<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Röportajlar arşivleri - TVD | Haberler</title>
	<atom:link href="https://haberler.tvd.org.tr/category/roportajlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://haberler.tvd.org.tr/category/roportajlar/</link>
	<description> Türkiye Vegan Derneği: Veganlığa dair haber, blog, makale sitesi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Sep 2024 11:12:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.10</generator>

<image>
	<url>https://haberler.tvd.org.tr/wp-content/uploads/2020/10/logo-png-150x150.png</url>
	<title>Röportajlar arşivleri - TVD | Haberler</title>
	<link>https://haberler.tvd.org.tr/category/roportajlar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?: Dr. Melanie Joy ile Karnizm Üzerine Bir Söyleşi</title>
		<link>https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/</link>
					<comments>https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[TVD]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 11:03:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[carnism]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[infighting]]></category>
		<category><![CDATA[injustice]]></category>
		<category><![CDATA[karnizm]]></category>
		<category><![CDATA[melanie joy]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[türcülük]]></category>
		<category><![CDATA[türcülük karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[veganizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberler.tvd.org.tr/?p=7714</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhaba Melanie, seninle bu röportajı yapmaktan çok mutluyum. Senin olağanüstü çalışmaların sayesinde bazı insanların neden ve nasıl hayvanlara yönelik zulmü rasyonalize ettiğini, bazılarının ise- tıpkı bizim gibi- bunu yapmadığını anlayabiliyoruz. Yakın zamanda &#8220;Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?&#8221; adlı kitabın Türkiye’de yayımlandı ve bende bir kopyasını aldım. Bu kitabı neden yazdığını, seni bu kitabı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/">Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?: Dr. Melanie Joy ile Karnizm Üzerine Bir Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Merhaba Melanie, seninle bu röportajı yapmaktan çok mutluyum. Senin olağanüstü çalışmaların sayesinde bazı insanların neden ve nasıl hayvanlara yönelik zulmü rasyonalize ettiğini, bazılarının ise- tıpkı bizim gibi- bunu yapmadığını anlayabiliyoruz. Yakın zamanda  &#8220;<a href="https://www.alfakitap.com/catalogsearch/advanced/result/result?yazar_text=Melanie+Joy&amp;product_list_dir=desc">Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?</a>&#8221; adlı kitabın Türkiye’de yayımlandı ve bende bir kopyasını aldım.</strong> <strong>Bu kitabı neden yazdığını, seni bu kitabı yazmaya iten şeyin ne olduğunu ve bu kitabın neyi başarmasını umduğunu merak ediyorum.</strong></p>



<p>Öncelikle bu röportaj için çok teşekkür ederim, kitabın Türkiye&#8217;de yayınlanmasından çok mutluyum. Türkiye’deki inanılmaz aktivistlerin çabalarını destekleyebileceğini umuyorum, gerçekten muhteşem ve önemli bir iş yapıyorlar. Bu yüzden bu çabalara küçük de olsa bir katkıda bulunabilirsem çok mutlu olurum.</p>



<p>Soruna geri dönersek; kitabımın ilk olarak 2010&#8217;da yayınlandı ve 10. yıl dönümü baskısı 2020&#8217;de çıktı. Kitap, bir bakıma kendi deneyimimden ortaya çıktı. Birçok aktivist benim deneyimimi yakından biliyor, bazıları ise bilmiyor olabilir. Bu yüzden hemen paylaşmak istiyorum. Birçok insan gibi ben de sevdiğim bir köpekle büyüdüm ve hayatımın ilk bölümünde et, yumurta ve süt ürünlerini tükettim. Tabağımdaki et ile etin geldiği hayvan arasındaki ilişkiyi, yediğim etin bir zamanlar nerede olduğuna dair bağlantıyı hiç kuramamıştım. Ancak her şey 1989&#8217;da, 23 yaşındayken değişti. Kontamine olmuş bir hamburger yedikten sonra güçlü antibiyotikler almak zorunda kalıp hastanede yattığımda ve gerçekten çok hasta olmama sebep olduğu için bu deneyimimden sonra et yemeyi bıraktım. O sırada hayvan yemenin etiğini düşündüğümden değil, beni bu kadar hasta eden şeyden çok tiksindiğim için et yemeyi bırakmıştım. Bu yüzden aslında kazara vejetaryen oldum diyebilirim. Ama sonra kendim için yemek pişirmeyi ve alışveriş yapmayı öğrenmem gerekti ve bu yüzden vejetaryenlik hakkında bilgi edinmeye başladım. Daha fazla bilgi edindikçe şok oldum. Bir veganla tanıştıktan ve sadece et değil aynı zamanda süt ürünleri hakkında da bilgi edindikten sonra hızla vegan oldum, yumurta ve süt ürünlerini yemeyi de bıraktım.</p>



<p>Öğrendiklerim karşısında gerçekten dehşete düşmüştüm. Dünyadaki hayvanlara, çevreye ve insan sağlığına etkilerine inanamıyordum. Ancak bazı açılardan beni daha da şok eden şey, konuştuğum hiç kimsenin söyleyeceklerimi duymaya istekli olmamasıydı. Arkadaşlarım ve ailem &#8220;bana yemeğimi mahvedeceğini söyleme&#8221; gibi şeyler söylüyorlardı veya bana &#8220;radikal vegan hippi propagandacısı&#8221; diyorlardı. Bu tepkilerden sonra konuşma birdenbire sona eriyordu ve bu tepkileri verenler -tıpkı benim tüm hayatım boyunca hayvan yediğim zamanlarda olduğu gibi-hayvanları ve gezegeni önemseyen mantıklı insanlardı.</p>



<p>Burada insanların bu inanılmaz derecede önemli konuşmaya son vermelerine neden olan şeyin ne olduğunu düşündüm ve bu da beni sonunda hayvan yeme psikolojisini, genel olarak şiddet ve şiddetsizlik psikolojisini incelemeye yöneltti. Sonra tezimin odak noktasını hayvan yeme psikolojisi üzerine kurdum. Keşfettiğim şey, hayvan yeme konusunda insanların davranışlarını yönlendiren bir psikoloji olduğu ve bu psikolojiyi aydınlattığımızda üzerimizdeki gücünün çoğunu kaybettiğiydi. Hepimiz bu belirli zihniyeti, bizi hayvan yemeye, empatimizi kapatmaya, rasyonel düşüncemizi kapatmaya yönlendiren bu <a href="https://carnism.org/carnism/">karnistik </a>zihniyeti miras aldık.</p>



<p>Bu konu ile ilgili bir kitap yazmak istiyordum ancak sadece öğrendiklerimle ilgili olmasını istemedim. İnsanların neden hayvan yememesi gerektiğiyle ilgili çok sayıda iyi kitap vardı ve insanların neden hayvan yememesi gerektiğiyle ilgili başka bir kitap daha yazmak istemedim. İnsanların neden hayvan yediğiyle, duyarlı insanların çevreyi, bedenlerini ve hayvan hayatlarını farkında olmadan yok eden vahşi uygulamalara neden katıldıklarıyla ilgili bir kitap yazmak istedim. Bu yüzden et yiyen kişilerle -temelde vegan olmayanlarla-paylaşabileceğim bir kitap olmasını istedim, böylece bu zihniyetin farkına varmalarına yardımcı olabilirdim. Çünkü yapıyı görmeyi başardığınızda bu zihniyet üzerinizdeki gücünü büyük ölçüde kaybediyor.</p>



<p>Kitap ile, insanların yemek seçimlerini daha özgürce yapabilmelerini istedim, biliyorsunuz ki farkındalık olmadan özgür bir seçim olamaz. Veganların kullanabileceği bir kitap olmasını istedim çünkü birçok vegan, birisine dünyalılara veya hayvanlara ne olduğunu anlatan korkunç grafik videoları gösterdiklerinde çok sinirleniyordu. Görüntüleri gören kişi ertesi gün McDonald&#8217;s&#8217;ta yine hamburger siparişi veriyor ve birçok vegan &#8220;neler oluyor&#8221;, &#8220;neyle uğraşıyorum&#8221; gibi düşüncelerle uğraşmak durumunda kalıyor ve veganlar sürekli bu savunmacılığın hedefi olarak suçlanıyor, saldırıya uğruyor, patolojize ediliyorlardı. Bütün bunlar ile karşılaşmak için ise tek yapmanız gereken &#8220;Ben veganım&#8221; demek. Sonrasında ise sık sık saldırıya uğruyorsunuz. Bu yüzden veganların bu psikolojiyi anlamaları için bir yol haritası sunmak istedim. Zaten olduklarından daha fazla zarar göremezlerdi ve bu konuyu savunmak ve konuşmak isteyen veganlar bu savunmalardaki zihniyeti anlayabilir ve iletişimlerinde bu konulara takılıp kalmazlardı.</p>



<p><strong>Kitabı okurken, aslında daha önce farkında olmadığımız ve muhtemelen hiçbir vegan olmayanın da farkında olmadığı sebepleri ortaya çıkardığımızı anlıyoruz. Yani herkesin okuyabileceği bir kitap ve karnizm terimiyle de karşılaştık. Peki karnizmin ne olduğunu açıklayabilir misin?</strong></p>



<p>Hayvan yeme psikolojisi üzerine doktora araştırmamı yaparken insanların çelişkili tutum ve davranışlarını anlamak istedim. İnsanların hayvanları önemsemesi ve yine de onları yemeleri, hayvanları kendilerinin kesmeleri veya başka bir şekilde onlara zarar vermeleri nasıl mümkün olabilirdi? Fark ettiğim şey, röportaj yapılan herkesin aynı çelişkiye sahip olmasıydı; hayvanlara zarar vermek istemiyorlardı ve yine de hayvanlara zarar veren pratiklere katılıyorlardı. Bireysel tutum ve davranışlardan çok daha fazlasının olduğunu fark ettim; bu tür bir paradoksun bu kadar çok insanda var olabilmesinin tek yolu buydu. Ortada daha büyük bir şey vardı; bir ideoloji; yaygın bir inanç sistemi. Bu inanç sistemini ise karnizm olarak adlandırdım.</p>



<p><br>Karnizm, bizi belirli hayvanları yemeye şartlandıran görünmez bir inanç sistemidir. Temelde veganlığın tam tersi aslında. İnsanlar genellikle yalnızca veganların ve vejetaryenlerin bir inanç sistemini takip ettiğini varsayıyor ancak -örneğin hayvan yemek söz konusu olduğunda- insanların tavuk yiyip köpek yememesinin tek nedeni bir inanç sistemine sahip olmalarıdır. Hayvan yemek bir zorunluluk olmadığında, ki bu günümüzde dünyadaki birçok insan için geçerlidir, temelde yiyecek seçimlerini özgürce yapabilecek kadar ekonomik gücü olan insanlar için bu bir seçimdir ve seçimler her zaman inançlardan kaynaklanır.</p>



<p>Ancak karnizm herhangi bir inanç sistemi değildir. Oldukça yaygın olan, toplumun dokusuna işlemiş normları, yasaları vb. kendi çerçevesine göre aşındıran baskın bir inanç sistemidir. Örneğin beslenmeyi incelediğimizde aslında karnistik beslenmeyi inceleriz, tıbbı incelediğimizde karnistik tıbbı inceleriz, hukuku uyguladığımızda karnistik hukuku uygularız, bilime baktığımızda ise bu da yine karnistik bilimdir. Yani karnizm toplumu temelden şekillendirir, dinden devlete ve en temelde bir işletmeye kadar tüm büyük toplumsal kurumlar tarafından benimsenir ve kodlarımıza kazınır. Karnizm gerçekten baskın ve görünmez bir sistemdir. İnsanlar bunun bir inanç sistemi olduğunun farkında bile değil. Çoğu insan hayvan yemenin böyle gelmiş böyle gidecek bir şey olduğuna inanıyor. Bir inanç sistemi çok yaygın olduğunda bu olur ve üstelik karnizm sadece baskın bir sistem değil aynı zamanda şiddet içeren baskıcı bir sistemdir.</p>



