<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>carnism arşivleri - TVD | Haberler</title>
	<atom:link href="https://haberler.tvd.org.tr/tag/carnism/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://haberler.tvd.org.tr/tag/carnism/</link>
	<description> Türkiye Vegan Derneği: Veganlığa dair haber, blog, makale sitesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Jan 2025 13:00:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.7</generator>

<image>
	<url>https://haberler.tvd.org.tr/wp-content/uploads/2020/10/logo-png-150x150.png</url>
	<title>carnism arşivleri - TVD | Haberler</title>
	<link>https://haberler.tvd.org.tr/tag/carnism/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şiddeti Norm Haline Getirmek: Çocuklar ve Türcülük</title>
		<link>https://haberler.tvd.org.tr/2025/01/08/siddeti-norm-haline-getirmek-cocuklar-ve-turculuk/</link>
					<comments>https://haberler.tvd.org.tr/2025/01/08/siddeti-norm-haline-getirmek-cocuklar-ve-turculuk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[TVD]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jan 2025 13:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[carnism]]></category>
		<category><![CDATA[et tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan kaynaklı et]]></category>
		<category><![CDATA[hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvancılık Endüstrisi]]></category>
		<category><![CDATA[karnizm]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[vegan beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberler.tvd.org.tr/?p=7753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyada bir hesap, &#8220;kanına&#8221; rağmen korkmadan ve gülerek balıkların &#8220;kafasını koparan&#8221;, &#8220;kılçıklarını ayıklayan&#8221; küçük bir çocuğun videosunu paylaştı oldukça fazla beğeniyle yorum aldı. Söz konusu video ve sosyal medyada paylaşılan benzer sayısız video, hayvanlara karşı şiddetin, hayvanların birey değil mal olarak görülmesinin ve türcülüğün küçük yaşta empoze edilmeye başlandığını açıkça gösteriyor. Türcülüğe son vermek, hayvanların [&#8230;]</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2025/01/08/siddeti-norm-haline-getirmek-cocuklar-ve-turculuk/">Şiddeti Norm Haline Getirmek: Çocuklar ve Türcülük</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sosyal medyada bir hesap, &#8220;kanına&#8221; rağmen korkmadan ve gülerek balıkların &#8220;kafasını koparan&#8221;, &#8220;kılçıklarını ayıklayan&#8221; küçük bir çocuğun videosunu paylaştı oldukça fazla beğeniyle yorum aldı.</p>



<p>Söz konusu video ve sosyal medyada paylaşılan benzer sayısız video, hayvanlara karşı şiddetin, hayvanların birey değil mal olarak görülmesinin ve türcülüğün küçük yaşta empoze edilmeye başlandığını açıkça gösteriyor.</p>



<p>Türcülüğe son vermek, hayvanların eşya ya da araç olarak değil birey olarak tanınmasını sağlamak için ise çocuklara ve onların hayvanlar ve gezegen ile ilişkilerini kurdukları ilk yıllara odaklanmamız gerekiyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Et Paradoksu</h2>



<p>Yapılan bir araştırmaya göre et yiyen çoğu insan hayvanların acı çekmesini duygusal olarak rahatsız edici buluyor.  Ancak hayvanlara acı verme düşüncesi rahatsız edici olduğu halde neden hala milyonlarca insan et yemeye devam ediyor?</p>



<p>İşte bu noktada kaynaktan ayrılığı sürdürme konusunda kritik bir role sahip olan kategorizasyon devreye giriyor. Örneğin domuz, batı toplumunda evcil hayvan kategorisinde yer alıyor ve evcil hayvanların yenmesi sosyal olarak kabul edilmediğinden tüketimin devam etmesini sağlamak amacıyla domuz (pig) ve domuz eti (pork) arasında bir kategorizasyon yapılıyor.</p>



<p>Kategorizasyonun kültürel olarak göreceli olması pek çok kez araştırmalarda ve medyada tartışma konusu olmuştur. Örneğin 2000’lerde İngiliz TV sunucuları Richard Madeley ve Judy Finnigan yaptıkları bir programda at sütü tüketimini gündeme taşımış ve sunucu bu fikir karşısında iğrendiğini açıkça ifade etmiştir. Oysa İngiltere’de yaşayan biri için at sütü içme fikri &#8220;iğrendiren&#8221; bir şeyken dünyada pek çok kültürde hiçbir önyargı olmadan tüketiliyor. Benzer şekilde 2013’te İngiltere’de &#8220;at eti skandalı&#8221; olarak adlandırılan olayda işlenmiş hayvan kaynaklı gıdanın içinde at eti bulunması toplum genelinde büyük bir tepkiye neden olmuştur. İnsanların at eti yemek veya at sütü içmek fikrinden bu kadar dehşete düşmeleri, çocuklarının jambon veya sosisin kökenlerine veya inek sütü üretiminde erkek süt buzağılarının yaşadıkları karşısında nasıl bir tepki verebilecekleri düşünüldüğünde oldukça ilginçtir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Hayvan Eti Yemeyi Okulda Öğreniyoruz</h2>



