Punch isimli makak türü tutsak yavru maymun, annesinden ayrıldıktan sonra bir peluşa sarılıyor. Video viral oldu; hüzünle karışık şefkat emojileri havada uçuştu. Sizce bu hikâyenin neresi “tatlı”?
Beton zeminde, metal kapılar ve demir parmaklıklar ardında, etrafa saçılmış dışkılar arasında bir bebek. Acı olan asıl meselemiz; haber ve sosyal medya içeriklerinde öne çıkmayan ve yeterince dile getirilmeyen esaret gerçeği ve bilinmeyenleri.
İnternette karşılaştığımız yorumların çoğu;
– “Kalbim eridi.”
– “Ama çok iyi bakılıyor.”
– “Çok tatlı!” şeklindeydi.
Peki, sizce şu soruları soran kaç kişi vardı?
– “Bu yavru neden tutsak?”
– Neden annesinin yerine peluşa tutunuyor?
Peluş oyuncak yoksunluk göstergesi
Primat yavruları doğdukları andan itibaren annelerine tutunur. Fiziksel temas, sosyal öğrenme, güven duygusu; anne ve yavru arasındaki gerçek ve güçlü bağ ile gelişir.
Fakat esarette peluş oyuncak bir yoksunluk göstergesi. Hatta Punch için yaşadığı stresle başa çıkma aracı.
İnsan eliyle, esaret altında büyütülen primatlar, pek çok hayvanda olduğu gibi, çoğu zaman sosyal entegrasyon sorunları yaşar. Kendi türüyle sağlıklı ilişki kurmakta zorlanabilirler.
Bu “sevimli” görüntü, Punch için anne sıcaklığı arayışının ve uyum sağlayamamanın işareti değilse nedir?
Esaret altında ebeveyn – çocuk bağı
Esaret altındaki memelilerde ebeveynin yavruyu reddetmesi ve saldırganlık vakaları daha sık rapor ediliyor. Örneğin; fotoğraftaki Lulu ve yavrusunda olduğu gibi, yunus ve balinalarda doğum sonrası reddetme/öldürme vakaları sıklıkla rapor ediliyor.
Uzmanlar bunu; esaretten kaynaklanan kronik stres, öğenilmiş çaresizlik ve sosyal yapının bozulmasıyla ilişkilendiriyor.
Sorun “kötü ebeveynlik” değil; hayvanları ömür boyu tutsak bir yaşam sürmeye zorlayan “kötü sistem”in kendisi.

Taiji’deki vahşi sürev avı sırasında doğasından ve ailesinden koparıldıktan sonra Nagoya Akvaryumu’nda esarete alınan ve Lulu adı verilen bir dişi yunus, Eylül ayında doğum yaptı. İlk kez yavru dünyaya getiren anne yunus, ısırma, itme ve suda boğma yoluyla bebeğine şiddet uyguladı ve doğumdan dört gün sonra ölümüne neden oldu. “Infanticide” olarak bilinen “yavru öldürme” vakasına ilişkin fotoğraflarda, yavrunun bedeni üzerinde ısırık izleri ve kanayan yaralar görüldü.
Yavru goril Zeytin de peluşuyla hayvan hapishanesinde
Benzer bir sahne Türkiye’de de yaşandı: Kaçakçılık yoluyla ülkeye giren goril Zeytin, yurtdışındaki uzman bir koruma ve rehabilitasyon merkezine gönderileceğine, Türkiye’de bir hayvanat bahçesinde tutsak edildi.
Punch gibi ona da peluş oyuncak verildi. “Keyfi yerinde, gitmek istemiyor” başlıklı haberler servis edildi.
Bir hayvanın, özgürlüğü ve türüne özgü yaşam hakkı yerine, duygusal teselli nesnesiyle yetinmesi neden kabul edilebilir görülüyor?

“Şirin” değil, “normal” değil: #Özgürlükİste
Bir yavrunun stres nesnesine bağlanması neden “normal” karşılanıyor, “şirin içerik” gibi sunuluyor?
Toplumun bunu “iç ısıtan” bir hikâye olarak tüketmesi ise, esaretin normalleşmesine sebep oluyor. Oysa empati, duygusal tepkiler vermek demek değil; adaletsizliği ve sistem düzeyindeki sorunları fark etmektir.
Punch’ın yaşadıkları bizi ağlatmasın; düşündürüp harekete geçirsin.
İnsanın hayvana yönelik zulmünü, hayvanların acılarını ve travmalarını “sevimli içerikler” gibi paylaşmayın, paylaşanları bilgilendirin.
Punch için, Zeytin için, esir tutulan tüm primatlar ve hayvanlar için, özgürlük isteyin.
Çaresizlik Kuyusu: Harlow’un anne ve yavru maymun deneyleri
Özellikle Punch ve hayvanat bahçeleri ile ilgili bu başlık altında hayvan sömürüsü açısından hayvan deneylerine, hatta anne maymunlar ve bebekleri üzerinde yapılan, peluş oyuncaklar da içeren bir başka zulme de yeniden dikkat çekmek gerekiyor.
İnsan tarihindeki en acımasız hayvan deneylerinden birine imza atan Harlow’un yöntemleri, hayvan özgürlüğü hareketinin erken dönemlerini tetikleyen dönüm noktalarından biri olmuştu. “Pit of Despair” (Çaresizlik Kuyusu) adı verilen, şefkat, bağlanma ve sosyal tecrit teorilerini irdelediği tüyler ürperten deneyler, dış dünyadan bütünüyle izole ettiği maymunların çıldırması, çoğunun kendilerini açlığa mahkûm ederek intihar etmek istemesiyle sonuçlandı.



12 metrekarelik odalarda annesiz ve tek başına bırakılan bebek maymunlar, korku nesnelerinin devreye girmesiyle parmaklarını emiyor, yere kapaklanıyor ve yinelenen saldırgan davranışlar gösteriyordu.
Bu insanlık dışı deneylere maruz kalan ve psikolojik sağlıklarını kaybeden yavru maymunların, ergenlikte diğer maymunlarla çiftleşmeyi reddetmesi ve anti-sosyal davranışlar sergilemeye başlaması üzerine Harlow, onları çiftleşmeye zorlamak için tecavüz askıları yaptı. Yetişkinliğe erişmeyi başaran maymunlar, anne şefkatinden mahrum bırakılan yavrularının başlarını yerlere vura vura önce onları, sonra kendilerini öldürdüler.





