<p>Karnizm, hayvanları tüketmek için katletmek ve şiddet etrafında örgütlenmiştir. Çünkü et, şiddet olmadan üretilemez, yumurta ve süt ürünleri üretimi de hayvanlara büyük zarar verir. Ve yine de çoğu insan karnizmin şiddetini isteyerek desteklemez, bu yüzden karnizm gibi sistemlerin bir dizi psikolojik savunma mekanizması kullanması gerekir. Bunlar temelde insanların algılarını çarpıtan ve böylece iğrenmeden ve suçluluk duymadan hayvanları yemeye devam edebilmelerini sağlayan düşünme biçimleridir. Bu karnistik savunma mekanizmalarını, benim onlara verdiğim adla, bu psikolojik savunma mekanizmalarını tanımak gerçekten önemlidir çünkü onları tanıdığımızda üzerimizdeki güçlerini kaybederler. Vegan olduğunuzda ve savunma mekanizmalarını tanıdığınızda, bu gerekçelendirme savaşında onları üretmeyi veya yemeyi bırakırsak tüm hayvanlarla ne yapacağız soruları ile ileri geri gidip gelmeyi bıraktığınızda iletişiminizi daha derin bir düzeyde yapabilirsiniz.</p>



<p><strong>Yani karnizm dünyaya hakimken, vegan olmayanlar için her yerde her şeye yönelik olarak karnistik savunmalar ile karşılaşıyoruz. Peki bu savunmalar hakkında birkaç örnek daha verebilir misin?</strong></p>



<p>Elbette, bazı savunmaları paylaşayım. İlk savunma biçimine soyutlama diyebiliriz. Karnizm, çiftliklerdeki hayvanları herhangi bir bireysellikten veya kendi kişiliklerinden yoksun olarak görmeyi öğretir. Bu yüzden örneğin bir domuzun sadece domuz olduğuna ve tüm domuzların aynı olduğuna inanmayı öğreniriz ve bu bizi hayvanlardan uzaklaştırır. İnsanlar köpekleri bu şekilde görmezler, ancak domuzları, tavukları veya inekleri bu şekilde görürler. Çünkü onları kendileri için önemli hayatları olan bireyler olarak düşünmediğinizde onları tüketmeniz daha kolay hale gelir.</p>



<p>Başka bir örnek ise karnizmin bize çiftlikteki hayvanları nesneler olarak görmeyi öğretmesidir. En azından İngilizcede ve birçok dilde tabağımızdaki o tavuğa &#8220;birisi&#8221; yerine &#8220;bir şey&#8221; olarak atıfta bulunuruz. Bu bizi deneyimimizin gerçekliğinden uzaklaştırır. Algılarımız çarpıtıldığında bu bireylere karşı duyduğumuz doğal empatiden uzaklaşır ve aksi takdirde hissedeceğimiz iğrenmeden koparırır çünkü çoğu insan yenilebilir olarak düşünmeleri öğretilmeyen türleri yemek fikrinden iğrenmektedir.</p>



<p>Size bir savunma örneği daha vereyim, bu da haklı çıkarmanın üç ucudur. Yani haklı çıkarma, hayvan yemeyi haklı çıkarmak için ihtiyacımız olan çok yaygın bir savunmadır ve hayvan yemeyi haklı çıkarmayı öğrenmemizin yolu, hayvan yeme mitlerinin hayvan yemenin gerçekleri olduğuna inanmayı öğrenmektir. Hayvan yemeyi çevreleyen çok büyük bir mitoloji ve hayvan yemeyle ilgili çok sayıda mit var ama hepsi benim haklı çıkarmanın üç ucu olarak adlandırdığım şeyin altına giriyor: &#8220;Hayvan yemek normal, doğal ve gereklidir&#8221;. Elbette bu üç uç, erkek egemenliğinden heteroseksüel üstünlüğe kadar insanlık tarihi boyunca şiddet uygulamalarını haklı çıkarmak için kullanılmıştır.</p>



<p><strong>Bu çok ilginç. Psikolojik yolları anlamaya başlıyoruz ve sem anlatırken ben de şunu düşündüm, sence genel olarak insanlar karnizmde bu sorunun çözümünün bir parçası olabilirler mi?</strong></p>



<p>Kesinlikle. Veganlar sıklıkla, anlaşılabilir ama doğru olmayan bir şekilde, ya vegan olarak çözümün bir parçası olduğunuzu ya da vegan olmayıp sorunun bir parçası olduğunuzu varsayarlar ve bu varsayım, nüfusun %99&#8217;unun, alabileceği tüm yardıma ihtiyaç duyan bir davayı desteklemesini engeller. Her zaman, karnizmi ve veganlığı bir spektrumda düşünmenizi öneriyorum. Önemli olan spektrumda nerede olduğunuz değil, hangi yöne doğru gittiğinizdir.</p>



<p>İnsanları doğru yöne gitmeye ve onları gerçekten &#8220;vegan müttefiki&#8221; veya &#8220;vegan destekçisi&#8221; olmaya davet etmeyi düşünmeye teşvik etmek istiyoruz; bu, henüz tam vegan olmayan ama veganlığı destekleyenlere ulaşmak anlamına geliyor. Bunu göz önünde bulundurmak gerçekten önemli çünkü birçok insan tam vegan olmanın çok fazla geleceğini düşünüyor ve vegan olmuyorlar sonrasında ise mücadeleye destek olamayacaklarını düşünüyorlar. Oysa veganlığa en çok katkı koyan insanların bazıları aslında vegan değil. Örneğin; benimle röportaj yapan ve yüz binlerce insana ulaşan uluslararası yayınlarda makaleler yayınlayan gazeteciler genellikle vegan değiller. Ancak vegan mücadeleye destek olmak için gerçekten iyi işler yapıyorlar. Bazı bireyler Beyond Carnism&#8217;e bağış yaparak yaptığımız işi devam ettirmemizi sağlıyorlar ancak bu kişiler vegan olmasalar da mücadeleye inanıyorlar ve desteklemek istiyorlar.</p>



<p>Ayrıca veganlığı teşvik ederken ve insanlara çözümün bir parçası olma fırsatı verirken onlardan mümkün olduğunca vegan olmalarını istememizi tavsiye edebilirim. Mutlaka vegan olun ve ya hep ya hiç demek yerine, sizin için ne anlama gelirse gelsin mümkün olduğunca vegan olun demek istiyoruz. Bu, insanları her öğünde veganlık hakkında düşünmeye ve kendileri için işe yarayan bir şekilde veganizmi deneyimlemeye davet ediyor.</p>



<p><strong>Aslında &#8220;vegan müttfeik&#8221; gerçekten iyi bir fikir. Türkiye&#8217;de hayvan hakları savunucuları arasında vegan müttefiklerin mücadeleyi desteklediğini gördük, vegan değiller ama destekliyorlar ve veganlığı memnuniyetle karşılıyorlar. Ülkemizden bu yönde iyi örnekler verebilirim. Belki de bu vegan müttefiki terimine daha bağlı kalmalıyız.</strong> <strong>Yani açıkladığınızda mücadelenin geleceğine dair olumlu düşünüyorum ama bu açıdan baktığında gelecek hakkında umutlu hissediyor musun?</strong></p>



<p>Bence dünyada neler olup bittiğine baktığımızda önümüzdeki yıl veya beş yıl içinde birçok açıdan ne olacağını gerçekten bilmiyoruz; ABD seçimleri ve diğer seçimler, iklim değişikliği vb. Dolayısıyla gerçekçi olmak gerekirse, veganlığa desteğin arttığı konusunda iyimserim ve elimizdeki verilerle bunun çok açık olduğunu görüyoruz. Ayrıca kat edilecek çok uzun bir yol olduğuna, bugün dünyada çok fazla sorun olduğuna inanıyorum ve insanlığın bu zorluklarla, bilmediğimiz bir zamanda bunların üstesinden gelmemize yardımcı olacak şekilde başa çıkıp çıkmayacağını bilmiyoruz.</p>



<p>Vegan savunucular olarak, bir yandan dünyanın çok zor bir durumda olduğunu, bazı açılardan daha da zorlaşabileceğini ve bazı açılardan sorunlu olabileceğini bildiğimiz bir yapıda kendi içimizde barışa veya yeterli sükunete sahip olmanın bir yolunu bulmamız gereken bu tür bir çelişkiyle yaşamanın bir yolunu bulmamız gerekiyor. Yaptığımız bu önemli çalışmalara devam ederken ve bence bunu başarabiliriz. Çünkü bir yıl içinde ne olursa olsun, önemli olan şey bugün yaptığımız şeydir ve kontrol edebildiğimiz tek şey bugün yaptığımız ve şu anda yapmakta olduğumuz şeydir.</p>



<p>Gelecek üzerinde kontrolümüz yok ama geleceğe varmak ve hayatlarımıza geri dönüp baktığımızda geleceğe doğru ilerlerken yaptığımız seçimler hakkında iyi hissetmek istiyoruz. Şunu söyleyebilirim ki; 50&#8217;den fazla ülkeyi gezdikten sonra, yıllar içinde veganlığa desteğin hayal edebileceğimden çok daha fazla arttığını gördüm ve bu bana insanların hayvanlara ve iklime olanların gerçekliğinin farkına varması ve giderek daha fazla insanın karnizme hayır demesi konusunda umut veriyor.</p>



<p><strong>Türkiye&#8217;den bahsedecek olursak, 20 yıl önce vegan nüfus hakkında çok olumlu değildik. Ama şimdi 20 yıl sonra, o zaman düşündüğümüzden çok daha ötede olduğunu söyleyebiliriz, bu yüzden elbette bu &#8220;vegan dünya&#8221;ya yaklaştığımız anlamına gelmiyor. Başarılacak çok şey var ama yine de ilerlemenin düşündüğümüzden çok daha hızlı olduğunu düşünüyorum.</strong> <strong>Kitap,elbette bu ilerlemeye büyük katkıda bulunuyor. Peki bu röportajı okuyacak kişiler aktivizm hakkında daha fazla bilgiyi nereden edinebilirler? Onlara önerilerde bulunabilir misin?</strong></p>



<p>Web sitemiz <a href="https://carnism.org/">carnism.org</a>&#8216;u ziyaret edebilirler. Videolar, öğretici materyaller ve yazılı kaynaklar gibi çok sayıda kaynağa site üzerinden erişebilirler.</p>



<p><strong>Türkçe yayınlanmadan önce de kitabınız Türkiye’de biliniyordu. Tanıdığım birçok vegan kitabınız hakkında konuşuyordu ve İngilizcesini okumuşlardı, ancak şimdi Türkçe olduğu için daha çok okuyucuya ulaşacaktır. Yani kapak çok ilgi çekici ve birçok vegan olmayan okuyucuyu çekeceğine inanıyorum. Bu yüzden çok kısa bir süre içinde gazetelerde veya köşe yazılarında daha iyi tartışılacağını ve sonunda genel olarak bir etki yaratacağımızı düşünüyorum.</strong> <strong>Ayrıca son zamanlarda dahil olduğun başka projeler var mı diye sorabilir miyim?</strong></p>



<p>Birkaç ay önce yeni bir web sitesi kurduk: <a href="https://infighting.org/how-to-end-injustice-everywhere/">infighting.org</a>. Bu site örgütlerde çalışan veganların daha etkili bir şekilde birlikte çalışmalarına ve veganlar arasındaki kavgaları azaltmalarına yardımcı olmak için kuruldu. Ayrıca, geçen yıl yayınlanan, temelde karnizm teorisine dayanan ancak ataerkillik, ırkçılık vb. gibi tüm baskıcı sistemleri kapsayacak şekilde genişletilmiş &#8220;How to End Injustice Everywhere&#8221; adlı bir kitabım var.</p>



<p><strong>Teşekkür ederim, bahsettiklerinin bize yeni etkiler getireceğine ve belki de veganlar için yeni şeyler sunacağına inanıyorum. İnsanları vegan felsefeye çekmek için daha iyi seçeneklerimiz olacak ve belki de vegan ve vegan olmayan gruplar arasındaki tartışmaları daha iyi anlayacağız.</strong></p>



<p><strong>Çok teşekkür ederim, benim için çok faydalı oldu ve bu röportajı okuyacak kişiler için de çok faydalı olacağından eminim. Yaklaşan projelerinizi ve belki de Türkiye&#8217;ye yapacağınız ziyareti gerçekten dört gözle bekliyoruz.</strong></p>



