Pandemi nedeniyle sokağa çıkma yasaklarının dünya çapında uygulandığı 2020’nin ilk aylarında, insansız şehirlerin sokaklarında ve denizlerinde özgürce dolaşan hayvanlara rastladığımız o günlerde, özellikle sosyal medyada sıkça denk geldiğimiz umut verici bir ifade vardı: “Doğa kendini yeniliyor”. Fakat Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) son güncellemeleri doğrultusunda gerçeklerin pek de öyle olmadığını kısa sürede gördük. Nesli tehlike altında olan pek çok hayvan ve bitki türünün “tükendiği” açıklandı.

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda Dünya, insan faaliyetleri sonucu altıncı büyük yok oluşa doğru hızla sürükleniyor. İklim değişikliğinden kaynaklanan ölümlerin ise, bulaşıcı hastalıkların neden olduğu vakaları yakında geçeceği tahmin ediliyor. Bilimsel çalışmalar, iklim krizine yönelik gerekli önlemlerin alınmaması durumunda gelecekte daha fazla pandemiyle karşı karşıya kalacağımızı gözler önüne seriyor.

Ne yazık ki evlere kapandığımız 2020’de her şey durma noktasına gelmedi. Hayvancılık, endüstriyel aktiviteler, ormansızlaşma, avcılık ve hayvan ticareti neredeyse aynı hızda devam etti; hatta gerekli müdahaleler yapılamadığından veya korumaya öncelik verilmediğinden ihlaller daha da arttı.

Bireysel olarak pek çoğumuz duraksama dönemine girdiysek de, kitlesel yok oluş durmadı. IUCN’in açıklamasına göre 31 tür yeryüzünden silindi.

Nesli tükenen bu türler arasında bir köpekbalığı türü, 15 farklı balık türü ve üç farklı kurbağa türü var. En az 24 balık, deniz memelisi ve kaplumbağa türünün nesli de kritik tehlikede veya tükenme noktasına gelmiş durumda.

Kayıp köpekbalığını gören yok

1934’ten beri görülmeyen bir köpekbalığı türü, ilk kez 2019’da IUCN Kırmızı Listesi’ne girmiş ve “Kayıp köpekbalığı” (Carcharhinus obsoletus) olarak tanımlanarak kayıtlara geçmişti. Yaşam alanı olarak tahmin edilen Güney Çin Denizi dünya çapında avcılığın en yoğun şekilde yapıldığı yerlerden biri olduğu ve bugüne kadar herhangi bir gözlem kaydı gelmediği için günümüzde neslinin tamamen tükendiği düşünülüyor.

İllüstrasyon: Lindsay Marshall Kaynak: IUCN

Yumuşak el balığını yok ettik

Bu yıl aynı zamanda el şeklindeki yüzgeçlerini deniz tabanında yürümek için kullanan muhteşem bir balığı kaybettik. “Yumuşak el balığı” veya “Pembe el balığı” olarak bilinen bu tür (Sympterichthys unipennis), sığ ve soğuk sularda yaşayan, yaşam alanı oldukça dar olan son derece hassas bir dip balığı. IUCN, yapılan tüm incelemelere rağmen son 200 yılda yeni gözlem kaydı olmayan bu türün artık neslinin tükendiğini açıkladı.  

İklim değişikliği, habitat kaybı, balıkçılık (avcılık) ve deniz kirliliği gibi insan faaliyetlerinden çok çabuk etkilenen bu tür 200 yıl önce Tazmanya kıyılarında görülüyordu. Bugün diğer el balığı türleri de tehlike altında çünkü 7 türü 2000’li yılların başından bu yana görülmedi.

Fotoğraf: Rick Stuart-Smith Kaynak: Main Echo

Endemik göl balıkları tükendi

Filipinler’in ikinci büyük gölü olan Lanao Gölü de, yalnızca o bölgede yaşayan 15 balık türünün yok oluşuna tanıklık etti. Gölde kalan iki türün statüsü ise, bilim insanları tarafından “kritik tehlikede” veya “nesli tükendi” olarak sınıflandırıldı.

Göl balıklarının yok olmasındaki en büyük etkenlerden biri, istilacı ve avcı türlerin gölde kazara yayılması ve mevcut türleri yok etmesi. Avcılık ve balıkçılık uygulamalarının yarattığı tahribata da daha fazla dayanamayan bu türler, hayatta kalabilecek kadar çoğalamadan ne yazık ki yeryüzünden silinmiş oldu.  

İklim değişikliği kurbağaların sonunu getirdi

Orta Amerika’da görülen üç tür kurbağanın da neslinin tükendiği açıklandı. Orta ve Güney Amerika’da yaşayan 22 türün neslinin de kritik düzeyde tehlikede olduğu veya neslinin tükendiği duyuruldu. Bu türler arasında Kosta Rika ve Panama’ya endemik Chiriqui alacalı kurbağa (Atelopus chiriquiensis) ” ve zehirli ok kurbağaları (Dendrobatidae) ailesinden Oophaga dart kurbağası (Oophaga speciosa) bulunuyor.  

