Atmacacılık, Doğu Karadeniz’de uzun bir geçmişe sahip geleneksel, kültürel bir uygulama olarak tanımlanıyor. Ancak bugün doğa ve hayvan hakları açısından tartışılması gereken konu bir uygulamanın tarihsel geçmişi değil; 21. yüzyılda etik, hukuki ve ekolojik ilkelerle nasıl bağdaştığı.
Bir uygulamanın asırlardır yapılıyor olması veya yasalarla koruma altına alınması, onu bugün canlıların özgürlüğünü kısıtlama, onları çeşitli şekillerde kullanıp hobi malzemesi haline getirme noktasında haklı kılmıyor. Gerçek doğa koruma; yaban hayvanlarını ve doğal yaşam alanlarını insan merkezli bir kullanıma tabi tutmak değil, onlara müdahaleyi en aza indirerek habitatlarında özgürce var olmalarını, nesillerini sürdürmelerini sağlamaktan geçiyor.
Atmacacılık pratiğinin temelini oluşturan süreçler, hayvan hakları ve doğa koruma etiği açısından ciddi soru işaretleri barındırıyor. Bunlardan bazılarını paylaşırken, “sezon açılışı” toplantısına dair bilgilendirmemizi de en alta ekliyoruz:
1. Özgürlüğünden alıkoymak ve tutsak etmek “koruma” değildir
Atmacacılık süreci, zincirleme bir insan müdahalesine dayanıyor:
- Topraktan danaburnu böceğinin sabunlu suyla çıkarılması,
- Danaburnu kullanılarak Kızılsırtlı Örümcek Kuşu’nun (Lanius collurio – Gaco) yakalanıp atmaca için canlı tuzak yapılması,
- Gözleri kapatılan örümcek kuşu aracılığıyla Atmaca’nın ağlarla yakalanıp tutsak edilmesi,
- Esaret altına alınan atmacanın bıldırcın avında kullanılması.
Bu süreçte gerek yem yapılan kuşların gerekse atmacaların yaşadığı şiddetli yakalanma stresi, fiziksel yaralanmalar ve ölüm vakalarına ilişkin bakanlık veya uygulayıcılar tarafından kamuoyuna sunulmuş haber içeriği ve veri bulunmuyor.
Oysa bilimsel kaynaklara göre kuşların ağlarla, tuzaklarla yakalanması sırasında yaşadığı aşırı korku, kas yıkımına (rhabdomyolysis) ve ani metabolik felce (capture myopathy) yol açabilir. Bu durum yakalama anında veya salındıktan günler sonra dahi ölümle sonuçlanabilir.
Hatta WWF raporunda belirtildiği üzere; tutsak edilen atmacaların %5 ila %10’unun, yakalanma şoku ve aniden esarete alınmanın yarattığı ağır travma nedeniyle ‘kursak hastalığı’ veya ‘kestane karası’ denilen ölümcül bir rahatsızlığa yakalandığı biliniyor. Siyah dışkılama ve kusmayla seyreden bu durum, yaban canlılarının doğadan koparılırken yaşadığı fiziksel ve psikolojik yıkımın somut bir kanıtıdır.
Şeffaf olmayan ve canlıların hem yakalanma hem canlı tuzak yapılma hem de insana alışmaya zorlanması süreçlerinin hepsinde yoğun korku yaşamasına dayanan bir süreç, “kültür”, “doğa ve hayvan sevgisi” ve “koruma” olarak tanımlanamaz.
2. Esarete ek olarak hayvana eziyet fiili mevcut
Yaban canlılarının tutsak edilmesinin yanı sıra, kuşların hırçınlaşmasını, kaçmasını ve hedef türü sesle uyarmasını önlemek amacıyla geçmişten bu yana uygulanan göz kapaklarının iple dikilmesi (seyrana geçirme), yapıştırıcılarla birleştirilmesi veya gözlerinin bezle kapatılması gibi yöntemler açık bir fiziksel işkence ve hayvana kötü muameledir.