<p>Türkiye’ye gelmeyi gerçekten çok isterim. Yaptığınız her şey için teşekkür ederim. Türkiye&#8217;deki aktivistleri destekleyebilmek benim için bir onurdur.</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/">Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?: Dr. Melanie Joy ile Karnizm Üzerine Bir Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Veganlara yönelik nefret söylemleri – III</title>
		<link>https://haberler.tvd.org.tr/2020/09/21/veganlara-yonelik-nefret-soylemleri-iii/</link>
					<comments>https://haberler.tvd.org.tr/2020/09/21/veganlara-yonelik-nefret-soylemleri-iii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[TVD]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2020 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden]]></category>
		<category><![CDATA[Blog Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[Etik]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'den]]></category>
		<category><![CDATA[ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[etik vegan]]></category>
		<category><![CDATA[etik veganlık]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[nefret söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[vegafobi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberler.tvd.org.tr/2020/09/21/veganlara-yonelik-nefret-soylemleri-iii/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dosya konumuzun önceki iki bölümünde uzun uzun yazdık, bize yazılanları paylaştık. Birleşik Krallık’ta veganlara yönelik nefret suçlarının artmasını konu alan haberle başladık, Türkiye’de özellikle etik veganların önyargılı ve ayrımcı bir dil aracılığıyla maruz kaldığı nefret söylemlerine dair Twitter anketimizin sonuçlarıyla devam ettik. Şimdi, dosyanın son bölümünde sözü, bu alanda aktivizm yapan ve Koç Üniversitesi ile [&#8230;]</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2020/09/21/veganlara-yonelik-nefret-soylemleri-iii/">Veganlara yönelik nefret söylemleri – III</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Dosya konumuzun önceki iki bölümünde uzun uzun yazdık, bize yazılanları paylaştık. Birleşik Krallık’ta veganlara yönelik nefret suçlarının artmasını konu alan haberle başladık, Türkiye’de özellikle etik veganların önyargılı ve ayrımcı bir dil aracılığıyla maruz kaldığı nefret söylemlerine dair Twitter anketimizin sonuçlarıyla devam ettik. </strong></p>



<p><strong>Şimdi, dosyanın son bölümünde sözü, bu alanda aktivizm yapan ve Koç Üniversitesi ile çeşitli derneklerde kapsamlı akademik çalışmalar yürüten Avukat Ezel Buse Sönmezocak’a bırakmak istiyoruz. </strong></p>



<p><strong>Yazı: </strong>Öykü Yağcı *

</p>



<p>Ezel, ayrıntılı yanıtları ve örnekleriyle bize, başvuru kaynağı niteliğinde çok önemli bilgiler verdi; nefret söylemi ve suçlarının dünyadaki ve Türkiye’deki hukuki boyutunu, yasalarla korunması gereken eşitlik ilkesinin ve toplumdaki yerleşik eşitlik kültürünün önemini anlattı.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img decoding="async" src="http://haberler.tvd.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/Ezel-pic-222x300-1.jpg" alt="" /><figcaption>Av. Ezel Buse Sönmezocak</figcaption></figure></div>



<p><a rel="noreferrer noopener" aria-label="Birinci (yeni sekmede açılır)" href="https://tvd.org.tr/2020/09/veganlara-yonelik-nefret-soylemleri-1/" target="_blank">Birinci</a> ve <a rel="noreferrer noopener" aria-label="ikinci (yeni sekmede açılır)" href="https://tvd.org.tr/2020/09/veganlara-yonelik-nefret-soylemleri-2/" target="_blank">ikinci</a> bölümden bu yana kapsamı geniş tutmamızın nedenini daha önce belirtmiştim. Burada tekrar yinelemekte fayda görüyorum: Düşmanlık ve hoşgörüsüzlüğe dayalı her türlü nefret biçimini bünyemizden atmak için her birimize sorumluluk düştüğünü düşünüyoruz. Çünkü ağzımızdan ve klavyelerimizden dökülen her bir ötekileştirici söylem, medya ve sosyal medyanın etkisiyle virüs gibi yayılarak kendimizi ve birbirimizi yiyip bitiriyor. Bu nefret ve saldırganlık bazılarının benliğine, bazılarının hayallerine ve bazılarının da hayatlarına mal oluyor.</p>



<p>Bu kadar kötülüğün arasında eşit, hoşgörülü ve özgür bir toplum tahayyülü ve umuduyla&#8230;</p>



<p><strong>Nefret söylemi ve nefret suçu
nedir? Türkiye’de “dezavantajlı” kılınmış grupları hedefine alan önyargı
kaynaklı suçlara karşı herhangi bir hukuki ya da politik tedbir mevcut mu? </strong></p>



<p>Nefret söylemi ve nefret suçu kavramları Türkiye’de hukuk literatüründe görece yeni ve sınırlı şekilde ele alınan, hukuk fakültelerinde hukuk eğitimi sırasında pek üzerinde durulmayan, disiplinler üstü bir yaklaşımla ele alınması gereken konular olması nedeniyle de üzerinde her daim tartışmaların canlı olduğu kavramlar. </p>



<p>En sade haliyle bir tanım yapacak olursak, ırk, renk, dil, ulusal ya da etnik köken, dini inanç, yaş, engellilik, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği veya diğer statüleri nedeniyle bireylere veya gruplara karşı şiddeti, nefreti, ayrımcılığı veya hoşgörüsüzlüğü savunan, yayan veya teşvik eden ifadeler, nefret söylemidir. Bu sayılan gruplara veya söz konusu grupların mal ve mülklerine karşı, önyargı veya nefret nedeni ile işlenmiş olan suçlara ise nefret suçları diyoruz. </p>



<p>Nefret suçlarını tanımlarken önemli olan iki husus mevcut. Birincisi, bir suçun nefret suçu olarak ele alınabilmesi için öncelikle işlenen fiilin ceza kanununda suç olarak tanımlanmış ve yaptırıma bağlanmış olması gerekmektedir. Bu Türkiye Anayasası’nda da yerini almış olan evrensel bir hukuk ilkesi, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin bir gereğidir. İkincisi ise, nefret suçlarından bahsedebilmek için failin suçu mutlaka bir önyargı ya da nefret saikiyle yani motifiyle işlemiş olması gerekiyor. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Bir başka ifadeyle, dezavantajlı grup mensubuna karşı işlenen her suç nefret suçu değildir. Failin, mağdurun bağı olan bu gruplara karşı bir önyargı ya da nefretle hareket ediyor olması gerekiyor. </p></blockquote>



<p>Örnek vererek ifade etmek gerekirse, “Suriyeli göçmenlerin pis koktukları ve bu nedenle toplu taşıma araçlarından ancak belli saat aralıklarında yararlanmaları gerektiği” şeklinde bir ifade, ulusal ve etnik köken nedeniyle bir gruba (Suriyeli göçmenlere) karşı ayrımcılığı savunan bir ifade olması nedeniyle nefret söylemine örnek verilebilir. Bununla birlikte, bir eşcinselin, eğlence mekanından çıktıktan sonra takip edilip eşcinsel olduğu için sokakta fiziksel şiddete maruz bırakılması ise nefret suçu olarak tanımlanabilir. Örneği biraz değiştirirsek, bir eşcinselin sokakta yürürken, eşcinsel olmasından bağımsız olarak hızla yaklaşan motorsikletli bir fail tarafından çantasının çalınması durumunda nefret suçundan bahsedilemeyecektir. </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="http://haberler.tvd.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/2019-insan-haklari-raporu-lgbtilar-2019u-hak-ihlalleriyle-gecirdi.jpg" alt="" /><figcaption>Kaynak: <a href="http://haberler.tvd.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/2019-insan-haklari-raporu-lgbtilar-2019u-hak-ihlalleriyle-gecirdi.jpg">İleri Haber</a></figcaption></figure>



<p>Nefret suçlarını, diğer suçlardan ayıran temel özellik, nefret suçlarının hem mağduru hem de mağdurun bağlı olduğu grubu gelecekte de benzer saldırıların olması ihtimali nedeniyle korkuya sevk etmesidir. Hem mağdurun hem de mağdurun bağlı bulunduğu cemaatin ya da grubun toplumda istenmediği, kabul görmediği, bu topluma ait olarak görülmediği mesajı verilmeye çalışılır nefret suçlarının sonucunda. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Çünkü nefret suçları kişiye değil, aslında bütün bir gruba yöneliktir.</p></blockquote>



<p>Nefret suçları ile nefret söyleminin iç içe
geçtiği durumlar da mümkün olabilir. Bazı ülkeler iç hukuklarında nefret
söylemini ayrıca bir suç olarak tanımlamış durumdadır. Bu durumda nefret
söylemi de cezai sorumluluk gerektiren ayrı bir suç olarak karşımıza
çıkmaktadır. Bu konuda ülke pratikleri epeyce farklılık göstermekte. Almanya’da
örneğin Nazi propogandası ve anti-semitizm ifade özgürlüğünden yararlanamaz ve
nefret söylemi kapsamında ele alınırken, Amerika Birleşik Devletleri’nde nefret
söylemine kavram olarak dahi pek çok hukukçu tarafından eleştirel yaklaşılmakta
ve nefret söylemi çok dar bir kapsamda ele alınmaktadır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Türkiye’de maalesef nefret söylemi ve nefret suçu ayrıca bir suç olarak tanımlanmış değildir. </p></blockquote>



<p>Nefret söylemi, çok dar bir şekilde, Türk Ceza
Kanunu’nun 216’ncı maddesinde (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama)
koruma bulabilir ama 216’ncı madde son derece sınırlı bir çerçeveye sahip.
Madde ilk paragrafında “halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge
bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin
ve düşmanlığa alenen tahrik etme”yi, kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir
tehlikenin ortaya çıkması halinde, suç olarak tanımlıyor. İkinci paragrafında ise
“halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge
farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suç olarak düzenlenmekte. </p>



<p>Dikkatli incelendiğinde 216’ncı maddede çizilen çerçevenin, dezavantajlı tüm grupları korumaktan uzak olduğu görülüyor zira madde adeta tahrik ve aşağılamanın hangi nedenlerle yapılamayacağını sınırlı sayı dediğimiz usulle saymış. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Yani 216’ncı madde kapsamına örneğin yaş ya da engellilik ya da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği gibi statüleri saymadığı gibi, sınırlı sayı prensibi nedeniyle bu statülerden dolayı maruz bırakılan nefret söylemini kapsam dışı bırakıyor. </p></blockquote>



<p>Bana göre nefret suçu bakımından çok daha ilginç bir diğer madde, 122’nci madde. 122’nci madde, 2014’te TCK’ya eklenen yeni bir madde ve yasalaşma sürecinde kamuoyuna lanse ediliş şekli ve başlığı itibarıyla (nefret ve ayrımcılık suçu) sanki nefret söylemi ve nefret suçunu tanımlayarak cezalandıracak bir çerçeveyi haizmişçesine heyecan yaratmıştı ama 122’inci maddenin içeriği karşılaştırmalı hukukta örneğine az rastlanan bir şekilde dar. </p>



<p>Öncelikle yine Madde 216’ya benzer şekilde 122’nci
madde de sadece “belli nefretlere” sınırlı sayıda yer veriyor. Bunlar “dil,
ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din
veya mezhep farklılığı” olarak sayılıyor. Maddeye göre bu sınırlı farklılıktan
kaynaklanan nefret nedeniyle; “bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır
veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesi, bir kişinin
kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanması veya bir kişinin işe
alınması ve bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasının
engellenmesi” nefret ve ayrımcılık suçunu oluşturuyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Görüldüğü gibi, madde yine tüm ayrımcılık temellerini saymadığı gibi, yalnızca 3 suç tipi yaratıyor. </p></blockquote>



<p>Örneğin, bir kişiye siyasi düşüncesinden dolayı evini kiraya vermeyen ev sahibinin, ya da bir kadını cinsiyeti nedeniyle işe almayan işverenin ya da durakta otobüs bekleyen bir engellinin binebilmesi için araç rampasını açmaksızın duraktan ayrılan bir otobüs şoförünün madde 122 çerçevesinde nasıl cezalandırılacağı hususu, bu suçların altında yatan nefretin tespit edilmesinin son derece güç olduğu göz önüne alındığında, ispat hukuku bakımından da tartışılmaya muhtaç.</p>



<p><strong>Peki, “etik veganlık”
Birleşik Krallık ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde gördüğümüz gibi korunan
insan hakları kategorileri arasında felsefi bir inanç sistemi olarak sizce
kapsanabilir mi; TCK’nın 3., 115., 122., 125. ve 126. maddelerine dahil
edilebilir mi?</strong></p>



