Ördek veya tavuk yavrusu bakmak Türkiye dahil dünyanın pek çok yerinde, özellikle de pandemi döneminde yeni moda hobilerden biri haline geldi. Masum görünen bu ilginin ardında aslında daha karmaşık ve derin bir süreç işliyor: Sevdiğimiz ve yediğimiz hayvanlar arasındaki uçurumun kökeni ne?

Örneğin Kuzey Amerika’da COVID-19 pandemisi sebebiyle insanlar evlere ilk kapandığında, evde geçen zamana “yardımcı olması için” yeni bir hobi ortaya çıktı: Ördek yavrularını kiralamak ya da satın almak. Ta ki…

Cümlenin sonunu özellikle açık bırakıyoruz çünkü öyle görünüyor ki çoğu insan bir sonraki adımı düşünmemiş bile.

Türkiye’de de durum pek farklı değil. Bazılarımız belki çocukluğunda bizzat yaşamıştır: Civcivler* çocuklara hayvan sevgisi aşılamak için pazarlardan satın alınırdı, çoğu horoz (ve ender olarak tavuk) olup büyüyünce de ne yazık ki, çocukların tüm tepkilerine rağmen aile büyükleri tarafından ya öldürülür ya da “kesilmesi” için bir başkasına verilirdi. Şimdi pandemiyle birlikte ördek yavruları da hiç beklenmedik yerlerde görülmeye başlandı.

Geçtiğimiz günlerde hayvan kurtaran arkadaşlarımızdan biri, İstanbul Kadıköy’de evlerinin önündeki işlek bir caddenin kaldırımına bırakılmış iki ördek yavrusu buldu.

Bakan kişiyi bulamadıkları için ördeklerin, çocukların sıkılmaması için bir hayvan pazarından satın alındığını ve daha sonra sokağa bırakıldığını düşünüyorlar. Kedi saldırısında hafif yaralanıp korkan, bulunduğunda açlık ve susuzluk nedeniyle çok bitkin olan yavrulardan biri maalesef kurtarıldıktan sonra hayatta kalamadı.

Hayatını kaybeden yavru

Şimdi yaşayan diğer yavrunun biraz daha büyümesini ve kendini toparlamasını bekliyorlar. Daha sonra, eğer hayata tutunabilirse, ömrünün sonuna kadar öldürülmeyeceği, iyi bakılacağı ve özgür olabileceği bir kurtarılmış hayvan çiftliğine gidecek.

Hayatta kalan yavru, sokakta bulunmasının ardından geçen iki hafta içinde hızla büyüdü.

Fakat ne yazık ki hediye veya karne ödülü gibi pazarlardan, pet shoplardan alınan tavuk ve ördek yavruları her zaman bu kadar şanslı olmuyor. Hayvan pazarlarındaki daracık ve pis kafeslerde “ailesini” bekleyen yavrular hastalıklarla boğuşurken, bu kafeslerden kurtulanlar da çoğunlukla ya öylece terk ediliyor ya da ölüme gönderiliyorlar.

Video, İstanbul’da hayvan satılan bir pazardan.

Erken yaşta edinilen ilk önyargı: Türcülük

Bugünlerde ABD’de ördek sahiplenen kişiler, hayvan barınma merkezlerini ve kurtarılmış hayvan çiftliklerini arayarak görevlilerin evlerine gelip ördekleri almalarını istiyor, çünkü onları hayvan üretim merkezlerine geri göndermeye ve kendi elleriyle ölüme teslim etmeye katlanamıyorlar. Bu talep o kadar fazla ki ABD’deki sığınaklar mevcut durumla başa çıkamadıklarını rapor ediyorlar. Bir kısım insan ise artık hayvanlara bakmaya devam edemeyeceklerini söylüyor.

Mükemmel bir dünyada eti, sütü, yünü, derisi veya kürkü için sömürülen bir hayvan olmazdı elbette. Fakat bu hayvanlara bir süreliğine bakmak ve sonrasında onları hayvan sığınağına bırakmak doğru insan için, hayvanlarla olan ilişkisini gözden geçirme açısından benzersiz bir fırsat sunabilirdi.

Ancak bir yazar ve psikolog olan Clare Mann, sevdiğimiz ve yediğimiz hayvanlar arasındaki kopukluğun somut bir gerçek olarak karşımızda durduğunu ve bu gerçeğin empatiyi ortadan kaldırdığını söylüyor:

“Markete giriyoruz ve ortada kedi yavruları, kuzular ya da canlı hayvanlar görmüyoruz. Sadece paketlenmiş bir parça yiyecek görüyoruz.

Çocuklar önyargıları olmadan doğarlar ama bizim ilk önyargımız olan türcülüğü erken yaşta, kediler veya köpeklerle oynayarak, ancak akşam yemeğinde kuzu pirzolası yiyerek öğreniyorlar.”

Mann, hayatımızın ilk yıllarında yediğimiz ve sevdiğimiz hayvanlar arasında güçlü bir ayrım yaptığımızı söylüyor. Daha sonra bu ayrım kültürel, sosyal ve psikolojik olarak sürekli pekişiyor.

Vegan Friendly reklam videosu

Empati sevdiğimiz hayvanlarla mı sınırlı?

Çoğu kültürde empati, sevdiğimiz hayvanlar ile sınırlıdır. Bu hayvanları yediklerimizden ayırırız. Mann’a göre bunu yapmamızın bir sebebi, aradaki bağlantıyı kurmanın bize acı verecek olması.

