Bugün Kozmonotlar Günü olarak da bilinen Uluslararası İnsan Uzay Uçuşu Günü. 1961’de Sovyetler Birliği kozmonotu Yuri Gagarin “uzaya çıkan ve uzay çağını başlatan ilk insan” unvanını alırken, ondan dört yıl önce yörüngeye fırlatılan sokak köpeği Layka aşırı ısınma sebebiyle birkaç saat sonra yanarak hayatını kaybetmişti. Uzaya gönderilen ilk canlı ne Gagarin’di, ne de hüzünlü sonu yıllarca gizlenen Layka’ydı. Öncesinde sayısız hayvanın yaşamı, insanlı uçuşların geleceği uğruna feda edilmişti.   

1962 yılından beri Rusya’da her yıl Kozmonotluk Günü olarak, 1969 yılından itibaren de dünyada Uluslararası Havacılık ve Kozmonotluk Günü 12 Nisan’da kutlanıyor. Ayrıca 2011 yılında Birleşmiş Milletler bugünü Uluslararası İnsanlı Uzay Uçuşu Günü olarak ilan etti.

Gün boyunca insanlık tarihine yön veren teknolojik ve bilimsel atılımlar konuşulurken, biz de bugünün pek bilinmeyen ve gündeme getirilmeyen bir boyutunu, uzay çalışmaları kapsamında süregelen hayvan sömürüsünü ve hayvan deneylerinin acımasızlığını paylaşmak istiyoruz.

Çünkü bizim için bugün, uzay uçuşlarında yaşamını yitiren ve eğitimler sırasında işkence dolu deneylere maruz bırakılan insan dışı hayvanları hatırlama ve anma günü.

Aynı zamanda hayvana şiddet ve işkencenin en bariz örneği olan hayvan deneylerinin yasaklanıp tarihe gömülmesi için sesimizi bir kez daha hep birlikte yükseltebileceğimiz bir gün. 

1969’da Apollo 11 dönüşünde ay yüzeyinden alınan kaya örnekleri farelere enjekte edildi. Fotoğraf: NASA

Esarette sonlandırılan 27 hayat, koruma ve yuvalandırma

The Guardian gazetesi 2020’nin Aralık ayında, bir önceki yıl NASA’nın Silikon Vadisi’ndeki Ames araştırma merkezinde tutsak edilen 27 maymunun, koruma ve rehabilitasyon merkezine gönderilmek yerine toplu halde öldürüldüğünü açıkladı.  

Bilgi edinme kanunu dahilinde gazetenin elde ettiği belgede maymunların yaşlı olduğu ve 21 tanesinin Parkinson hastalığına yakalandığı yazıyordu. Geri kalan ömürlerini koruma merkezinde geçirmeleri için bir şans tanınmayan maymunların Şubat 2019’da öldürülmesi ABD’de hayvan hakları savunucularını, avukatları ve milletvekillerini ayağa kaldırmıştı.

New Mexico Üniversitesi Hayvan Etiği uzmanlarından John Gluck ise, primatların aslında “doğal yaşam ortamlarından, etolojik ihtiyaçlarından mahrum bırakıldıkları ve laboratuvar hayatının etkilerini hissettikleri için acı içinde olduklarını” söyledi. “Peki, hayvanların koruma altına alınmaya değer görülmemesi, bu seçeneğin hiç denenmemiş olmasına ne demeli? Son derece temel bir nezaket ve ahlak göstergesi yerine hayvanları yok etme yoluna gidilmesi… Bu kararı verenlere yazıklar olsun.”

Son zamanlarını insan sömürüsünden uzak bir şekilde geçirmelerine bile izin verilmeyen maymunlar, LifeSource BioMedical adlı ilaç araştırma şirketi sözcüsünün aktardıklarına göre, “yıllar önce” “bakım” için verilmiş, Ames’teki merkeze getirildikten sonra hayvanlar üzerinde hiçbir deney yapılmamış ve (çok sayıda olmasına rağmen) maymunlar için herhangi bir koruma merkezi “bulunamadığı” için laboratuvarda tutulmaya devam etmişlerdi. Nasa ise maymunların kendilerine ait olmadığını, şirket ile ortak bir programla bakımda olduklarını söyledi.

Yakın zamanda ABD 2015’te Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin (NIH) aldığı önemli bir kararla primatların araştırmalarda kullanılmasını sonlandırmaya ve biyomedikal çalışmalarda kullanılan tüm şampanzelerin “emekli edilmesine” (*) dönük ilk adımı atmıştı. Fakat pek çok laboratuvar maymun kullanımına devam etti; 2017’de 74 bin maymun deneylerde kullanıldı.