<p>Nefret söylemi ve nefret suçlarında korunan hukuki değer, azınlık ve diğer tüm dezavantajlı grupların, esasen tüm toplumun, eşit muamele görme hakkıdır. </p>



<p>Ayrımcılık üzerine yapılan çalışmalarda, ayrımcılığın nedeni -psikolojik ve sosyolojik teorilerin bir karışımı olarak, esas olarak Toplumsal Baskınlık Teorisi (Social Dominance Theory) ile açıklanır. Buna göre toplumlarda gücü veya kontrol araçlarını elinde tutan grup, kendi meşruiyetini tesis etmek ve yeniden üretmek amacıyla kendi kimlik ve söylemini normal, diğerlerini norm dışı kurgulayarak, kendi ideolojik aygıtlarını yaratır. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>İşte normun dışında kurgulanan bu kimlik ve ifadeler, baskın grup tarafından sistematik olarak ayrımcılığa, sosyal dışlanmaya ve yoksulluğa maruz bırakılır ve bu yolla toplumla bütünleşmesi engellenir. Bu çerçevede örneğin etnik veya ulusal azınlıklar, göçmenler, yaşlılar, kadınlar, eşcinseller, translar ya da engelliler, sistematik şekilde sosyal dışlanma ve ayrımcılığa maruz bırakılan “dezavantajlı” gruplardır.</p></blockquote>



<p>Dezavantajlı
gruplar tabii ki bunlarla sınırlı değildir. Bir toplumda baskın çoğunluktan
ayrışan herhangi bir kimlik de, nefret söylemi ve nefret suçu bağlamında
korunmaya değer bir azınlık olabilir. Örneğin, cinsiyetçi ve heteroseksist bir
toplumda uzun saçlı ve küpe takan erkekler, eşcinsel ya da trans olup
olmamalarına bakılmaksızın, nefret söylemi ve nefret suçuna maruz kalabilir. </p>



<p>Burada, nefret söylemi ve nefret suçunun oluşup oluşmadığı incelenirken önemli olan, ifade edilen nefretin kişisel bir duygu değil; kolektif bir şekilde, bağlı olunan/hissedilen grubun bir yargısının dışavurumu olup olmadığıdır. Nefret pek tabii ki bir kişisel duygu olarak ele alınabilir ve bu nedenle hukukun dışında kalabilir. Ama ne zaman ki nefret ideolojik bir dışavurum halini alır, o zaman hukukun konusuna girer. </p>



<p>Örneğin, “pembe renginden nefret ediyorum” ifadesi hukukun dışında kalırken, “pembe renk giyen erkeklerden nefret ediyorum” ifadesi, “pembe giyen erkekler” diye bir azınlık kategorisi olmamasına rağmen bir nefret söylemi olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla, nefret söylemi ve suçu ele alınırken, failin ve mağdurun kimliği kadar, söylemin hangi amaçla, hangi bağlamda, nerede, hangi fonksiyonla ortaya koyulduğu da önemlidir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesi düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlüğünü koruma altına alır.</p></blockquote>



<p>Yine Sözleşme’nin ayrımcılık yasağı başlıklı 14’üncü maddesi uyarınca Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır. </p>



<p>9’uncu madde içtihat bakımından bir hayli zengindir. Mahkeme, “düşünce, vicdan ve din” kavramlarını nasıl ele alacağı yönünde zamanla bir ilkeler bütünü geliştirmiştir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Kişisel inançların, 9’uncu madde kapsamına girebilmeleri için iki ölçütün varlığı gerekmektedir. Bunlardan ilki, inancın belirli bir tutarlılık, ciddiyet, uyum ve önem derecesine ulaşmış olması; ikincisi ise insan onuruna saygıyla uyumlu bir inanç olarak değerlendiriliyor olmasıdır. </p></blockquote>



<p>Bu çerçevede, örneğin kürtaj karşıtlığı, Mahkeme tarafından madde 9 kapsamında bir “inanç” değildir. Fakat örneğin, Mahkeme pasifizm, vicdani retçilik ve veganlığı madde 9 kapsamında kabul edilen “inançlar” arasında saymıştır. Ancak, neyin 9’uncu madde kapsamında korunan bir “inanç” olduğunu tespit ederken, 9’uncu maddenin koruduğu hukuki değer hatırlanmalıdır. </p>



<p>En temelde 9’uncu madde düşünce ve vicdani kanaate sahip olunmasına, bir dini inanca mensup olunmasına, bunların geliştirilmesine, olgunlaştırılmasına ve hatta değiştirilmesine müsaade ederek bireyin, devlet tarafından aşılanmasına yani indoktrinasyona engel olmayı amaçlar. Bu kapsamda Mahkeme, 9’uncu madde başvurularında sıklıkla “iç dünya” (forum internum) kavramını kullanır. </p>



<p>Örnekle ifade edecek olursak, bir kişinin vegan olmasının arkasında pek çok neden olabilir. Sağlıklı beslenmek, genç bir cilde sahip olmak ya da fit kalmak olabilir. Ya da veganlık bir diyet olarak, kişinin hayatının belli bir döneminde uyguladığı bir beslenme şeklinden ibaret olabilir. Veganlık bazı alerji durumlarından kaynaklı dönemsel bir tercih de olabilir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Örneğin bu hallerde, veganlık madde 9 kapsamında “belirli bir tutarlılık, ciddiyet, uyum ve önem derecesine ulaşmış” bir inanç olarak korunacak mıdır? Cevabım hayır. </p></blockquote>



<p>Ancak, Mahkeme’nin içtihatlarınca da artık sabit olduğu üzere etik veganlık olarak ifade bulan, felsefi, politik ve/veya ahlaki motivasyonlarla kişinin hayatında topyekün bir hayat tarzına işaret eden veganlık, madde 9 kapsamında korunan bir “inanç”tır. </p>



<p>Pozitif hukukun meseleyi bir inanç özgürlüğü olarak ele alma şeklinden farklı olarak, konuya yaklaşımım kişinin iç dünyası ya da inancın ciddiyeti, tutarlılığı ya da önemi gibi kriterlerden ziyade, baskın grup karşısında veganların ayrımcılık ve sosyal dışlanma yaşayıp yaşamadığı meselesi üzerinden şekilleniyor. </p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="http://haberler.tvd.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/inek-ve-insan.jpg" alt="" /><figcaption>Fotoğraf: Marji Beach/Visualhunt, <a href="http://creativecommons.org/licenses/by-nd/4.0/">CC BY-ND</a> </figcaption></figure>



<p>Hayvan sömürüsünün günümüz küresel ekonomik koşullarında bir “norm” olduğu şüphesiz hakikat. Fakat veganlar, bu küresel endüstriyel sisteme karşı çıktıkları için sistematik ayrımcılığa, şiddete veya sosyal dışlanmaya maruz kalıyor mu? Örneğin veganlar, vegan oldukları için haklara erişimde, istihdama katılımda sorun yaşıyor mu? Yoksa serbest piyasa koşulları uyarınca, inançları gereği kullanmaları gereken ürünlere özgürce erişebiliyor mu? </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Vegan oldukları için maruz kaldıkları zorbalık, taciz ve nefret içerikli söylemler, biraz önce anlatmaya çalıştığım gibi “kişisel bir duygu” olan nefretten mi yoksa bir ideolojinin parçası olan nefretten mi kaynaklı?</p></blockquote>



<p>Burada ayrımın her bir olay özelinde, titizlikle yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bir başka ifadeyle, kategorik olarak veganlığın bir felsefi inanç olmasından hareketle, veganlara karşı üretilen her şiddet içerikli söylemi nefret söylemi olarak tanımlamak mümkün olmayabilir. </p>



<p>Nefret suçu kapsamında ise, AİHM’in etik veganlığı “felsefi inanç” olarak kabul etmesinden hareketle, veganlara yönelen zorbalık, taciz ve şiddet içerikli söylem ve eylemlerin sizin de sorunuzda isabetli bir şekilde dikkat çektiğiniz üzere madde 115 kapsamında “inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasının engellenmesi” suçunu ve madde 125 kapsamında “hakaret” suçunu oluşturacağının tespiti gerekir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Hakaret suçunun kişinin felsefi inancını açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından dolayı işlenmesi, hakaret suçunun nitelikli hali olup daha yüksek cezayı gerektirmesi bakımından, veganlar için ayrıca öneme sahip. Dolayısıyla diğer maddelerin değil ama özelikle 125 ve 115’inci maddelerin veganları “teknik olarak” koruyacaklarını söylemek mümkündür.</p></blockquote>



<p><strong>Son zamanlarda özellikle sosyal
medyada bireylere yöneltilen bazı politik eleştirilerin dahi “linç” olarak
tanımlanabildiğini görüyoruz. Oysa “linç edilmek” fiziksel ve psikolojik
düzeyde oldukça ağır sonuçları olan, kökü derinlere inen bir fiil. Eleştiri,
linç, nefret söylemi ve nefret suçu arasındaki ayrımı, konuya nispeten kavram
düzeyinde uzak olanlar için en net şekilde nasıl ortaya koyarız? </strong></p>



<p>Aslında bu ayrımlara genel hatlarıyla şimdiye kadar biraz değinmiş olduk. Nefret suçu bahsettiğimiz üzere, tamamen farklı bir kategori, nefret suçundan bahsetmek için ortada ceza kanunlarında açıkça tanımlı bir nefret suçu düzenlemesinin bulunması gerekiyor. </p>



<figure class="wp-block-image is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="http://haberler.tvd.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/12512517_1658643907728401_165996306207162555_n.jpg" alt="" width="573" height="381" /><figcaption>Kaynak: <a href="https://metehanud.wordpress.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener" aria-label="Metehanud (yeni sekmede açılır)">Metehanud</a></figcaption></figure>



<p>Eleştiri, linç ve nefret söylemini nasıl ayıracağımız konusunda belirleyici faktör ise ifadenin, yöneldiği gruba duyulan nefret veya önyargı saikinin sonucu olup olmadığıdır. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Örneğin, vegan olduğu bilinen bir kişiye “vegan olduğu için beyninin gelişmediğini, dolayısıyla da sağlıklı düşünemediğini” söylemek, veganlara duyulan önyargı nedeniyle bir nefret söylemidir. Kişiye “vegan olduğu için gerizekalı olduğunu” söylemek ise, hakaret suçunun belirli bir felsefi inanca yönelmesi nedeniyle nefret suçudur. </p></blockquote>



<p>Eleştiri ve
linçe gelindiğinde ise artık konuyu ifade özgürlüğü açısından ele almak
gerekir. İfade özgürlüğü, insan hakları sisteminin çok büyük önem verdiği ve bu
nedenle çok özenle koruduğu bir haktır. İfade özgürlüğünün sınırlandırılması,
bu nedenle, ancak son derece istisnai şartlarda mümkün olabilir. AİHM’in
defaatle belirttiği üzere, ifade özgürlüğü yalnızca insanların üzerinde mutabık
olduğu veya rahatsız edici bulmadıkları ifadelerin korunmasından ibaret
değildir. Aksine, ifade özgürlüğü toplumu rahatsız eden, şoke eden ve rencide
eden görüşleri de korur. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Ancak ifade özgürlüğü her ne kadar geniş bir şekilde yorumlansa da, tabii ki sınırsız değildir. Kasıtlı olarak nefret, şiddet veya ayrımcılığa teşvik eden söylemler ifade özgürlüğü kapsamında koruma görmezler. </p></blockquote>



<p>İfade özgürlüğü konusu çok daha geniş bir konu, dolayısıyla soruyla bağlantılı olarak şunu ortaya koymak yeterli olacaktır: Bir eleştiri, açıkça şiddet içermediği veya şiddete açıkça teşvik etmediği sürece, ifade özgürlüğü kapsamında korunmalıdır. </p>



<p>Burada tıpkı nefret söylemini açıklarken ortaya koyduğumuz gibi, özellikle azınlıkların ifade özgürlüğü daha geniş bir koruma altındayken, baskın grup ve ideolojilerin dışavurumlarında “açık bir şiddet tehlikesi” olup olmadığı hususu önem arz eder. </p>