<p>Hayvanları seven ancak et yemeye devam eden kişiler gibi çelişkili davranışların ardındaki faktörleri açıklamaya çalışan makul bir literatür yelpazesi mevcut ancak, özellikle küçük çocuklarda bu davranış hakkında çok az araştırma bulunuyor.</p>



<p>Çocukların tamamen bilgisiz olduğunu varsaymak kolay görünse de, hiçbir şey bilmediklerini varsaymak saflıktır.</p>



<p>İngiltere&#8217;deki birçok okul müfredatı, çocukları daha bilinçli hale getirmeyi (ya da hayvanların insan kazancı için yararlı olduğunu kabul etmeye daha istekli hale getirmeyi) amaçlayan etkinlikler içerir. Yerel tavuk çiftliklerinin ziyaret edilmesi, balıkçılık sektöründeki tesislere gezilerin gerçekleştirlmesi ve yumurtadan civciv çıkarma projesi gibi etkinlikler çocukları çok küçük yaşta hayvan sömüren edüstriler ile tanıştırıyor.  Yine aynı şekilde dünyadaki hayvanları öğretmek amacıyla jambon, sosis gibi hayvan kaynaklı ürünleri ve salatalık, biber gibi sebzeleri kullanılarak hayvan yüzü gibi görünen &#8220;sevimli&#8221; sandviçler hazırlama etkinlikleri düzenleyen okullar et yemeyi çocukların gözünde makul bir zemine yerleştiriyor. Hatta İngiltere’de yerel bir Tesco süpermarketine gittiğinizde, üzerinde “Yiyeceklerimin nereden geldiğini öğreniyorum” ve altında “Çiftlikten Çatala” yazan sarı yüksek görünürlüklü yelekler giyen küçük bir yerel ilkokul veya gençlik grubu çocuğu grubuyla karşılaşmanız bile mümkündür.</p>



<p>Yukarıdaki örnekler gösteriyor ki ne yazık ki&nbsp; “deneyimden gelen empati” her zaman garanti değildir. Bu tür etkinliklerdin yürütülmesi, et, balık ve süt endüstrileri için risk oluşturmadan, hayvanların ve vücut parçalarının yenmesini normalleştirir. Bu etkinliklerin hepsi bu tür uygulamaların devam etmesi fikrine dayanır. Küresel bir girişim olarak, et yemeyi aşılamaya mümkün olduğunca erken başlamak ve bunu sosyal bir norm olarak pekiştirmek aslında bir pazarlama taktiğidir.</p>



<pre class="wp-block-preformatted">Ulusal bir hayvan koruma örgütünde Kampanya Yöneticisi olarak daha önce yaptığım bir görevde, hayvanları koruma ve refahlarını teşvik etme konusunda ilkokullardaki çocukları ziyaret edip onlarla konuşma önerimi memnuniyetle karşıladılar. Ancak, bu ziyaretlerin hiçbir bölümünde etsiz diyetlerden bahsedilmesi mümkün değildi. Okul yönetimi, birçok çocuğun hayvanlara değer verdiğini ve et tüketimi içermeyen beslenme biçimleri hakkındaki herhangi bir konuşmanın doğuracağı "olası" sonuçları ifade etti: bazı çocukların bilişsel yetilerinde bir değişim, ardından evde zorluklar ve sonrasında ebeveynlerin Eğitim Kuruluna şikayette bulunmaları. Korku, nihayetinde bu itirazları yönlendirdi ve programın başlaması engellendi. Bu arada, hayvanlarla ilgili diğer yerleşik etkinlikler endişe duyulmadan devam ediyor ve statüko korunuyordu.