2020’de Covid-19 haricinde çalışma yapan pek çok laboratuvarın ise personel azlığı ve pandemi önlemleri sebebiyle uzun süre çalışamaması ve kapatılması sonucu, asla orada olmaması gereken binlerce, belki milyonlarca fare ve sıçan toplu halde öldürülmüştü.

Türkiye’de 2011 yılında Tarım Bakanlığı tarafından çıkarılan Deneysel ve Bilimsel Amaçlar İçin Kullanılan Hayvanların Refah ve Korunmasına Dair Yönetmelik ve Uygulama Talimatı‘na göre, hayvanlar üzerinde deneysel ve bilimsel çalışmalar yapan kuruluşlar, kuruluş bünyesindeki etik kurul (HADYEK) ve sorumlu veteriner hekimin uygun görmesi durumunda deneylerde kullanılan hayvanlar yuvalanabiliyor. Ancak Deneye Hayır Derneği’nin araştırmalarına göre mevzuatta tanımlanmış olan aile yanına verme ve yuvalandırma neredeyse hiç uygulanmıyor; hayvanların son zamanlarında sevgi görecekleri şiddetsiz bir ortam onlara çok görülüyor. 

Uzaya gönderilen köpekler, kaplumbağalar, kediler

Esaret sonrası özgürlükleri geri verilmeyerek ölüme mahkum edilen hayvanlar yalnızca işkence dolu bir yaşam süren 27 maymun değil elbette. ABD, Rusya, İran, Fransa ve Çin gibi uzay araştırmaları yapan ülkelerin deneylerde kullandığı ve ölüme gönderdiği tek hayvan türü maymunlar da değil.

20. ve 21. yüzyılda çok sayıda köpek, kedi, balık, sinek, kurbağa, solucan, guinea pig, semender, fare ve örümcek gibi pek çok hayvan, fiziksel ve psikolojik düzeyde işkenceye maruz bırakıldıkları, süreç boyunca ne olduğunu anlamadıkları yolculuklara çıkarıldı. 

Bugün, uzaya gönderilmeden önce insanlık dışı sayısız deneye maruz bırakılan ve yörüngeden çıktıktan sonra Dünya’ya bir daha canlı veya cansız geri dönemeyen, dönse bile sömürüden uzak, özgür bir yaşam sürmesine izin verilmeyen insan dışı hayvanları anmak istiyoruz. Aynı zamanda hayvan deneylerine son verilmesi ve gittikçe yaygınlaşan hayvansız bilimsel alternatiflere geçilmesi için yasa yapıcılara, karar vericilere bir kez daha seslenmek istiyoruz.

Layka, uzay yarışları ve yıllar sonra gelen pişmanlık

ABD ile uzay çalışmaları konusunda yarış halinde olan Sovyetler Birliği, o dönemde soğuğa ve açlığa dayanıklı oldukları iddiasıyla uzay programlarında sokak köpeklerini kullandı. Dünyanın tanıdığı ve büyük bir hüzün be pişmanlıkla andığı Layka da henüz 3 yaşında olan, yaklaşık 5 kg ağırlığında bir köpekti.

Laika. Fotoğraf: Sputnik/Alamy Kaynak: New Yorker

Uzun yıllar kahraman olarak anılan ve hüzünlü öyküsü romantize edilen Layka, Sputnik 2 uçuşuna zorlandığı eğitimler sırasında yüksek rakımlı test roketlerinde uçmuş, diğer “aday köpekler” ile birlikte Sputnik 2’nin küçük kabinine alışması için 20 gün boyunca, boyutu giderek küçültülen kafeslerde tutulmuştu. Bu denli küçük bir bölmede köpeklerin boşaltım yapmayı durdurdukları, huzursuz oldukları ve sağlık durumlarının kötüleştiği gözlemlendi. Müshil (ishal yapan) ilaçları durumlarını düzeltemedi ve araştırmacılar ancak uzun süreli bir eğitimin sonuç vereceğine kanaat getirdi.

Köpekler, roket kalkışını taklit eden bir santrifüje ve uzay aracının seslerini taklit eden bir makineye yerleştirildi. Bu, nabızlarının iki katı çıkmasına ve kan basınçlarının 760 torr artmasına sebep oldu.