Gazeteci Güven İslamoğlu, 21 Mart 2026’da yaptığı atmacacılık ile ilgili bir paylaşımında şu şekilde süreci aktarıyor: “Ğaço kuşunun yakalıyorlar…. Gözüne yapıştırıcı sürüp kapatıyorlar. Kör olan kuş çırpınıyor. Bu kuşu ağın önüne koyup atmacanın dikkatini çekiyorlar…. Kaç atmacanın da kanadı kolu kırılmıştır bu sebepten… Kültür hikaye , satıyorlar… Araplar gelip alıyor…”
Bir canlının ışıkla ve çevreyle bağını zorla kesmek, ona fiziksel acı çektirmek ve insana boyun eğdirmek, “kültürel terbiye” ve “doğa sevgisi” olarak tanımlanamaz.
Bu durum 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uyarınca da açık bir eziyet suçudur.
3. “Sezon sonunda doğaya salıyoruz” beyanı şeffaflık ve ekolojik izleme gerektirir
Avcılar ve kamu kurumları sezon sonunda kuşların doğaya salındığını iddia etse de, ortada etik ve hukuki sorunlar dışında, cevap bekleyen başka sorular var:
- Bir sezonda kaç kızılsırtlı örümcek kuşu ve atmaca yakalanıyor ve tutsak ediliyor?
- Bunların kaçı “kışlatılıyor”, alıkonmaya devam ediliyor?
- Kaçı salınıyor ve salınan kaç kuş bağımsız şekilde izleniyor?
- Ağ ile yakalama ve esarete alma aşamalarında kaçı yaralanıyor, kaçı hayatını kaybediyor?
Bilimsel araştırmalar, yaban hayvanlarının geçici de olsa insana alıştırılmasının, elden beslenmesinin ve doğal avlanma, üreme ve yaşama ortamından koparılmasının, salındıktan sonraki hayatta kalma reflekslerini olumsuz etkilediğini ve onları kolay yem haline getirdiğini gösteriyor.
Dahası; saha araştırmaları ve kuş bilimi (ornitoloji) verileri, atmacaları yakalamak için tuzak olarak kullanılan kızılsırtlı örümcek kuşlarının dönemsel olarak nasıl bir ekolojik yıkıma uğratıldığını açıkça gösteriyor:
- Göç rotalarından koparılıyorlar: Kızılsırtlı örümcek kuşları, kışı geçirmek için Afrika’nın Sahel bölgesine göç eden türlerdir. Ancak atmacacıların bu kuşları doğaya saldığı Ekim ortası gibi tarihlerde, kendi türlerinin göç dalgası çoktan sona ermiş oluyor.
- Göç dürtüsünü ve sürüsünü kaybediyorlar: Tutsak edildikleri süre boyunca yoğun strese maruz kalan ve göç zamanını kafeste veya bağ altında geçiren bu kuşlar, doğaya salındıklarında hem sürülerini hem de içsel göç dürtülerini kaybetmiş oluyor.
Yalnızlığa ve mevsimsel koşullara hazırlıksız şekilde doğada bırakılan bu kuşların büyük bir kısmının kışı sağ atlatamadığı ve ölüme terk edildiği WWF raporunda da aktarılıyor.
“Kuşu ölmeden doğaya salıyoruz” iddiası, onların ekolojik takvimini bozarak aslında onları yavaş ve yalnız bir ölüme sürükleme gerçeğini örtemez.
Şeffaf ve bağımsız verilerle desteklenmeyen beyanlar ise, DKMP ve Tarım ve Orman Bakanlığı gibi yetkili kurumlarca doğa koruma politikası oluşturamaz. Milli Parklar Kanunu’nda yapıldığı üzere, TBMM tarafından yasal zemine oturtulamaz.
4. Atmacacılık bir avcılık faaliyetidir
Atmaca derneklerince basın açıklamalarında dile getirilen “Atmacacılık avcılık değildir” iddiası mevcut mevzuat ve uygulamalarla örtüşmüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı düzenlemelerinde ve Merkez Av Komisyonu tarafından açıkça belirtildiği üzere atmacalar, bıldırcın avlanması amacıyla eğitiliyor ve kullanılıyor.
Bir canlıyı başka bir canlıyı öldürmek üzere eğitmek ve av aracı haline getirmek doğrudan avcılık faaliyetidir.