- Lynda M. Korimboccus</pre>



<h2 class="wp-block-heading">Normun İnşaasında Dilin Önemi</h2>



<p>Hayvan eti yememizi meşrulaştırmanın bir yolu dilsel ayrıştırmadır. Yediğimiz memelilerin parçaları için farklı kelimeler kullanmamız tükettiğimiz şey ile onun geldiği canlı arasında bir kopukluk yaratır. Bazıları bunun yalnızca alışkanlık/geleneksel adlandırma olduğunu savunurken bunun kasıtlı olduğuna dair kanıtlar ortada. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki bazı gençlik kulübü hayvan fuarlarında, katılımcılara hayvanları &#8220;insanlaştırmamaları&#8221; talimatı verilir ve civcivler ve buzağılar için &#8220;bebekler&#8221; kelimesini kullanmaktan kaçınmaları söylenir.</p>



<pre class="wp-block-preformatted">Yıllar önce, "şarküteri hayranı" olan büyükanneme yediği şeye neden "dil" dendiğini sorduğumu hatırlıyorum. Bir an bile bunun gerçek bir dil olduğunu düşünmemiştim. Ama aldığı şey bir ineğin diliydi ve bana öyle söyledi. Ona inanıp inanmadığımdan emin değilim, ancak başka soru sormadım. Et yemeye devam ettim. Hatta hayvan et tüketmenin bir tercih olduğunu anladığımdan bile emin değilim.

- Lynda M. Korimboccus</pre>



<p>Araştırmacılar Kunst ve Hohle, hayvanlara ve sonrasında et tüketimine karşı tutumumuzun, etlerin nasıl sunulduğu, hazırlandığı ve en önemlisi nasıl tartışıldığıyla etkilendiğini söylüyor. İnsanların tutumları çeşitli şekillerde değişir; kızarmış bir domuzun üzerinde kafa olduğunda, et işlenmiş yerine işlenmemiş olduğunda, canlı hayvanın fotoğrafı olduğunda, hasat yerine öldürme gibi kelimeler kullanıldığında ve et yerine hayvanın adı kullanıldığında et yeme isteği azalır. Dil ve semantik, elbette topluma ve tüm sakinlerine bakış açımızda önemlidir. Ancak neyi ve kimi yediğimiz arasında anlamlı bir bağlantı kurmadaki başarısızlık, bağlantısız herhangi bir terminolojiden çok bilişsel bir başa çıkma mekanizmasıdır. Melanie Joy’a göre bu durum tükettiğimiz ölü etin yaşayan kaynağına karşı &#8220;uzlaşmaz bir inkar&#8221; içinde olmamız ile ilgilidir.</p>



<p>Tartışmalı bir sonuç gibi görünse de Faunalytics tarafından yapılan bir araştırmada yenecek türün (yani domuz eti yerine domuz olarak) açıkça belirtilmesi, katılımcıların hayvan etiği ve refahı hakkındaki çeşitli ifadelere yönelik tutumlarında belirgin bir fark yaratmadığı görüldü.Bu çaluşmada da her zamanki gibi, çalışma katılımcıları sadece yetişkinlerden oluşuyordu. Ancak yetişkinlerin tutumları burada kritik bir öneme sahip. İster &#8220;dilimlenmiş&#8221; ister &#8220;ceset&#8221; olarak etiketlenmiş olsunlar, hayvanlar sosyal olarak kabul görmüş &#8220;yiyecek&#8221; veya &#8220;çiftlik&#8221; hayvanları olduğu sürece, hayvan kaynaklı et tüketimine devam etmek için bahaneler üretiliyor, gelenekler destekleniyor ve aktarılıyor.</p>



<p>Çocukların hayvan eti tüketmeleri ise sosyalleşme süreci ile yakından ilişkilidir. Ebeveynler, çocuklara bakan kişiler, eğitimciler ve üreticilerin hepsi normların korunmasına yatırım yaptığı için, etikten uzak olmasına rağmen et tüketimine devam edilmesi için tutarlı ve sistematik bir şekilde aynı mesajı verir.</p>



<p>Hayvanların kitaplarda, televizyonda, filmlerde ve evcil hayvanlarla etkileşimler yoluyla nasıl temsil edildiği, çocukların ileriki yaşamlarında hayvanlarla nasıl ilişki kuracakları üzerinde ölçülebilir bir etkiye sahiptir. Örneğin İngiltere’de BBC kanalı CBeebies’in bir programı, çocuklara belirli türlerin yenilebilirliği konusunda öğretilen sınıflandırmaları pekiştirmekte, &nbsp;İskoçya’da ise çocuklara hayvanların yiyecek ve koruma karşılığında ürün verdiği, insanların ve hayvanların karşılıklı olarak faydalı bir ilişki içinde olduğu görüşü aşılanmaktadır. Bu görüşlerin çocuklara empoze edilmesi, çocuklarda hayvanların kendilerini gönüllü olarak teslim ettiği algısını oluşturur. Çiftlik hayvanlarının yaşamlarına ilişkin sunulan soyutlamaların çoğu böyle olduğu için çocukların buna inanması pek de şaşırtıcı değildir.</p>



<p>Sembolik yapıların, söz konusu hayvanların ve insanların yaşamları üzerinde gerçek sonuçları vardır.</p>