Sentient Media ekibinin görüştüğü ördek kiralayandan biri olan Frankie Nelson, iki hafta boyunca yavru ördeklere baktıktan sonra onları bilinmezliğe göndermenin, kendisi ve ailesi üzerinde herhangi bir huzursuzluk yaratmadığını, kısa bir süre sonra ördek bile yediklerini söylüyor ve “Sanırım biz hayvanları kategorilere ayırabiliyoruz. Ördek yavrusu ve yemek olan ördek arasında bizim için fark var. İkisini eşit görmüyoruz ve bununla ilgili hiçbir sorunumuz yok,” diyor.

Nelson kendisini ve ailesini “etçil” olarak sınıflandırıyor. Hayvanları kategorize edemedikleri için vejetaryen olan tanıdıkları olduğunu, ancak kendisinin ve ailesinin bu sınıflandırmayı yapabildiğini söylüyor.

Ancak kendisine, baktığı ördek yavrusunu yiyip yiyemeyeceği sorulduğunda bunu derinlemesine düşünmesi gerektiğini söylüyor, fakat “Dün akşam ördek yedik,” diye de ekliyor.

Türkiye’de ördek yaygın olarak tüketilmiyor belki ama bizim coğrafyamızın tamamında bu denklemde ördeğin yerini daha çok tavuk alıyor.

Kadrajda farklı, tabakta farklı mı?

Sosyal medyada insanların, satın aldıkları civcivleri veya ördek yavrularını neşeli bir şekilde, sevimli fotoğraflarla paylaştıklarını görüyoruz. Aynı kişilerin diğer fotoğraflarına baktığımızda ise, sofralarda başka hayvanların ölü bedenlerini, hatta aynı türden hayvanların erişkin hallerinin “yemek fotoğrafları” olarak paylaşıldığına şahit oluyoruz.

Unity Farm Sanctuary’nin kurucu ortağı Kathy Halamka, “Bu bahar bize teslim edilen hayvanları düşününce, insanların ‘et’ yemeyi bırakma konusunda şefkat duygusuyla pek hareket etmediklerini fark ettim” diyor: “Belki de nedeni, ABD’de ördek yiyen insan sayısının çok daha az olmasıdır. Fakat bize teslim edilen hayvanları göz önünde bulundurduğumuzda bilişsel uyumsuzluğun hala çok belirgin olduğunu görüyorum. Tıpkı türcülükte olduğu gibi,” diyor.

Halamka’ya göre ördek yavrusu kiralamak ve satın almak, sokağa çıkma yasaklarında sosyal medya platformu TikTok sayesinde popüler oldu.

“COVID zamanı eğlenmek için ördek yavrusu alma fikri ortaya çıktı. Baharda, kargoyla ördek alan genç insanlardan üç çağrı aldık. Hepsi de yasal olarak ördeklere izin verilmeyen yerlerde yaşıyorlardı. Yani satın aldıklarını canlının 6 ya da 8 haftalık bir eğlence için olduğunu biliyorlardı,” diyor Halamka.

Sadece geçen ay bir karton kutu içerisinde dört Pekin ördeği sığınağa bırakılmış.

Ontario Kanada’daki Cedar Row Farm Sanctuary’den Siobhan Poole da benzer çağrılarla karşılaşıyor. Poole, ördek yavrularının bu kadar popüler olmasının sebebinin pandeminin yarattığı can sıkıntısı olduğunu söylüyor.

Bağ kurarken bağlantıyı kaçırmak…

Yeni arkadaşlarıyla bağ kurduktan sonra çoğu insan ördekleri geri veremiyor çünkü başlarına gelecekleri biliyorlar: “Etleri için öldürülmek, damızlık olarak sürekli yavrulamaya zorlanmak veya yumurta üretimi için satılmak,” diyor Poole. Şimdiye kadar 25 yavruyu sahiplendiren Poole, güvenilir yuva bulma açısından sıkıntı çektiğini ve artık bu yönde gelen yeni talepleri geri çevirmeye başladığını söylüyor.

Kurtarılmış hayvan çiftliği yöneticilerinin her ikisi de tüylü arkadaşları için güvenilir bir çiftlik arayan kişilerde derin bir değişim gözlemlemediklerini belirtiyor. Poole onlarla buluşmaya gittiğinde aklından “Bu akşam ne yiyeceksin?” sorusunun geçtiğini söylüyor.

Siz bu akşam ne yiyeceksiniz?

Aradaki bağlantıyı kurmak için geç değil. Bu farkındalık, psikolog Mann’ın da söylediği gibi bize acı verecek olsa da, üretim çiftliklerinde ve mezbahalarda hayvanların yaşadığı acılardan daha fazla olmayacak. Vegan bir yaşamı seçerek türcülüğe son verebiliriz.


* “Tavuk yavruları” yerine “civcivler” dediğimizde dilin hayvanlara bakışımızı nasıl etkilediğini daha iyi görüyoruz; en azından bu “taktik” tavuklarda işe yarıyor. Peki ya koyun yavrusu kuzuda?

Kaynak: Sentient Media

Çeviri ve düzenleme: Emre Kayatepe, Boğaziçi Üniversitesi 2020 Psikoloji Bölümü mezunu, TVD gönüllüsü

Önceki İçerik“Av turizmi” davasında önemli gelişme: Mahkeme bakanlığın savunmasını yetersiz buldu
Sonraki İçerikVegan Yaşama Dair Mitler: “Peynirden Asla Vazgeçemem”
2014'te Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümüne girdi. 2020'de Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun oldu. Sosyal kimlik, ahlak psikolojisi ve türcülük ile ilgileniyor ve çalışmalarına sosyal psikoloji alanında devam ediyor. Çeviri ve içerik üretimi ile TVD'ye gönüllü destek veriyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.