5. Yabanıl türler evcil hayvanlarla kıyaslanamaz
Süreç içerisinde sıkça dile getirilen “Evdeki kedi ve köpeklerden ne farkı var?” argümanı bilimsel olarak geçersiz.
Kedi ve köpekler, binlerce yıllık evcilleşme süreci (domestication) sonucu insanla birlikte yaşamaya ve sosyal bağ kurmaya biyolojik olarak uyum sağlamış türler. Atmaca ve kızılsırtlı örümcek juşu ise yabanıl yırtıcılardır.
Yabani bir hayvanın doğadan koparılarak insana alıştırılması, gözlerinin kapatılması, yapıştırılması ve dikilmesi, “atmaca kahvesi” gibi kalabalık ortamlara sokularak “ehlileştirilmesi” bir şefkat veya koruma yöntemi değil; canlı üzerinde baskı oluşturma ve egemenlik kurma yöntemidir.
Atmacacılığı “gelenek” olarak görenlere çağrımızdır:
Eğer bu kuşları gerçekten seviyorsanız; onları yakalayarak ve ayağına bağ vurarak değil; göç yollarını, Karadeniz’in el değmemiş ormanlarını ve yaşam alanlarını koruyarak yaşatabilirsiniz.
Bir kültür, canlıların esareti ve sömürüsü üzerine kurulamaz. 21. yüzyılda doğa sevgisinin ölçüsü, doğaya ve canlılara hakim olmak değil; onların özgürce yaşamasına saygı duymaktır.
Danıştay’a, STK’lara, meslek örgütlerine, akademisyenlere, siyasilere ve aktivistlere çağrımızdır:
Kızılsırtlı örümcek kuşu (Gaco) ve yaban hayatı üzerindeki bu sömürü zinciri, sınırlı bir avcılık meselesi değil; doğa koruma politikalarının ve hayvan haklarının sınavıdır.
Sezon açılış toplantısındaki halka açık beyanlardan gördüğümüz kadarıyla:
- Koruma statüsüne itiraz: Dernek temsilcilerinin “Maalesef kızıl sırtlı örümcek kuşu koruma altında” beyanı, doğa koruma kanunlarına bakış açısını gösteriyor.
- Bakanlığa ve sözleşmelere baskı: Bern Sözleşmesi Ek-II listesinde yer alan türün koruma statüsünün düşürülmesi için “Genel Müdürlüğümüze gerekli baskıları yaptık” beyanıyla kamu idaresi üzerinde kurulan sivil baskı açıkça itiraf ediliyor.
- Kamu kurumu, siyasiler ve avcı işbirliği iddiası: Doğa Koruma ve Milli Parklar’ın (DKMP) ve siyasi parti grup başkanlarının Danıştay’daki iptal kararına karşı “bizim yanımızdalar” iddiası, kamu idaresinin doğayı koruma tarafsızlığına gölge düşürüyor.
Bu nedenle buradan tüm sivil toplum kuruluşlarına (STK), ekolog ve biyologlara, akademisyenlere, kuş gözlemcilerine ve fotoğrafçılarına, veteriner hekim odalarına, barolara, siyasi parti temsilcilerine ve yaşam hakkı savunucularına çağrıda bulunuyoruz:
- Bilimsel verileri ve etik dayanakları görünür kılın; bu bilgileri hem kamuoyuyla hem de ulusal ve uluslararası düzeyde yetkili kurumlarla, sözleşmenin yürütücüleriyle paylaşın.
- Lobi çalışmalarına karşı ortak tutum alın; avcı derneklerinin ve yerel yönetimlerin, kızılsırtlı örümcek kuşunun uluslararası koruma statüsünü düşürmek ve Bern Sözleşmesi istisnalarından faydalanmak adına yürüttüğü girişimlere karşı durun.
- Hukuki kazanımlara sahip çıkın: HAKİM ile ortak yasal mücadelemiz sonucu, Danıştay 10. Dairesi’nin Bern Sözleşmesi ve Anayasa m. 90 çerçevesinde verdiği, kızılsırtlı örümcek kuşunun avlanamayacağına dair emsal kararın sahada da uygulanması için denetim mekanizmalarını zorlayın.