<p>Örneğin, ateistlerin genel nüfusun %1’ini oluşturduğu bir ülkede bir Ateizm Derneği Başkanı’nın resmi sosyal medya hesabından “Bu ülkenin tüm çocuklarını ateist yapacağız, bu yolda kanlı da olsa kansız da olsa her aracı kullanmaktan çekinmeyeceğiz” şeklindeki bir ifadesiyle, ülke nüfusunun %95’inin mensubu olduğu bir dini tarikat liderinin “Bu ülkenin tüm çocuklarını dinimiz emirlerine uygun yetiştireceğiz, bu yolda kanlı da olsa kansız da olsa her aracı kullanmaktan çekinmeyeceğiz” şeklindeki ifadesi, “açık bir şiddet tehlikesi olup olmamadığı”nın tespiti açısından farklı konumlanacaktır. </p>



<p>Linç ise hukuki bir terim değil, fakat çoğunluk tarafından uygulanması ve genel tanımı itibarıyla fiziksel şiddet içermesi, içermekle tehdit etmesi ya da şiddeti körüklemesi bakımından eleştiriden ayrılmaktadır. </p>



<p>Fakat şunu ifade etmek gerekir, şiddet nasıl ki salt fiziksel şiddetten ibaret değilse, sosyal medyada “linç” adı verilen yoğun eleştiriler de, maruz kalan açısından psikolojik şiddete dönüşebilir. Zira sosyal medya, çok çabuk “çoğunluk” olunabilen, sanal ortamda hukuki kişiliğin gizlenmesi suretiyle de zorbalığa ve hakarete kolaylıkla zemin hazırlayabilen bir mecra. İfadelerini dışavurması nedeniyle, sistematik şekilde hakarete varan ağır eleştiri ve söylemsel şiddete maruz kalmak, kişide ciddi izler bırakabilir ve travmatize edici olabilir. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>İfade özgürlüğüne karşı özellikle sosyal medyada bir kültür haline gelen “linç” kültürünün de hukuken daha yakından takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum. </p></blockquote>



<p><strong>Kültürel ve sosyo-politik
düzeyde bu tür ayrımcılıkların bir ortak noktası ve ayrıştığı yerler var mı
(heteroseksist düzen, insanmerkezcilik gibi)? Örneğin “vegan stigma”dan veya
“vegafobi”den bahsedebilir miyiz? Homofobi, transfobi veya zenofobi vb. temelli
nefret suçlarıyla veganların karşılaştıkları nefret söylemlerini
karşılaştırmakta bir sorun görüyor musunuz?</strong></p>



<p>Tüm ayrımcılık biçimlerinin esasen birbiriyle bir şekilde bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Örneğin heteroseksizmi yaşçılıktan, ırkçılığı insan merkezcilikten, ataerkiyi homofobiden bağlantısız görmek mümkün değil. Bu anlamda ayrımcılık zeminlerinin birini diğerinden daha önemsiz görmek mümkün değil. Ben vegan değilim, vegan olmayı deneyimlemeye çalışıyorum ama henüz kendime vegan diyemiyorum. Dolayısıyla bir “vegan stigma”dan veya “vegafobi”yi deneyimlemediğim için bu konuda fikir beyan etme önceliğimin olmadığını düşünüyorum. Ama tabii ki kişisel tanıklıklarım var. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Veganların vegan oldukları için tacize, zorbalığa, siber ya da söylemsel şiddete maruz kaldığının örneklerine her gün şahit oluyorum. </p></blockquote>



<p>Biraz önce ifade ettiğim gibi, nefret söylemi ve nefret suçunun ana ekseni olan “nefret”in, ideolojik bir dışavurum olması önemlidir. Nefret söylemi ve nefret suçlarında korunan hukuki değer, tüm toplumun, eşit muamele görme hakkıdır. Bu esasen bir eşitlik ve hoşgörü içinde aynı toplumda yaşama motivasyonu ile ilgilidir. Pek tabii ki tüm hukuk sistemleri “açık ve gerçekçi” şiddet tehlikesini çok daha öncelikli olarak ele alır ve bu tehdidin toplumdan elimine edilmesi için mekanizmalar kurarlar. </p>



<p>Bu çerçevede, fiziksel şiddete maruz kalma ve öldürülme riskine sistematik olarak daha fazla maruz kalan grupların hukuk tarafından daha hızlı ve özenli bir şekilde korunması olağandır. Ancak korunan esas hukuki değerin “bir arada, barış içinde, eşitçe yaşayan bir toplum” olduğu nefret söylemi ve suçları bakımından bir ayrımcılık ve nefret kategorisini bir başka kategoriden ayırmak ve aralarında bir önem hiyerarşisi kurmanın hak temelli bakış açısıyla açıklanabileceğini düşünmüyorum.</p>



<p><strong>Peki, stereotipleştirme denilen kalıp yargılarla ve vegan kimliğine ilişkin olumsuz egemen algıyla nasıl mücadele edebiliriz?</strong></p>



<p>Nefret söylemi özünde azınlıkların eşitlik
haklarının inkârıdır. Kalıp yargılarla mücadelede bir bütün olarak toplumun,
hem tüm azınlıkların hem de çoğunluğun eşit saygı ve eşit muamele hakkına sahip
olduğunu kabul eden yasalar getirilmesinde ve bu yasaların uygulanmasında
kararlılık göstermesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak ifadenin
cezalandırılması, salt ceza hukuku içerisinde bir mesele olarak ele alınması, tek
yol değildir. Özellikle medyada meslek ilkelerinin ve kurallarının nefret
söylemine geçit vermeyecek şekilde standartize edilmesi gerektiğini
düşünüyorum. </p>



<p>Ancak tüm bunlardan çok daha önemlisinin, toplumda bir arada barış içinde yaşama motivasyon ve taahhüdünün varlığı ve bunun sonucu olarak yerleşik bir eşitlik kültürü olduğunu düşünüyorum. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>Eşitlik ve demokrasi kültürünün yerleşik olmadığı bir toplumda, en mükemmel ayrımcılık karşıtı yasaları bile yürürlüğe soksanız, kalıp yargılar ve nefretle mücadele edemezsiniz. </p></blockquote>



<p>Bunu nasıl başaracağımızın cevabını ise hukukçulardan ziyade toplum bilimcileri dinleyerek bulabileceğiz sanırım.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="http://haberler.tvd.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/nefret-suclari-lgbti-lara-yonelik-varolussal-bir-tehdit.jpg" alt="" /><figcaption>Çizim: Aslı Alpar, Kaynak: <a href="https://kaosgl.org/haber/nefret-suclari-lgbti-lara-yonelik-varolussal-bir-tehdit" target="_blank" rel="noreferrer noopener" aria-label=" (yeni sekmede açılır)">Kaos GL</a></figcaption></figure>



<hr class="wp-block-separator" />



<p><strong>Bu kapsamlı yanıtlar için Ezel’e bir kez daha teşekkür ederken, bizi Ezel’e yönlendiren Kaos GL’den ve HAKİM’den arkadaşım, bu yazıdaki iki çizimin de sahibi Aslı Alpar’a da teşekkür ediyorum.</strong></p>



<hr class="wp-block-separator" />



<p>

(*) TVD Sosyal Medya ve Gönüllü Koordinatörü, Yunuslara Özgürlük Platformu &amp; Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) üyesi

</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2020/09/21/veganlara-yonelik-nefret-soylemleri-iii/">Veganlara yönelik nefret söylemleri – III</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberler.tvd.org.tr/2020/09/21/veganlara-yonelik-nefret-soylemleri-iii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu Ajansı&#8217;nın TVD Kurucu Başkanı Ebru Arıman ile Hayvan Hakları röportajının tam metni</title>
		<link>https://haberler.tvd.org.tr/2019/10/04/anadolu-ajansinin-tvd-kurucu-baskani-ebru-ariman-ile-hayvan-haklari-roportajinin-tam-metni/</link>
					<comments>https://haberler.tvd.org.tr/2019/10/04/anadolu-ajansinin-tvd-kurucu-baskani-ebru-ariman-ile-hayvan-haklari-roportajinin-tam-metni/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[TVD]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Oct 2019 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın Bülteni]]></category>
		<category><![CDATA[Bizden]]></category>
		<category><![CDATA[Etik]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'den]]></category>
		<category><![CDATA[ebru arıman]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları günü]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[veganizm]]></category>
		<category><![CDATA[veganlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberler.tvd.org.tr/2019/10/04/anadolu-ajansinin-tvd-kurucu-baskani-ebru-ariman-ile-hayvan-haklari-roportajinin-tam-metni/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Hayvan Hakları Günü dolayısıyla Anadolu Ajansı tarafından Vegan Derneği Türkiye Kurucu Başkanı Ebru Arıman ile 4 Ekim 2019 tarihinde gerçekleştirilen röportaj aşağıdadır:</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2019/10/04/anadolu-ajansinin-tvd-kurucu-baskani-ebru-ariman-ile-hayvan-haklari-roportajinin-tam-metni/">Anadolu Ajansı&#8217;nın TVD Kurucu Başkanı Ebru Arıman ile Hayvan Hakları röportajının tam metni</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&#8211; 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü&#8217;nün önemi nedir?</strong></p>



<p>Ebru ARIMAN: Aslında öncelikle buradaki ifade hatasıyla başlamak gerekiyor. Hayvanları Koruma Günü yanlış bir ifade, çünkü hayvanların korunmaya değil haklarının tanınmasına ihtiyaçları var. Günümüzde belki hayvanları insanlardan korumak anlamında kullanabiliriz bu ifadeyi. Hayvanların hakları 1 günle sınırlandırılamaz elbette. 4 Ekim bu hakları bir kez daha hatırlayacağımız, hatırlatacağımız ve üzerinde düşüneceğimiz bir farkındalık günü.</p>



<p>Hayvanlara en büyük zararı veren hiç kuşkusuz ki yine insan türüdür. Evcilleştirmeyle başlayan süreçte onları doğal güdülerinden, yaşam alanlarından, sürülerinden uzaklaştırarak kendimize bağımlı birer canlı haline getirdik, sonra onların kendi başına var olamayacakları gerçeği ve yine kendi türümüzden gelecek kötülüklere karşı bir koruma güdüsü geliştirdik. İşte, her şey evcilleştirdiğimiz bu türler üzerine geliştirdiğimiz yasalar üzerinden işliyor bugün. Çünkü hayvan olarak gördüğümüz sadece kedi, köpek ve benzer evcil türlerden ibaret. Oysa en az onlar kadar ve çok daha büyük zararı bu konuda kendimizle asla iç hesaplaşma içerisine giremediğimiz türlere, çiftlik hayvanlarına veriyoruz. Bu konuyu birazdan açacağım. </p>



<p><strong>&#8211; Hayvan hakları konusunda Türkiye ve dünya nerede? </strong></p>



<p>Hayvan hakları konusunda elbette Türkiye çok geride. Örneğin biz evcil hayvanların şartlarını tartışaduralım şu an Hollanda Hayvan İşleri Konseyi, tarımsal alanda mücadele edilen fare, meşe kurdu ve çeşitli böcek türleri konusunda çalışmalar yapıyor. Konseyin raporuna göre, ekosistemde önemli bir yere sahip olan bu hayvanlar, kuş ve memeli türleri için gıda işlevi görürken bitkilerin üremesinde de önemli bir rol üstleniyor ve &#8220;haşere&#8221; olarak adlandırılan bu canlılara yönelik kontrolün &#8220;hayvan dostu&#8221; haline dönüştürülmesi gerek. Çünkü konseye göre, tarım ilacı ve kimyasal gübre kullanımı doğadaki canlıların yaşam kalitesine zarar veriyor. Doğanın düzenini doğaya bırakmak, bir nevi, insan müdahalesini sınırlamak.</p>



<p>Türkiye&#8217;de ise 2002 yılından bu yana yürürlükte olan 5199 sayılı hayvan hakları kanununda hayvanlar aleyhine ciddi hak ihlalleri ve boşluklar var. Her şeyden önce yasada “sahipli”-“sahipsiz” kavramı var ki bu bir çifte standart. Türkiye&#8217;de &#8220;sahipli&#8221; olarak tanımlanan hayvanlara 3.kişilerce verilecek zarara uygulanacak yaptırım &#8220;mala zarar verme&#8221; kapsamında değerlendiriliyor. Yani komşumun bana ait çöp kutusunu kırmasıyla bahçedeki köpek dostumun bacağını kırması aynı statüde değerlendiriliyor: Mala zarar. Oysa hayvanlar mal değil, duygulu canlılardır, Avrupa&#8217;da olduğu gibi Türkiye&#8217;de de bu anlamda bir değerlendirme içine girilerek cezai yaptırımlar ona göre düzenlenmeli. Hayvanların suçu bu coğrafyada doğmak olmamalı, hayvan hakları evrenseldir. Bir türe, yöreye, gruba, coğrafyaya göre derecelendirilemez. Herkesin hayvan sevmesini bekleyemeyiz. Dolayısıyla, &#8220;ben bunun sahibiyim&#8221; diyenin de iyi niyeti ve samimiyeti sorgulanmalı. Kendi “malına“ da zarar verebilir? Hepsinden öte &#8220;mal&#8221; kelimesi çok çirkin ve yakışıksız bir tabir. Hayvanlar mal değildir ve bize ait değildir. Bu konuda kendimizle bir iç hesaplaşma yoluna gidebilir miyiz&#8230; Belki bir gün. </p>