Fırlatma günü geldiğinde, 3 Kasım 1957’de Sputnik 2 ile kalkışın en hızlı anında Layka’nın solunumu kalkıştan önceki durumunun üç ila dört katına çıktı. Cihazlar kalp atışının kalkıştan önce dakikada 103 atış iken kalkışın başlamasından hemen sonra dakikada 240 atışa yükseldiğini ölçtü. Üç saatlik ağırlıksızlığın ardından Layka’nın nabzı dakikada 102 atışa düştü, bu dünyada yapılan denemelerden üç kat uzundu ve köpeğin altında olduğu baskının bir göstergesiydi.

İlk gelen verilerden bazıları köpeğin tedirgin olduğunu; ama yemeğini yediğini gösteriyordu. Uçuşun beş ila yedinci saatlerinden itibaren uzay aracından gelen canlılık göstergesi kalmamıştı.

Sovyet bilim insanları Layka’yı zehirli gıdayla besleyerek öldürmeyi planlamışlardı. Yıllarca Sovyetler Birliği köpeğin ölüm sebebi hakkında birbiriyle çelişen açıklamalar yaptı. 2002 yılının ekim ayında Sputnik 2 görevinde çalışan bilim insanlarından biri olan Dimitri Malaşenkov, Layka’nın dördüncü yörüngenin tamamlanmasından önce aşırı ısınmadan dolayı öldüğünü açıkladı.

1998 yılında Layka’yı uzaya göndermekten sorumlu olanlardan biri olan Oleg Gazenko, köpeğin ölmesine izin verdiği için duyduğu pişmanlığı dile getirdi.

“Hayvanlarla çalışmak hepimiz için bir ıstırap kaynağıdır. Onlara konuşamayan bebekler gibi davranıyoruz. Zaman geçtikçe bu konudaki üzüntüm artıyor. Bunu yapmamalıydık… Bu görevden köpeğin ölümüne değecek kadar çok şey öğrenmedik.”

Meyve sinekleri, radyasyon testi ve genetik benzerlik

Uzaya gönderilen ilk hayvan 1947’de meyve sinekleri oldu. Amerikalı bilim insanları kozmik radyasyonun gelecekte astronotlar üzerindeki etkisini ölçmek için, genetik olarak insana benzedikleri için meyve sineklerini seçmişti.

Nazilerden ele geçirilen V-2 balistik füzeye yüklenerek teknik olarak uzayın başladığı 109 km uzağa gönderilen sineklerin canlı halde geri geldiklerini ve radyasyondan etkilenmediklerini gören ABD’li yetkililer, hayvanlar üzerinde uzay çalışmalarına başladı.

Primatlar ve elektroşok eğitimi işkencesi

Şempanzelerin ve makakların da aralarında bulunduğu en az 32 maymunun uzaya gönderildiği biliniyor.

Uzaya gönderilen ilk maymun, 1949’da ABD’de 134 km yüksekliğe ulaştıktan sonra atmosphere giriş sırasında paraşütündeki bir sorun nedeniyle darbe alarak hayatını kaybeden Albert II adlı makak oldu. Ölümünden bir yıl önce Albert I adlı maymun da, uzay mekiği henüz havalanmamışken, içine tıkıldığı daracık kafeste nefessiz kalmış, boğularak yaşamını yitirmişti.

50’li ve 60’lı yıllarda başka türdeki maymunlar ABD tarafından uzaya gönderildi. Hayati belirtilerini takip edebilmek için maymunların vücuduna sensörler yerleştiriliyordu. Çoğu fırlatma sırasında anestezi altında oluyordu. Fakat 40’lı ve 50’li yıllarda uzaya gönderilen maymunların ölüm oranları çok yüksekti; yaklaşık üçte ikisi uzaya fırlatılırken, uzayda ve Dünya’ya ayak bastıktan hemen sonra hayatını kaybediyordu.

Uzay mekiğinden hayvanat bahçesine ve deney laboratuvarlarına

Ham. Kaynak: Smithsonian Channel

İstisnalardan biri Ham adlı şempanzeydi. ABD Hava Kuvvetleri sadece üç yaşında, yani halen bir bebek olan şempanzeyi iki yıllık işkencenin ardından 1961’de Mercury adlı kapsülle uzaya gönderdi. Ham’den beklenen, eğitimler sırasında kendisine zorla öğretildiği gibi kumanda kollarını doğru zamanda çekmekti. Hata yaptığında ise, tıpkı eğitimlerde olduğu gibi, ceza olarak ayaklarına elektroşok veriliyordu. Burnundaki ufak yarayla Atlantik Okyanusu’na kapsülüyle birlikte geri dönen Ham’in sonraki yaşamı ise, ölümüne kadar 20 yıl boyunca iki farklı hayvanat bahçesinde esaret altında geçti. 26 yaşında ölen Ham, bir şempanzenin doğal yaşam süresinin yarısını bile henüz tamamlayamamıştı.

