Türkiye’de köpekler başta olmak üzere sokakta yaşayan hayvanların tecrit ve katliam politikalarıyla yaşam alanlarından koparıldığı bir dönemde, Mısır yönetimi bilimsel verilere ve uluslararası sözleşmelere dayanan, hayvanların yaşam hakkından taraf olan ulusal stratejiyi hayata geçirdi.
Mısır Tarım Bakanlığı; zehirleme, kitlesel öldürme ve yasadışı toplamaları tamamen yasaklayarak Aşıla-Kısırlaştır-Yerinde Yaşat (TNR) modelini resmi ve zorunlu tek yöntem olarak ilan etti.
Sokakta yaşayan hayvanların ekosistemin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Mısır Hükümeti, cezasızlığa da son vererek yeni düzenlemeleri ihlal edenlere karşı derhal yasal işlem ve cezai süreç başlatılacağını duyurdu.
Katliam ve zehirleme yasaklandı: Tek geçerli yöntem TNR
Mısır’ın Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD), Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi (GBF) ve Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (WOAH) standartlarına uyum yükümlülüğü doğrultusunda hazırlanan ve 8 – 11 milyon arasında olduğu tahmin edilen köpekler için ulusal planda şu kararlar öne çıkıyor:
- Zehirleme ve toplu öldürme yasağı: Bireysel ya da kurumsal düzeyde gerçekleştirilen her türlü zehirleme, toplu öldürme ve hayvanların doğal alanlarından izinsiz nakli kesin olarak yasaklandı.
- %70 Kuduz aşısı hedefi: Ülke genelindeki popülasyonun en az %70’inin kuduz aşısı ile koruma altına alınması hedefleniyor.
- “Yerinde Yaşat” ilkesi: Sokakta yaşayan hayvanlar yakalanıp kısırlaştırıldıktan ve aşılandıktan sonra kesinlikle alındıkları sokaklara geri bırakılacak (TNR = Trap/Neuter/Vaccinate/Release)
“Sokak hayvanları doğal savunma hattımızdır”
Mısır Bilimsel Araştırma ve Teknolojik Akademisi ile uzman tıbbi komitelerin raporlarına dayandırılan kararda, sokak hayvanlarının ekolojik dengedeki hayati rolü öne çıkarıldı.
Bakanlık açıklamasına göre:
- Kemirgen ve sürüngen kontrolü: İklim krizinin de etkisiyle arttığı öne sürülen yılan, akrep ve kemirgenlere karşı sokak hayvanları şehirlerin ilk doğal savunma hattını oluşturuyor. Popülasyonun yok edilmesi, kent içi halk sağlığını doğrudan tehdit eden daha büyük ekolojik felaketlere yol açıyor.
- Aç bırakmak savunma güdüsünü yükseltiyor: Hayvanların gıda ve su gibi temel yaşamsal ihtiyaçlardan mahrum bırakılmasının, hayatta kalma güdülerini tetiklediği bilimsel olarak kanıtlandı. Bu nedenle sokakta besleme ve bilimsel müdahale hayati önem taşıyor.
Mısır Tarım Bakanlığı Hayvan Refahı Direktörü El-Hüseyni Muhammed Avad, kamusal sorumluluğa dikkat çekerek yaptığı açıklamada şu ifadeleri kaydetti:
“Sokakta yaşayan köpekler esasen insan kaynaklı bir durum olduğundan, ekolojik dengeyi sağlayabilmek adına onların sorumluluğunu üstlenmek zorundayız. Sokaklarda hiç köpek görmek istemeyenler bu karardan memnun kalmayabilir. Ancak bilimsel açıdan bakıldığında; diğer tüm canlı türlerinde olduğu gibi köpeklerin de yokluğu ekolojik dengesizliğe yol açar. Sokakta yaşayan köpekler kemirgenlere karşı bir savunma hattıdır. Onları doğrudan avlamasalar dahi varlıkları sıçanları uzak tutar. Ayrıca yüksek miktarda organik atığı tüketirler; onlar olmasaydı bu atıklar çürür, sinek, sivrisinek ve bakteri yayılımına sebep olurdu.”
Türkiye’nin “ölüm kampları” karşısında Mısır’ın “yerinde yaşatma” vurgusu
2024 yılında tüm toplumsal itirazlara ve kitlesel eylemlere rağmen mecliste onaylanarak hayata geçirilen “Katliam Yasası” sebebiyle sokakta yaşayan köpekler Türkiye’nin dört bir yanında İçişleri Bakanlığı ve valiliklerin baskısıyla ve belediyelerin girişimleriyle toplatılıyor, barınak ve bakımevi adı altındaki tecrit merkezlerinde açlığa ve ölüme terk ediliyor, mevcut mevzuata dahi aykırı şekilde toplu öldürmeler yaşanıyor.
Oysa Mısır’ın ortaya koyduğu ulusal strateji, sokakta yaşayan hayvanlara popülist nefret söylemleriyle değil, bilim, haklar ve ekolojik gerçeklikle yaklaşılması gerektiğini kanıtlıyor.