<p>Cezalar yetersiz. Kötü muameleler arttı ve tekrarları geliyor, çünkü cezalar caydırıcılıktan uzak. Hapis cezası verilse bile bu süre genellikle 2 yılın altında kalıyor ve paraya çevrilebiliyor. Parası olan şiddet gösterme hakkını kendinde bulmamalı, cezalar caydırıcı olmalı, paraya çevrilememeli ve şiddet uygulayan insanların sadece hayvanlar için değil toplumda herkes için risk oluşturduğu unutulmamalı. Bu insanlar rehabilite edilmeden toplum yaşamına geri dönememeli. </p>



<p>Öte yandan, sokak hayvanları yani &#8220;sahipsiz&#8221; hayvanlara uygulanan kötü muamele ve şiddet de kabahatler kanununa tabi ve para cezalarıyla geçiştirilebilen, kanun koyuculara göre tali suçlar. Bu da korkunç bir durum. Ve yasayı uygulayan belediyeler bu konuda ne kadar denetleniyor, ne kadar şeffaf ve samimiler, yaşadığımız birçok kötü örnek bu konuda da ciddi ihlaller ve suistimaller olduğunu gösterdi ki bu da başka bir kabus. </p>



<p>Bundan daha korkuncu da var elbette. Bugün size bu kanunun da hiç konuşulmayan, görülmeyen ve duyulmayan kısmından bahsetmek istiyorum: Çiftlik hayvanları&#8230; </p>



<p>Hayvanları Koruma ya da Hayvan Hakları Kanununu incelerken aslında türümüzün bütün eşitsizliği, adaletsizliği ve gözümüzden bir türlü kaldırmak istemediğimiz toplumsal perde gün yüzüne çıkıyor. Bu kanunun başlığında hayvan kelimesi geçiyor ancak hangi hayvanın nasıl bir hakkının olacağı konusunda da görülüyor ki ciddi bir ayrımcılık söz konusu. İşte yazının başında tanımladığımız &#8220;Hayvanları Koruma&#8221; veya &#8220;Hayvan Hakları&#8221; tabirleri de bu evcil türler üstünden ilerliyor, tartışılıyor. Peki ya diğer türler? Onlar hayvan değil mi? Örneğin, kürkü için öldürülen bir vizon ya da deney malzemesi olan bir tavşan, bir maymun&#8230; Ördekler, kuzular, tavuklar? Örneğin, yumurta sektöründe rağbet görmeyen, verimsiz olduğu gerekçesiyle yaşamının 3. gününde oksijensiz ortamda boğularak öldürülen erkek civcivlerin haklarını biz hangi yasada arayabiliriz? Aslında bu yönde bir yasa var ancak bu yasa kuluçkahane artığı olarak mevzuatta tanımlanan bu civcivlerin öldürülmelerini kanunen meşru kılan ve öldürme şeklini bile izah eden başka bir yasa&#8230; Hayvan Hakları bu noktada işlemiyor. </p>



<p>Oysa insanın olmadığı noktada doğa muhteşem bir uyum ve denge içinde işliyor. Öyle ki herhangi bir türün bir diğerinden üstün ya da bir diğerinden gereksiz var olduğunu iddia etmeye yetecek bir zekamız olduğunu düşünmüyorum. Var olma ya da acı çekmeme hakkı hayvanlar söz konusu olduğunda insani kriterler doğrultusunda değerlendiriliyor. “Düşünemiyor”, “konuşamıyor” ya da “iletişim kuramıyor” şeklindeki değerlendirmeler sadece bizim algımızla sınırlıdır. Bir hayvanın tüm organlarının olması gerektiği gibi çalışıp beyninin gereksiz var olduğunu, çünkü düşünemediğini, iletişim kuramadığını söylemek varoluşun temeli ile çelişir ki daha da ötesinde hiçbir fizyolojik gerekçe o hayvan üzerinde kötü muamele hakkını bize vermez.  </p>



<p>Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu hazırladığı yeni önergeyi TBMM&#8217;ne bugün veriyor. Buna göre önerilerden biri &#8220;Hayvanları Koruma Kanunu&#8221; yerine &#8220;Hayvan Hakları Kanunu&#8221; ifadesi kullanılması. Yeni önergedekiler bununla sınırlı değil. Beraberinde hayvanları &#8220;süs hayvanı, pet hayvanı&#8221; gibi ifadelerden kurtararak &#8220;evcil hayvan&#8221; olarak genellemeyi ve onun dışında kalan türleri ise &#8220;yaban hayvanları&#8221; ve &#8220;çiftlik hayvanları&#8221; olarak sınıflandırmayı uygun buluyor. Dahası, gruplandırma yapılırken herhangi bir türü küçümseyecek, ötekileştirecek ya da hayvan onuruna aykırı olan bir adlandırma yapılmamasının altı çiziliyor ki bu bambaşka bir çelişki.</p>



<p>Hayvanat bahçelerini şehir merkezlerinden uzak alanlara taşımayı öneriyor, ki bu bir hayvan hakkı düzenlemesi değil, sadece bir şehircilik düzenlemesi. Hayvanlar insanlara teşhir malzemesi edilmek için ömürleri boyunca ait olmadıkları bir coğrafyada kafesler arkasında ve stres altında yaşamaya zorlanamaz. Eğer amacımız endemik türlerin devamlılığını sağlamak ise bunun yolu ait oldukları coğrafyadaki yaşam alanlarını insan müdahalesine kapatmaktır. Doğal tabiat parkları oluşturmak ve bunu yaparken ilgili türün yaşadığı coğrafyayı, yaşam şartlarını göz önünde bulundurmak.</p>



<p>Hayvan deneyleri yüzyılın ayıbıdır. İnsanlık bir gün geriye dönüp baktığında tüm bu uygulamaları kara bir leke olarak hatırlayacak. Bizden farklı oldukları gerekçesiyle yaşamları üzerinde her tür hakkı kendimizde gördüğümüz hayvanlar, bize benzedikleri gerekçesiyle insan kullanımına sunulacak ürünler için deney malzemesi yapılıyor. Bu çelişki hangi mantıkla açıklanabilir? Bilimin geldiği nokta aklımızın sınırlarını zorlayacak nitelikte. Bu doğrultuda hayvanlı testlere alternatif metotlar da artık hem bolca mümkün hem de güvenilir sonuçlar sağlıyor. Örneğin, InVitro denen laboratuvar ortamında geliştirilen yapay hücreyle üretilen doku örneğinde artık birçok testi güvenle yapabiliyoruz. İritasyon, korozyon, toksisite, duyarlılık gibi birçok test metoduna ilişkin geliştirilmiş hayvan testlerine alternatif olarak birden fazla güvenilir test yöntemi mevcut. Bu durumda, hayvanlar üzerinde uygulanan test zulmünün geçerli bir açıklaması olamaz. Ahlaki gelişmişliğimiz çevremize ne ölçüde zarar verdiğimizle, çevremizle ne derece empati kurabildiğimizle ölçümlenebilir. Kozmetik ürünler üzerinde uygulamaya başladığımız bu alternatif test metotlarını genele yayarak hayvan testlerini artık kalıcı olarak sonlandırmalıyız.</p>



<p>Fayton konusunda defalarca düzenleme talep edildi, birtakım sözler alındı, vaatler verildi ancak görüyoruz ki aynı yerdeyiz. Meclis hayvan hakları komisyonunun içler acısı önergesine göre, evet elektrikli faytonlar devreye alınmalı, ancak belli sayıda fayton atı devam etmeli. Bunun nasıl bir izahı olabilir bilemiyoruz ancak her zamanki gibi &#8220;nostalji&#8221; gerekçesiyle açıklanıyorsa bilinmelidir ki, hiçbir davranış/uygulama yalnızca nostaljik olduğu iddiasıyla doğru bir davranış olarak kabul göremez.  Geçmişin imkan ve şartları ile bugünün, teknolojinin, bilimin geldiği nokta en önemlisi hak ve özgürlükler, evrensel değerler birlikte değerlendirilmelidir. Kölelik ve insan ticaretini nasıl ki bir nostalji olarak kabul edemezsek aynı kriterleri hayvanlar için de geçerli kılmalıyız. Dolayısıyla, meclise önerge olarak sunulan bu madde vicdani bir ağırlıktır. </p>



<p>Hayvanlar eşit derecede haklarının tanınması ve korunması gereken duygusal varlıklardır. Dolayısıyla hak anlamında bir türe özgü statü verecek her tür genelleme adalet ve eşitlikten uzaktır. </p>



<p>Süt çiftliklerinde, mezbahalarda, yumurta çiftliklerinde yaşanan acımasızlıklara sessiz kalıp sadece kedi kısırlaştırmak ve köpek barınağı yapmak anlayışı topyekun hayvan hakları mücadelesine terstir: Gerekli ama yetersizdir.</p>



<p>Hayvancılık endüstrisinin ulaştığı nokta muazzam boyuttadır. Öyle ki yeryüzünde yaşayan insan nüfusunu beslemek için şu anda nüfusumuzun üzerinde bir çiftlik hayvanı popülasyonunu beslemekteyiz. Bunları istemleri dışında üremeye zorluyoruz, yüksek verim için yaşamlarına müdahale ediyoruz, yatırımlarımız ölmesin diye ilaç endüstrisini kullanıyoruz, hormonlar, vücutlarına antibiyotikler enjekte ediyoruz, GDO’lu yem sanayini kullanıyoruz, insan sağlığı için zararı bilinen besinleri hayvanlara yüklüyoruz ve yerkürenin sınırlı yaşam kaynaklarını sürdürülebilir biçimlerde kullanmak yerine büyük bir hızla yok ediyoruz. Endüstrinin en önemli sac ayaklarından biri et endüstrisi iken süt ve yumurta endüstrileri de önde gelmektedir. Buna karşın, hayvan hakları konuşulurken bu alanda uygulanan hak ihlalleri hep görmezden gelinmiştir. </p>



<p>SÜT ENDÜSTRİSİ: Öncelikle toplumda dişi bir sığırın mütemadiyen süt üretebildiğine dair yanlış bir algı var, bunu düzelterek başlayalım. Her memelide olduğu gibi inekler de süt üretebilmek için anne olmalı ve lohusalık dönemi yaşamalıdır.  Endüstriyel süt çiftliklerinde anne ile bebek doğum sonrası ayrı alanlara alınarak anne o dakikadan sonra endüstriye hizmet etmek amaçlı vakumlu sağma makinelerine bağlanır. Bir anne ineğin belki ömrünüzde duyup duyabileceğiniz en büyük feryadı yavrusundan ayrıldığı o an yaşanır. Yavru o andan itibaren biberonla beslenir. Bu bir canlının anne olma, yavrusunu koklama, onu besleme, büyütme hakkını elinden almaktır ve bana göre dünyanın en büyük hak ihlalidir. </p>



<p>YUMURTA ENDÜSTRİSİ: Yumurta çiftliklerinde hayvanlar dar kafeslerde daha fazla yumurta üretmeleri üzerine programlanıyor. Gece-gündüz algısı yaratan ışık oyunlarıyla hayvanların döngülerine yapay müdahalelerde bulunuluyor. Ve bu hayvanlar bir tutuklu gibi ömürlerinin sonuna kadar yumurta üretmeye programlanıp verim düşüşünde kesime gidiyor. Yumurta çiftliklerinde kullanılmak üzere üretilen civcivlerin erkek olanları kanat yapısı ilk 3 günde şekillenip cinsiyeti belli olduktan sonra atık olarak kabul edilip öldürülüyor.</p>