Ham’den kısa süre sonra Enos adlı şempanze uzaya gönderildi ve “kendisine verilen görevleri” doğru yapmasına rağmen teknik bir hata sebebiyle yörüngedeyken 76 elektroşoka maruz kaldı. Enos, eğitimler sırasındaki elektroşoklara ek olarak Ham’den çok daha fazla miktarda g-kuvvetine ve yerçekimsiz ortam provalarına maruz bırakıldı. Dizenteriden öldü.

Enos. Fotoğraf: NASA

Uykusuzluğa, kafeine, g-kuvvetine maruz bırakılan primatlar

Primatlar yalnızca uzaya veya yörüngeye gönderilmek için eğitilmiyordu. Örneğin, Los Angeles Times haberine göre Afrika ülkelerinde doğadan yakalanarak ABD Hava Kuvvetleri’ne teslim edilen 65 şempanze, uzay programlarının farklı aşamalarında kullanılmıştı.

Uyku yoksunluğu, kafein yüklemesi ve santrifüj dönüşü testlerine sokulan hayvanların bazıları, otomobiller için kullanılan cansız mankenlermiş gibi, beyinlerinin ciddi hasar gördüğü basınç azaltma kızak deneylerine tabi tutuluyordu.  

NASA uzay araştırmalarında kullandığı hayvanlarla “işi bittiğinde” tıbbi ve kozmetik deneylerde kullanılmaları için çoğunu denek olarak laboratuvarlara gönderiyordu.  

Uzaya gönderilen ilk kedi Felicette ve erken ölümü

Felicette. Kaynak: ENERGIYA I

1963’ün Ekim ayında Felicette uzaya çıkan ilk kedi olarak tarihe geçti. Aslında Felicette elbette uzaya kendisi “çıkmamıştı”; diğer hayvanlar gibi işkenceyle eğitilmiş ve zorla uzaya gönderilmişti. O da tıpkı Layka gibi bir zamanlar sokakta yaşıyordu ama diğer 13 kediyle birlikte Paris sokaklarında yakalanarak Fransa’nın uzay üssüne getirilmişti.

Başlarına elektronik implantlar yerleştirilen kediler ağır “eğitimlerden” geçtikten sonra Felicette, bindirildiği Veronique AG1 roketiyle 60 kilometre yükseğe gönderilebilmişti. Dünyanın yörüngesinde 18 kilometre seyahat eden roket, Felicette ile birlikte paraşütle dünyaya döndü.

Fakat yaşamı uzun sürmedi: Felicette, beyninin nekropsi yapılarak ayrıntılı bir şekilde incelenebilmesi için Dünya’ya indikten yaklaşık iki ay sonra öldürüldü. 

Maymun ve farelerde radyasyon ve kas atrofisi deneyi

2010 yılında NASA’nın sincap maymunlarında yapmayı planladığı radyasyon deneyleri kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı. NASA 27 maymunu radyasyona maruz bırakarak uzaydaki radyasyonun nörodavranışsal etkilerini hayvanlar üzerinde incelemeyi hedefliyordu. PETA ile birlikte milletvekillerinin, Paul McCartney ve Alicia Silverstone gibi sanatçıların, hatta eski bir NASA astronotunun protestosu NASA’nın bu deneyi rafa kaldırmasını sağladı.

2016’da NASA’nın bir başka deneyi bu kez Cruelty Free International tarafından gündeme taşındı. Farelerin yörüngede olduğu sırada çeşitli deneylere maruz bırakıldığı bu çalışma, uzun süreli uzay yolculuğunun kas ve kemiklerdeki etkisini inceliyor, “geleceğin astronotlarına ve motor nöron hastalığı (ALS) gibi kas atrofisi yaşayan hastalara fayda sağlayacağı” iddiasıyla yapılıyordu.

Yerçekimsiz ortamda farelere uygulanan deneylerden biri. Video: NASA/George Roberts Kaynak: SciNews

Deneyde fareler uzay istasyonuna geri döndüğünde bir kısmına kas atrofisini yavaşlatmak için düzenli olarak ilaç verilecek, bir kısmı da kontrol grubu olarak kalacaktı. Altı hafta boyunca canlı yayın ile izlenmesi planlanan farelere, kas gücünü ölçmek amacıyla çeşitli görevler verilecekti. Bu görevlerden biri “kavrama gücü testiydi”; biri kuyruklarını çekerken aynı anda farenin metal bir ağa tutunması bekleniyordu. Bu süre sonunda tüm fareler öldürülecek ve bedenleri parçalara ayrılarak tekrar uzaya gönderilecekti. Beden parçaları Dünya’ya geri geldiğinde daha fazla teste tabi tutulacaktı.