Biyologları, ekologları, kuş gözlemcilerini, doğa koruma alanında çalışan tüm kurumları ve yaşamdan yana olan herkesi bu süreci yakından takip etmeye davet ediyoruz.
Kamu kurumlarını ve yargıyı da; avcı lobilerinin baskılarına değil, Anayasa’nın 90. maddesi ve taraf olduğumuz Bern Sözleşmesi doğrultusunda doğanın ve yaban hayatının yanında durmaya davet ediyoruz.
Çünkü gerçek koruma; canlıları tutsak ederek değil, yaşatarak ve özgür bırakarak olur.
Atmacacılık “sezonu” açılış toplantısından ilginç ve çarpıcı açıklamalar
“Av sezonu”nun açılmasıyla birlikte gerçekleştirilen ve atmacacılık dernekleri tarafından kamuoyuna açık şekilde düzenlenip paylaşılan toplantının görüntüleri, konunun sıradan bir “gelenek” tartışması olmadığını, koruma politikaları ve kamu kurumlarının yükümlülüğü açısından ciddi boyutlara ulaştığını gösteriyor.
Kamuoyuna açık toplantıda sarf edilen özellikle şu ifadeler durumun vahametini özetliyor:
- “Maalesef kızıl sırtlı örümcek kuşu koruma altında.”
- “Bern Sözleşmesi’nde de koruma altından çıkarılması için Genel Müdürlüğümüze gerekli baskıları yaptık.”
- “Hukuki anlamda bizim avukatlarımızla Milli Parklar’ın [DKMP] avukatı istişare halinde birlikte savunma verdiler, verecekler.”
- “İlk yasak çıktığında Rize’ye bizi davet ettiler [DKMP].”
- “Bu keyfi bize çok gördüler”
- “Biz avcılar seçkin insanlarız. Toplumda gezen %80’in böyle bir [sağlık] raporu yoktur.
Bu açıklamalar; hayvanların, daha da özelinde uluslararası sözleşmelerle koruma altındaki türlerin geleceğinin nasıl lobi faaliyetlerine konu edildiğini ve kamu kurumlarının doğayı koruma yükümlülüğünün nasıl esnetilmek istendiğini açıkça ortaya koyuyor.
Toplantıda ve atmacacılıkla ilgili sosyal medya paylaşımlarımız sonrasında, Türkiye Vegan Derneği (TVD) olarak biz ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği gibi davayı açan STK’lar ve vegan yaşam hakkı savunucuları da aşağılayıcı ifadelerle hedef alındı.
- “Bu veganlar denilen yaratıklar, ben yaratık diyorum, kusura bakmayın. Belki yaratıktan daha öte. Çünkü bu insanlar et yemez, peynir yemez, süt içmez, hiçbir şey yapmaz. Bunu yiyenlere de karışır. Et süt yemedikleri için de otomatik olarak beyinleri küçülmeye başlamış, küçük düşünmeye başladılar. Şimdi bunun bu küçük düşünmelerini koskoca yani bir yargıtay, danıştay, yahu yahu arkadaş kim veriyor bir bakın.”
Ancak biliyoruz ki, doğa koruma mücadelesi hakaretle değil; bilim, hukuk ve canlı hakkı zemininde yürütülür.
–
Kaynaklar:
- Adverse Effects of Capture and Handling Little Bustard
- Capture Myopathy in Little Bustards after Trapping and Marking
- Capture myopathy in wild birds: clinical information, a systematic review
- Ornithological Society Of The Middle East The Caucasus And Central Asia
- Avrupa Konseyi web sitesi
- https://wwftr.awsassets.panda.org/downloads/2017_wwf_falconry_in_ne_turkey_lr.pdf
- https://www.facebook.com/watch/live/?ref=watch_permalink&v=2069031670369199 (Atmacacılık sezon açılışı toplantısı – Hüseyin Uzunhasanoğlu Facebook canlı yayını)
Kapak fotoğrafı: WWF





