<p>Bu dar alanlarda stres altında ölümü bekleyen hayvanların varlığı ve bu derece hak arayışından itilmişliği bize hayvan kelimesinin bizim bildiğimiz dışında bir anlamı olduğunu düşündürüyor. Belki ayrı bir tanımlama yapılmalı, belki de gerçekten onlar hiçbir türe ait olmayan canlılar. Dünyanın en çok acı çekenleri&#8230;</p>



<p><strong>&#8211; Hayvan hak ve özgürlükleri konusunda ne tür düzenleme ve çalışmalar yapılmalıdır? Bu konuda derneğinizin önerileri nelerdir?</strong></p>



<p>Hayvanlar, sahipli-sahipsiz, evcil hayvan, çiftlik ya da yaban hayvanı şeklinde ayrılmamalıdır. Tüm hayvanlar aynı derecede acı çeker ve hepsi yaşamak ister.</p>



<p>Hayvan Hakları konusunda ülkeler arasındaki yasal farklılıkları ortadan kaldıracak uluslararası genel bir yasal düzenleme oluşturulmalı. Hayvana şiddet her yerde aynı derecede suç sayılmalı. Ve en önemlisi, hayvanlar ülkelerin malı statüsünden çıkarılarak dünya canlıları olarak nitelendirilecek bir düzenleme içine gidilmeli. Aksi takdirde, ülkelerin bu konudaki yaklaşımları, inisiyatifleri ve öncelikleri hayvanların yaşam hakkı üzerinde belirleyici rol oynamaya devam edecek.</p>



<p>Kozmetik hayvan deneylerinin kaldırılması yönünde başlattığımız bir çalışmanın sonunda olumlu netice aldık. Şu anda Türkiye’de de kozmetik ürünler hayvanlar üzerinde test edilmiyor. </p>



<p>Şimdi fayton atları için ayrı bir çalışmamız var. </p>



<p>Hayvan hakları konusundaki en büyük hak mücadelemiz veganlık üzerinden yürüyor. Çünkü veganlığı seçerek ve bu konuda farkındalık çalışmaları yaparak birçok hayvanın yaşam hakkına dokunuyoruz, iz bırakıyoruz.</p>



<p><strong>&#8211; Derneğinizin hayvan hak ve özgürlüklerine yönelik çalışmalarına ilişkin bilgi verebilir misiniz?</strong></p>



<p>Hayvan hak ve özgürlükleri konusunda bize göre yapılacak en temel eylem EĞİTİMdir. Bu doğrultuda, derneğimize bağlı TVD Vegan Akademi üniversiteler başta olmak üzere çeşitli toplumsal alanlarda ücretsiz farkındalık eğitimleri vermektedir. Alanında uzman konuşmacılar ve akademisyenlere doğru bilgiyi birinci elden paylaşmak ana amacıyla başlattığımız proje büyüyerek ilerliyor. Bu konuda Avrupa’dan da destek alıyoruz. Bu yıl 2019 Ekim ayından itibaren 6 aylık dilimde 48 üniversiteye konuk olacağız. Türkiye&#8217;nin sadece İstanbul&#8217;dan ibaret olmadığı gerçeğiyle bütün Türkiye&#8217;yi dolaşacağız. Bilenin bilmeyene karşı sorumlulukları var&#8230; İletişim, empati, farkındalık ve sorumluluk geliştirmenin yegane yolu insanları eğitmekten, doğru bilgiyi paylaşmaktan geçiyor. Bu doğrultuda dernek olarak 2 temel hareket noktamız var: &#8220;eğitim ve etkili iletişim&#8221;. Hayvan hakları konusunda topyekun duyarlılığı ifade eden veganlık kavramı sadece bir beslenme şekli değil temelinde türler arası eşitlik, adalet, özgürlük ve küresel barış gibi son derece hakkaniyetli ve barışçıl idealleri barındıran bir yaşam biçimidir. Hayvanların hangi tür olursa olsun kötü muamele gördüğü bir sistem dünya barışını da tehdit etmektedir. </p>



<p>Bugün dünyanın karşı karşıya kaldığı tüm şiddet olaylarının altında insanların diğer canlılar üzerinde uyguladığı şiddet pratikleri vardır. Maalesef ki haklarını görmezden geldiğimiz bu masum canlılar ezilen ve sömürülen sınıfların en masum temsilcileridir, çünkü bunu tarihe not düşecek ve kin tutacak bir yazılı tarihleri bile yoktur. </p>



<p>Hayvanların haklarının türlere ayrılmadan bir bütün olarak ele alındığı, yılda bir kez değil her gün haklarının hatırlandığı daha gerçek ve samimi günlere ve düzenlemelere&#8230;</p>