Cruelty Free International, bu işkence dolu deneylerin aynı zamanda anlamsız ve etkisiz olduğunu, son on yılda çeşitli ilaçlarla yapılan ve klinik düzeye ulaşan benzer deneylerin insanlarda işe yaramadığını vurguluyor (çok düşük faydaya sahip Riluzole dışında).

Hayvan deneyleri, insanmerkezcilik ve hayvansız bilimsel metotlar  

New England Deneye Hayır Derneği’nden Theodora Capolda 2014’te yayımladığı bir makalesinde insan dışı hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin gerekliliğini ve etkinliğini sorguluyordu. “Hayvanlarda güvenli ve etkili olduğu görülen ilaçların çoğu insanlarda işe yaramıyor, hatta insanlara ciddi zararlar verebiliyor veya insanların ölümüne neden olabiliyor” yazmıştı.

Capaldo bu makalesinde 2004 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin araştırma sonucuna atıfta bulunuyordu: Hayvanlar üzerinde test edilen ve bu aşamayı geçen ilaçların %92’si, devam eden süreçlerde insanlar üzerindeki ağır yan etkileri nedeniyle onay almıyordu.

Buna rağmen “araştırmacılar 100 yıl önce geliştirilmiş eski yöntemlere sıkı sıkıya sarılıyor ve hayvanların kullanılmadığı teknolojilere yatırım yapılmıyordu.” Capaldo bunu sorguluyordu. 

Bugün laboratuvarlarda üretilen insan hücre kültürlerinden yapay organlara, bilgisayar modellemelerinden algoritmlere kadar hayvanların kullanılmadığı pek çok bilimsel yöntem mevcut. ABD Ulusal Toksikoloji Programı’nda görev yapan Warren Casey’nin de belirttiği gibi hayvansız bilimsel metotlar, hayvanların kullanıldığı zalim deneylere oranla “çok daha ucuz ve çok daha hızlı sonuç alabiliyor.”

Hayvan deneylerinin temelinde, türcülük ve insanmerkezcilik yatıyor. Yani insanın dünyanın ve evrenin merkezi olduğu, benzersiz bir içsel değer taşıdığı yanılgısı… Bu düşünce de insan harici tüm diğer canlıları hiyerarşik bir sınıflandırmaya sokarak insandan daha aşağı, daha değersiz bir noktaya yerleştiriyor.

Türcülük, “insanların iyiliği” adına tüm canlıların feda edilebileceği iddiasıyla yüzyıllardır destek buluyor, insan dışı diğer hayvanlara yönelik her türlü acımasız davranışımızı şekillendiriyor, normalleştiriyor.

İnsanmerkezcilik etik değil, adil değil, “sürdürülebilir” değil. Biyoçeşitlilik krizi yaşanırken ve yeryüzündeki canlı türlerinin soyu tükenirken insanın da sonu çok yakın. İnsanmerkezcilikle hayatına yön veren herkesi, türcülüğe son vermeye ve “doğayla barış ilan etmeye” çağırıyoruz.

“Uzay keşfi” adı altında hayvanlara yapılan eziyet dolu deneyler artık 21. yüzyılda bizi daha uzağa götürmeyecek. İleri gitmek için bizim gibi acıyı, korkuyu ve şefkati hissedebilen canlılara zulmetmeyi bırakıp yenilikçi ve etik metotlara şans vermeli, yatırım yapmalı ve daha fazla uygulama alanı açmalıyız.   


(*) Hayvanları “emekli etmek” ifadesi, haberin orijinalinde yer almaktadır. TVD olarak bu ifadeyi doğru bulmuyor ve katılmıyoruz çünkü bu kullanım, insan dışı hayvanların insan menfaatleri uğruna çalışabileceğini, sömürülebileceğini ve öldürülebileceğini varsayıyor, kabul ediyor ve bu durumu olağan gösteriyor. Hayvanlar insanın kölesi veya malı değildir.


Kaynaklar: The Guardian, Sputnik News, The Gryphon, Sciencemag 12, Yeşil Gazete, One Green Planet, LA Times, Cruelty Free International, Wikipedia, NASA, Euronews

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here