrum bırakılarak canlı tuzak olarak kullanılmasını meşru kılmayacağı gibi; yakalama, esaret ve salım süreçlerinde uğradığı kısa ve uzun vadeli zararları da ortadan kaldırmaz.
Doğayı, hayvanları ve kamu yararını koruma görevi, ekonomik çıkarlar uğruna avcılığı ve avcıları koruma pratiğine dönüşemez.
TVD olarak; tüm türleri kapsayan hukuki mücadelemizi, hayvanların yaşam ve özgürlük haklarını esas alarak sürdüreceğiz.
Kamuoyuna ve basına saygıyla duyurulur.
–
Kapak fotoğrafı: Turkish Falconry – Atmacacılık ile bıldırcın avı sürecinde canlı tuzak olarak kullanılmak üzere yakalanarak gözleri kapatılmış ve ayakları bağlanarak tutsak edilmiş, insana bağımlı hale getirilmeye çalışılan bir kızıl sırtlı örümcekkuşu.
Diğer fotoğraflar: Emre Ceylan Photography – İnsan müdahalesinden uzak bir şekilde yaşam alanında hareket özgürlüğü kısıtlanmadan doğal davranışlarını sergileyebilen dişi ve erkek kızıl sırtlı örümcekkuşu.
–





