Tecrit, sürgün ve katliam odaklı yasal düzenlemeler açık bir yaşam hakkı ihlali ve bilinçsizce uygulamaya konan bir ekolojik yıkım pratiğidir. Türkiye’deki merkezi ve yerel yönetimler; yüzyıllardır süregelen sokaktaki yaşamı ve türe özgü varoluşu yok sayan bu katliam yasasından ve cezasızlık politikalarından derhal vazgeçmeli, Mısır’ın da benimsediği uluslararası standartlardaki Aşıla-Kısırlaştır-Yerinde Yaşat (TNR) modelini ve yaşam hakkı hak temelli çözümleri derhal uygulamaya koymalıdır.
Çünkü sorumluluk; sokakta yaşayan hayvanlarda değil, 2004 yılından bu yana 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun köylerden kentlere kadar kendisine yüklediği kısırlaştırma, aşılama ve yerinde yaşatma görevlerini yerine getirmeyen belediyelerde ve Tarım ve Orman Bakanlığı’ndadır.
Mısır’da yıllar içinde değişen zihniyet
Mısır’ın bugün ilan ettiği ulusal strateji, geceden sabaha alınmış tesadüfi bir karar değil. Yıllar süren hak mücadelesinin, bilimsel ısrarın ve kamusal zihniyet dönüşümünün bir sonucudur. Uluslararası Hayvan Koruma Örgütü’nün (OIPA) 2019 tarihli raporları, ülkedeki tablonun yakın geçmişte ne kadar ağır olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.
2019 verilerine göre Mısır; sokakta yaşayan hayvanları zehirlemek için hem insan sağlığı hem de çevre için son derece tehlikeli bir toksin kullanıyor, ateşli silahlarla öldürmeler gerçekleştiriyor ve kamuoyundaki popülist şikayetlere öldürme politikalarıyla yanıt veriyordu. Raporlar, o dönemde yürütülen pilot Aşıla-Kısırlaştır-Yerinde Yaşat (TNR/TVNR) projelerinin başarısını kanıtlamasına rağmen, bütçe yetersizlikleri ve muhafazakar bürokrasi nedeniyle ulusal çapa ulaşamadığını belgeliyordu.
Ancak sivil toplum kuruluşlarının dirençli mücadelesi, milletvekillerinin girişimleri ve bilimsel verilerin ısrarla savunulması sayesinde Mısır; 2010’lu yılların çağdışı anlayışını ve öldürme pratiklerini geride bırakmayı başardı. 2019’da ceza kanununda yapılan değişiklik tasarılarıyla başlayan bu süreç, bugün devletin resmi olarak toplu öldürmeyi ve zehirlemeyi yasaklayıp TNR modelini tek geçerli ulusal strateji ilan etmesiyle taçlandı.
Mısır ileriye giderken Türkiye neden yüzyıl geriye düşüyor?
Mısır’ın benimsediği bu ulusal strateji; doğrudan “hak temelli” bir perspektiften ziyade, çoğunlukla ekolojik dengeye ve insan odaklı faydaya dayanıyor. Hayvanların ekosisteme sunduğu “faydalar” üzerinden araçsallaştırılması, türcülük karşıtı ve hak temelli yaşam savunusu açısından eleştiriye açık bir zemin sunsa da; Mısır yetkililerinin sokakta yaşayan hayvanların durumunda insan kaynaklı tarihsel sorumluluğu kabul etmesi, tecrit ve öldürme yöntemlerini kesin bir dille reddederek “yaşatma ilkesini” devlet stratejisi haline getirmesi önemli bir adımdır.
Mısır’ın geçirdiği bu tarihsel dönüşüm, gelişim ve ilerleme kavramlarının ne anlama geldiğini açıkça gösteriyor. Bir devletin ve toplumun gelişmişlik seviyesi; sokakları ve doğayı paylaştığı canlıları yok ederek değil, insan dışı hayvanların yaşam hakkını bilimsel ve etik standartlarla güvence altına alarak ölçülür.
Mısır, geçmişteki insan merkezli ve şiddet içeren uygulamaları terk edip uluslararası anlaşmalara dayanan ekoloji temelli bir vizyona yönelirken; Türkiye yetkilileri, 2004 yılında yürürlüğe giren ve kısırlaştırmayı esas alan 5199 sayılı kanunu ve bilimsel yöntemleri uygulamak yerine, 2024 yılında kabul edilen “Katliam Yasası” ile adeta yüzyıl önceki hapsetme ve öldürme politikalarına geri dönmeyi tercih etti.
Devletlerin sorumluluğu; bilimin, etiğin ve çağdaş hak normlarının gerisine düşmek değil, tıpkı Mısır’ın yaptığı gibi, geçmişteki hatalı uygulamalardan ders çıkararak canlıların yaşam hakkını merkeze alan politikaları hayata geçirmektir.
–
Kaynaklar: Egypt Today, Egyptian Streets, Daily News Egypt, OIPA, English Ahram





