Fotoğraf: Marcos Guerra Kaynak: Google

Doğa koruma uzmanlarına göre yaşamsal risk altında olan yalnızca kurbağalar değil. Bilinen amfibi türlerinin neredeyse yarısı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bunun en temel nedenlerinden biri chytridiomycosis adı verilen mantar kaynaklı bir hastalık. Amfibilerin derilerini etkileyen bu hastalık, hayvanlarda solunum sorunlarına neden oluyor, vücutlarının suyu emmesini güçleştirerek biyolojik dengeleri bozuyor.

IUCN’den yapılan açıklamaya göre, iklim değişikliği bu mantar türünün çoğalmasına yol açıyor, hastalığın yayılması için uygun ortamı oluşturuyor ve toplu ölümleri beraberinde getiriyor. Bu mantar hastalığı, bugüne kadar 500’den fazla amfibi türünün neslinin tükenmesine neden oldu.

Hastalığa ek olarak insan faaliyetleri nedeniyle yaşam alanları gittikçe küçülen kurbağalar ve diğer amfibi türleri günümüzde yok olmanın eşiğinde.

Nesli tehlike altında olan diğer hayvan ve bitki türleri

IUCN, nesli tükenmiş olan hayvan listesinin yanı sıra nesli tehlike altında olan türler listesini de yakın zamanda güncelledi. Bugün “Tucuxi” olarak bilinen Amazon nehir yunusları (Sotalia fluviatilis) gibi tatlı sularda yaşayan mevcut yunus türlerinin hepsi, başta baraj yapımı, balıkçılık ve kasti avlanma olmak üzere beden bütünlüklerini ve yaşam alanlarını tahrip eden insan faaliyetleri yüzünden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Fotoğraf: Fernando Trujillo Kaynak: Merco Press

Yalnızca hayvanlar değil bazı bitkiler de iklim değişikliği, orman yangınları, tarım kaynaklı habitat kaybı, hastalıklar ve istilacı türler nedeniyle yeryüzünden silinmek üzere. Başta Çin, Meksika ve ABD olmak üzere dünya çapındaki meşe ağaçlarının 1/3’ü ve 3 farklı Macadamia fındık ağacının da nesli tehlikede.

Ağaçlar diğer canlılara da yuva ve beslenme kaynağı olduğu için yıkıcı etki çok daha büyük, çünkü tek bir ağaç türünün ve bu ağaçta yaşayan bir canlının yok olması demek, çevresindeki ekosistemin derinden ve olumsuz etkilenmesi demek.

Korumanın gücü: Avrupa bizonlarından iyi haber

IUCN Kırmızı Liste’de toplam 128 bin 918 tür yer alıyor. Bugün bu türlerin 5 bin 765’inin nesli tehlike altında. Güncellenen listedeki tek iyi haber, Avrupa bizonu (Bison bonasus) ile birlikte 25 farklı türün de iyileşme göstermesi.

Geliştirilen kapsamlı koruma politikaları ve uzun süreli koruma faaliyetleri Avrupa bizonlarının yabani popülasyonunun 2003’te 1800’den 2019’da 6200’e yükselmesini sağladı. Böylece bu tür Duyarlı (VU) statüsünden Tehdite Açık (NT) statüsüne ilerledi.

Nesli tükenen türler için artık çok geç. Ama diğerlerini yok olmadan önce koruyabiliriz.
Fotoğraf: Rafal Kowalczyk Kaynak: BirdLife International

20. yüzyılın başlarında esaret altında tutulmuş olan bizonlar, 1950’lerde yeniden doğaya bırakılmalarının ardından koruma programlarının uygulanmasıyla birlikte Polonya, Rusya ve Belarus’ta yeniden görülmeye başlandı.

Halihazırda doğal ortamlarında barınan 47 farklı bizon sürüsünün olduğunu belirten IUCN Bizon Uzman Grubu’ndan Dr. Rafal Kowalczyk “Bizonlar ilk başta ormanlara salındı, fakat kış aylarında bu bölgelerde yeterli besin bulamıyorlar. Bu nedenle de tarım alanlarına iniyorlar. Burada ise insanlarla karşılaşıyorlar ve bir çatışma ortamı oluşuyor. Bizonlar için riski azaltmanın yolu, geniş çayır ve meralar oluşturmak ve bu alanları koruma altına almaktan geçiyor,” diyor.

IUCN Genel Direktörleri Dr. Bruno Oberle ve Dr. Jane Smart da, iyileşme gösteren türler ışığında koruma programlarının önemine dikkat çekiyor. Dünya çapında bitki ve hayvan türleriyle birlikte tüm ekosistemi tahrip eden insan faaliyetlerine karşı önlem alınması gerektiğini, nesli tehlike altında olan türler de dahil olmak üzere bir an önce kapsamlı, iddialı ve ölçülebilir biyoçeşitlilik hedeflerinin belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Kaynaklar: IUCN, National Geographic, Mic.com, The Guardian, ABCnews, YourWeather.co.uk; IUCN Kırmızı Liste Sınıfları (TR)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here