<p>Not: Yukarıdaki röportaj (tam metin) Dünya Hayvan Hakları Günü dolayısıyla Anadolu Ajansı tarafından Vegan Derneği Türkiye Kurucu Başkanı Ebru Arıman ile 4 Ekim 2019 tarihinde gerçekleştirilmiş olup kısmen veya eksiksiz olarak çeşitli yayın organlarında haber olarak kullanılmaya başlanmıştır.</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2019/10/04/anadolu-ajansinin-tvd-kurucu-baskani-ebru-ariman-ile-hayvan-haklari-roportajinin-tam-metni/">Anadolu Ajansı&#8217;nın TVD Kurucu Başkanı Ebru Arıman ile Hayvan Hakları röportajının tam metni</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberler.tvd.org.tr/2019/10/04/anadolu-ajansinin-tvd-kurucu-baskani-ebru-ariman-ile-hayvan-haklari-roportajinin-tam-metni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Röportaj: Nevşin Mengü ile Veganizm ve Güç Sporları</title>
		<link>https://haberler.tvd.org.tr/2018/06/14/roportaj-nevsin-mengu-ile-veganizm-ve-guc-sporlari/</link>
					<comments>https://haberler.tvd.org.tr/2018/06/14/roportaj-nevsin-mengu-ile-veganizm-ve-guc-sporlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[TVD]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberler.tvd.org.tr/2018/06/14/roportaj-nevsin-mengu-ile-veganizm-ve-guc-sporlari/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nevşin Mengü ile Veganizm ve Güç Sporları Hakkında Konuştuk</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2018/06/14/roportaj-nevsin-mengu-ile-veganizm-ve-guc-sporlari/">Röportaj: Nevşin Mengü ile Veganizm ve Güç Sporları</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TVD olarak gazeteciliği ve haberciliği ile tanıdığımız Nevşin Mengü ile bir röportaj gerçekleştirdik. Mengü yalnızca gazeteci ve haberciliği ile değil hem vegan olması ile hem de IRONMAN gibi üstün fiziki güç gerektiren bir spor branşında sporcu olması ile de tanınıyor. Geçtiğimiz hafta sonu Çanakkale’deki Triatlon yarışında  birinci olarak ülkemizdeki vegan sporcular arasında çok ciddi bir başarı elde etti.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>-Ülkemizde ve halen dünyada veganizmin güçsüzlükle bağdaşlaştırıldığı, yani protein eşittir kas, kas eşittir güç, dönemde IRONMAN gibi muazzam  fiziksel aktivite ve fiziksel güç içeren bir spor dalında vegan bir birey olarak tabuları yıkmanız son derece harika ve mutluluk verici. Son dönemlerde de artık profesyonel spor branşlarındaki sporcular vegan beslenmeye ve veganizme geçiş yapıyor. Triatlon yapan biri olarak, sporcuların vegan sahnesine neler katabileceğini düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Vallahi, yarış öncesi ve sırasında değil de, ağır antrenmanları ve yarıştan sonra protein alımı önemli. Artık bitkisel protein tozları bulmak mümkün, bakliyatlardan bol yararlanılabilir. Nasıl beslenirsen beslen zaten dayanıklılık sporuyla uğraşan herkesin yediğine dikkat etmesi gerekir. Zira hem antrenman hem de yarışlarda vücut ciddi yıkıma uğruyor.</p>
<p> </p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-3064 aligncenter" src="https://tvd.org.tr/wp-content/uploads/WhatsApp-Image-2018-06-12-at-6.59.56-PM1-768x1024.jpeg" alt="" width="474" height="632" /></p>
<p><strong>-Veganizm tabii ki sadece beslenme ile sınırlı değil, tamamen ahlaki ve etik bir duruş. Hayatın her alanına nüfuz etse bile, bazı ürünlere ulaşmak ciddi bir sorun ülkemizde ve dünyada. Himalaya’ya tırmanan dağcıların vegan ekipman bulması konusunda çok sınırlı seçenekleri vardı ama bir şekilde başardılar ve eminim dağcı ekipmanları üreten firmalar medyanın da gücüyle bir farkındalık ve ürün eksikliklerini görmüş oldular. Sizin de son yarışınızda vegan protein bar ve karbonhidrat jellerine erişim konusunda zaman zaman sorun yaşadığınızı okudum haklı olarak. Sizin de böyle zaman zaman “non-vegan” ürün bulamayıp alternatif kendi kendinize yaptığınız ürünler oldu mu spor için?</strong></p>
<p> </p>
<p>Ya şunu anlamamız lazım, bizler, insanlar, cellat gibi, her istediğimiz canlının, hayvanın, canını almak hakkına sahip değiliz. Ne tatlı diye minik kedicikleri sevip, ineklerin kafasını kesmek bence ikiyüzlülük ve vicdanen suç. Bunu bir kere ortaya koyalım</p>
<p>Insanlarda bu bilinç arttıkça vegan ürün bulmak da kolaylaşıyor. Çok zorluk çekmiyorum artık açıkçası.</p>
<p> </p>
<p><strong>-Peki, vegan olup da aktif veya profesyonel spor yapanlara önerileriniz var mı?</strong></p>
<p>Valla biz Türkler hep kafamızı gırtlağa takılmışız, ne yiyeceğiz ne içeceğiz. Bence yeme içmeden önemlisi uyku. Boğazı bırakın da uykunuza dikkat edin derim.</p>
<p> </p>
<p><strong>-Gelelim geçen hafta sonu Gelibolu’daki büyük başarınıza. Öncelikle Gelibolu Triatlon yarışında yaş grubunuzdaki birinciliğinizi tebrik ediyorum. Vegan bir sporcu olarak bu başarıya ulaştığınız için de ayrıca tebrik ediyorum. Sizden başka vegan olarak Gelibolu Triatlon’nuna katılan sporcular var mıydı? </strong></p>
<p>Yoktu valla. Bizim camiada Batı’da vegan çok da Türkiye’de pek yok. Aslında outdoor spor yapan, doğayla iç içe olan kişilerin daha çok farkındalık sahibi olması lazım. Ama maalesef</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-3065 aligncenter" src="https://tvd.org.tr/wp-content/uploads/WhatsApp-Image-2018-06-12-at-6.59.56-PM2-768x1024.jpeg" alt="" width="518" height="691" /></p>
<p><strong>-Malum oldukça zorlayıcı bir yarıştı bu. Vegan bir sporcu olarak ve de ayrıca habercilik sektöründe çalışan biri olarak, hazırlanmanız nasıl oldu biraz bilgi verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Antrenmanları yapmak lazım. Antrenörler haftalık antrenmanlarımızı veriyor bizlere, işte orada cheat etmeyip yapmak lazım. Ve tabii her şey kafada, en yorulduğun mahvolduğun an, kendi kendini, hadi diye ittirmek gerekiyor.</p>
<p><strong>-Buradan Vegan Derneği Türkiye takipçileri ve okuyucularına ve veganizme dair söylemek istediğiniz son bir şeyler varsa duymak isteriz.</strong></p>
<p>İnsan olduğumuz için ayrıcalıklı değiliz. Cinayet cinayettir. Hayvanları yemeye hakkımız yok. Herkese sevgiler</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><em>Röportaj: Yağız Su</em></p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2018/06/14/roportaj-nevsin-mengu-ile-veganizm-ve-guc-sporlari/">Röportaj: Nevşin Mengü ile Veganizm ve Güç Sporları</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberler.tvd.org.tr/2018/06/14/roportaj-nevsin-mengu-ile-veganizm-ve-guc-sporlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vegan Dr.Murat Kınıkoğlu</title>
		<link>https://haberler.tvd.org.tr/2014/09/29/vegan-dr-murat-kinikoglu/</link>
					<comments>https://haberler.tvd.org.tr/2014/09/29/vegan-dr-murat-kinikoglu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[TVD]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2014 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberler.tvd.org.tr/2014/09/29/vegan-dr-murat-kinikoglu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Murat Kınıkoğlu Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı ÜÇÜMÜZ DE VEGANIZ&#8230; Vegan olmanın, “etik” ,“sağlık” ve “çevre” olmak üzere üç boyutu var. Etik ve çevre en az sağlık kadar önemlidir. “Doğayı seviyorum” diyen birinin çevreyi korumaya kendi beslenme sisteminden başlaması gerekir. Annemi ve babamı “Atrial Fibrilasyon” adı verilen kalp rahatsızlığından kaybettim. Ritm bozukluğu yapan bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2014/09/29/vegan-dr-murat-kinikoglu/">Vegan Dr.Murat Kınıkoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Murat Kınıkoğlu<br />
Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı</p>
<p><strong>ÜÇÜMÜZ DE VEGANIZ&#8230;</strong><br />
Vegan olmanın, “etik” ,“sağlık” ve “çevre” olmak üzere üç boyutu var. Etik ve çevre en az sağlık kadar önemlidir. “Doğayı seviyorum” diyen birinin çevreyi korumaya kendi beslenme sisteminden başlaması gerekir.<br />
Annemi ve babamı “Atrial Fibrilasyon” adı verilen kalp rahatsızlığından kaybettim. Ritm bozukluğu yapan bu hastalıkta kalp boşluklarında oluşan pıhtılar ani ölüme veya felce neden olur. Bizim ailedeki kalp hastalığı sadece anne babayla sınırlı değil, benden büyük 4 kardeşim kalp krizi geçirdi. Bir kardiyolog olmama rağmen olanları izleme dışında elimden bir şey gelmiyordu. Bu arada kendi sağlığımda da olumsuzluklar başladı. Bir sabah uyandığımda sağ gözümü kan çanağına dönmüştü, damar çatlamış gözümün beyazı kıpkırmızı olmuştu. Başına gelenler bilir, oldukça korkutucu bir görüntüdür. Göz doktoru meslektaşım bu olayın arkasından “Damarlarının kalitesi iyi değil, kolesterolüne dikkat et” dediğinde 40&#8217;lı yaşlarımdaydım. Birkaç yıl sonra kalp atışlarımda düzensizlikler (ekstrasistoller) başladı. Bu arazlar, aynı kolesterol yüksekliği gibi benim yaşımda hastalarımın çoğunda gördüğüm sorunlardı ve ben bunları beslenmeden ziyade yaşıma ve aileden gelen kötü mirasa bağlıyordum. Derken 50’li yaşlarımın başında tansiyonum yükselmeye başladı. Tuzu azalttım ancak belirli bir faydasını göremedim. Daha dikkatli beslenmeme ve düzenli spor yapmama rağmen ağabeylerim gibi tansiyon hastası olmuştum.</p>
<p>Hayvansal gıdalarla beslenmenin erken habercileri<br />
Hayvansal gıda tüketenlerde, damarlarda sorunların başladığını gösteren belirtiler oldukça erken yaşlarda ortaya çıkar.<br />
1-Kalp atışlarında düzensizlik hissedilmesi<br />
Ekstrasistollerin pek çok nedeni vardır. Çarpıntı şikâyetiyle gittiğiniz doktorlar “aritmi” tanısını koyar ancak sebebini söylemekte zorlanırlar. Tedavi olarak ya betabloker dediğimiz (Beloc ve benzeri) ilaç gurubu veya başka bir antiaritmik ilaç verir ya da aldırmamanızı söylerler. Oysa aynı yüksek tansiyonda olduğu gibi ekstrasistollerin çoğunun nedeni kalp hücrelerinin kötü beslenme nedeniyle sıkıntı çekmesidir. Az yağlı vegan beslenmeye geçenlerin ekstrasistolleri birkaç yıl içinde belirgin derecede azalır veya kaybolur.<br />
2-Ara sıra da olsa tansiyon yükselmeleri<br />
Batı ülkelerinde yaş ilerledikçe tansiyonun yükselmesi normal kabul edilir. Oysa son yıllarda yapılan çalışmalar dünyadaki bazı toplumlarda yaşın ilerlemesine rağmen tansiyonun yükselmediğini gösterdi. Artık esansiyel tansiyon dediğimiz tansiyon yüksekliğinin yağlı ve hayvansal gıdalarla beslenmeye bağlı olduğunu biliyoruz. Bir ay az yağlı vegan beslenenlerin tansiyonunda belirgin düşme görülür.<br />
3-Gözde damar çatlaması<br />
Subconjunctival hemoraji dediğimiz göz damarındaki çatlama durumu genellikle öksürme, ıkınma, ağır kaldırma gibi damar için basıncı artıran durumlar sonrasında görülür. Sağlıklı damarlar bu tip basınç artışlarından etkilenmezken, tansiyon yüksekliği, şeker gibi damar sağlığını bozan hastalıklarda ve kötü beslenenlerde damar çeperinin kalitesi bozulmasına bağlı olarak en ufak bir basınç artışında gözde kanama ortaya çıkar. Aslında bu kişilerde benzer minik damar çatlamaları beyin başta olmak üzere başka organlarda da görülür ancak sorunlu damar çok küçük olduğu için bir şikayete neden olmaz ve tomografi gibi ileri tetkikler yapılmadan bunları tespit etmek mümkün değildir.<br />
4-Erkeklerde ereksiyon sorunları<br />
Kötü beslenme damardan zengin olan tüm organların işlevlerini bozar. Bunlardan biri de erkek cinsiyet organıdır. Penis damarlarındaki atheroskleroz erken yaşta cinsel fonksiyon bozukluklarına –sertleşme sorununa- neden olur.<br />
……</p>
<p>Kardiyoloji ihtisasım sırasında kalp damarlarındaki plakların asla gerilemeyeceğini, tek yolun plakları balonla veya stentle sıkıştırmak olduğunu öğrenmiştim oysa bugün plakların diyetle eriyebileceğini hatta tamamen yok olabileceğini biliyoruz. Vegan beslenmeye geçtikten sonra tansiyonum bir ay içinde 120/80 mmHg&#8217;ya indi. Total kolesterolüm 254 mg/dl’den 129 mg/dl’ye düştü. Hastalarda kolesterülü bu kadar düşürmek için yüksek doz statin ilacı vermemiz gerekiyor. Hiç hap yutmadan ilaçlarla erişebileceğim sonuçların daha iyisine ulaşmıştım.</p>
<p>Eşiniz de vegan mı?<br />
Şu anda eşim de benim gibi vegan. Kendisi 5 yıldır tansiyon hastasıydı. Vegan beslenmesini önerdiğimde “Ben zaten çok et yemiyorum, peyniri zaten çok az kullanıyorum” gibi bugün de çok hastamdan duyduğum klasik cevapları veriyordu. Son aylarda ilaca rağmen tansiyonu yüksek seyretmeye başladı. Bir hafta boyunca 180/105 mmHg ortalamasında değerler ölçtük. Bu değerlerdeki yüksek tansiyon kalp damar sisteminde kalıcı hasarlar vermeye başlar. Önümüzde iki yol vardı, ya daha kuvvetli bir tansiyon ilacı ilave edecektik (şu anda pek çok doktor ve hasta bu yolu uyguluyor) ya da benim uyguladığım az yağlı vegan diyete geçecekti. Kendisinden bir aylık deneme yapmasını rica ettim. Kullandığı tansiyon ilacını kesip diyete başladı. 10. Günden itibaren tansiyonu düşmeye başladı. Birinci ay bitmeden ölçümlerin çoğu normale indi, 45. günden sonra 120/75 mmHg altına yerleşti. Eskiden tansiyon aletini kolundan çıkarmayan eşim artık tansiyonunu çok nadir ölçüyor ve tüm değerler 120/70 mmHg civarında çıkıyor üstelik ilaç kullanmıyor. Halinden çok memnun ve bir daha eski beslenme şekline döneceğini hiç sanmıyorum.<br />
Hastalarınızdan nasıl sonuçlar aldınız?<br />
Kendi üzerimde aldığım olumlu sonuçlar aynı beslenme rejimini hastalarıma da önermemi kolaylaştırdı. Az yağlı vegan bizim toplum için oldukça değişik bir beslenme sistemi. Yeni başlayanlar için zor olduğunu kabul ediyorum. Ancak lezzetli vegan yemekleri öğrendikçe ve pratik kazandıkça iş kolaylaşıyor. Vegan beslenmeye devam etme başarısı gösterenler kendi sağlıklarındaki olumlu değişimi görünce devam ediyorlar. Angina Pectoris dediğimiz kalp hastalığına özgü göğüs ağrıları birkaç ay içinde kayboluyor. Eskiden 50 mt. yürümeyle göğsüne ağrı gelip durmak zorunda kalan pek çok hastam daha uzun mesafeleri hiç şikayetleri olmadan yürür hale geldi. Sadece kalp damarları değil bacak damarlarında tıkanıklık olan hastalarda da çok olumlu sonuçlar aldım. Damar tıkanıklığı nedeniyle ayağını kaybetmek üzere olan bir hastam ileri yaşına rağmen tamamen düzeldi ayağındaki yaralar kapandı.<br />
Diyeti tam olarak uygulayan hastalarımın kolesterollerinde 100-120 mg/dl’ye ulaşan düşmeler ortaya çıktı. Bugüne kadar “diyet yapıyorum ama kolesterolüm düşmüyor diyenler şunu unutmasınlar: az yağlı vegan beslenme uyguladıkları takdirde kolesterolleri kesinlikle düşer.<br />
Beslenmemize dikkat ederek gelecekteki kalp krizi riskini engelleyebilir miyiz?<br />
Kesinlikle engelleriz. Kalp damarlarlarındaki tıkanmanın en büyün nedeni kötü beslenmedir. Sigara, tansiyon yüksekliği gibi diğer risk faktörleri bile daha sonra gelir. Beslenmeye bu kadar önem vermemin nedeni şudur; kalp krizine neden olduğunu bildiğimiz, insülin direnci, şeker hastalığı, kolesterol ve yüksek tansiyon gibi diğer risk faktörleri de aslında kötü beslenmenin ürünüdür. Beslenmenin etkili olmadığı iki risk faktörü sigara ve hareketsizliktir. Az yağlı vegan beslenme uygulayan biri sigara içmez biraz da hareket ederse kalp krizi geçirmez.<br />
Vegan olmanın kalp dışında sağlığa olumlu etkisi var mı?<br />
Vegan (ve vejetaryenlerde) kanser oranlarının düştüğünü gösteren pek çok çalışma vardır(1).<br />
Bu olumlu etki hayvansal besinlerin kesilmesinden gelir. Bu ay açıklanan İngiltere kaynaklı bir çalışmada hayvansal besinlerin neden olduğu yüksek kolesterolün kadınlarda meme kanseri riskinin artırdığı gösterildi (2). Birmingham&#8217;daki 660.000 kadın 13 yıl boyunca takip edildiğinde kolesterolü yüksek olanlarda meme kanseri % 64 daha fazla saptanıyor. Bu çalışmadan kolesterol meme kanseri yapıyor sonucunu çıkaramayız ancak kolesterolü yükselten hayvansal gıdaların aynı zamanda meme kanserine neden olduğunu söylemek mümkün. Çalışmayı yapanlar kolesterolü yüksek olan bayanların ilaç kullanmasını öneriyorlar oysa kolesterolü düşürmenin daha güvenli ve kolay yolu az yağlı vegan beslenmeye geçmektir.<br />
Vegan olmak bir ayrıcalıktır<br />
Her insan vegan olamaz. Bu yüzden her hastamdan da vegan olmasını istemem. Konuyu açmam için vegan beslenmenin etik ve sağlık yönünü anlayacak entelektüel bir alt yapı olduğunu hissetmem gerekir. Eğitimsiz insanlar da vegan olabilir ancak vegan dünyasında kalıcı olmaları zordur.</p>
<p>(1)Amy Joy Lanou and Barbara Svenson Reduced cancer risk in vegetarians: an analysis of recent reports . Cancer Manag Res. 2011; 3: 1–8.<br />
(2)Rahul Potluri, Eric Jacobs, Ph.D. Harold Burstein American Society of Clinical Oncology; July 4, 2014, presentation abstract, Frontiers in CardioVascular Biology meeting, Barcelona, Spain</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2014/09/29/vegan-dr-murat-kinikoglu/">Vegan Dr.Murat Kınıkoğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberler.tvd.org.tr/2014/09/29/vegan-dr-murat-kinikoglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