<p>Çocuklarda et yemeyi norm haline getirirken aynı zamanda bazı çelişkili uygulamalarla da karşı karşıya kalıyoruz. Örneğin İngiltere’de sosisli sandviçler genellikle domuzlardan yapılır; köpek cinsi Dachshund&#8217;lar ise benzer şejilde sosis köpekleri olarak anılır; ancak köpekler evcil hayvan olarak kategorize edilir ve bu nedenle yenmez. Bu karmaşık ilişki çocuklarda kafa karışıklığına sebep olabilir.</p>



<p>Uzmanlar, çeşitli mekanizmaların, bizi (ve onları) bu çelişkiden korumak için devreye girdiğini ifade ediyor: insanların bilinçaltı düzeyde etin gerçekliğini bastırmasının birçok yolu vardır. Bu, davranış tutarlılığını korumak için gerekli olan eylemden kaçınmayı sağlar.</p>



<p>İnsan yetişkinlerinin yavrularını nasıl sosyalleştirdiği, hayvanları yenilebilir ve yenmez hayvanlar olarak sınıflandırması büyük bir sorundur. Normallik, et yiyenlerin doğal, gerekli ve hoş ile birlikte sunduğu temel gerekçelerden biridir. Eti doğal veya gerekli bir insan gereksinimi olarak çürütmeye yönelik kanıtlar önemlidir ve &#8220;yine de pastırmayı seviyorum&#8221; argümanı, et yemeyen akranlarını kötüleyen birçok kişi tarafından uzun süredir kullanılan bir argümandır. SöBu, özellikle de kişi bir hayvan sever olduğunu iddia ediyorsa, hayvan yeme konusunda ahlaki karar alma sürecinde normalin temel bileşen olduğunu gösterir.</p>



<p>Araştırmacılar Stewart ve Cole&#8217;a göre, çocuklar kendi başlarına düşünebilmeden önce toplum, kitle iletişim araçları ve diğer etkenlerle güçlendirilen bu süreçle diğer hayvanların kategorilendirilmesini normalleştirir. Bu kategoriler, farklı türlere karşı normatif tepkiler üretir, böylece bireyin gözünde hayvan, görünür bir özne (örneğin bir &#8220;evcil&#8221; köpek) veya görünmez bir nesne (örneğin bir &#8220;laboratuvar&#8221; faresi) haline gelir. Sınıflandırılmış bir &#8220;çiftlik hayvanı&#8221; olarak domuz, görünmez bir nesnedir: pek düşünülmez ve daha az görülür. Jambon, ölünün eti olarak, görünür bir nesnedir, yani bir &#8220;yiyecek&#8221; parçasıdır.</p>



<p>Bu açıklamalar toplumun inanç ve davranışlarındaki ikiyüzlülüğü neden kabul edemediğini anlamamızı sağlarken, bu tür stratejilere olan ihtiyaç ve bu normların devamı çok daha basit bir şeyden kaynaklanmaktadır: Stratejik cehalet.</p>



<p>Araştırmacılar Loughnan, Haslam ve Bastian tarafından kavramsallaştırılan &#8220;et paradoksu&#8221;, bazı hayvanları severken diğerlerini yiyen kişilerin deneyimlediği rahatsızlığı açıklıyor. Bireylerin bu rahatsızlığı azaltmak için kullandıkları stratejiler genellikle iki değişim kategorisinden birine girer: inanç veya davranış. Hayvan kullanımına uygulandığında, inançtaki bir değişiklik birinin belirli türlerin acı çekme kapasitesini reddetmesine neden olabilir. Bir davranış değişikliği bitki bazlı bir diyete doğru bir kaymaya neden olabilir. Rasyonalizasyon, uygulayıcılarının ahlaki benlik duygusunu korumalarına ve özellikle suçluluk ortaya çıkabileceği zaman kendilerini sosyal olarak savunmalarına olanak tanıyan tanınmış bir savunma mekanizmasıdır. Birinin görüşünün geçerli olduğuna bir başkasını ikna etmek için rasyonalizasyon kullanılabilir, ancak doğal olarak, bir kişi yaptığı destekleyici ifadelere bir düzeyde gerçekten inanıyorsa en iyi şekilde çalışır. Stratejik cehalet, bireylerin adil ve uyumlu inanç ve davranışlara sahip oldukları yanılsamasını sürdürmelerine olanak sağlayan, ancak gerçekte bundan çok uzak olan “ahlaki esneklik alanı” olarak tanımlanmaktadır. Araştırmacılar Onwezen ve van der Weele stratejik cehaleti işlevsel olarak tanımlarken: birinin “başkalarına zarar verebilecek zevkli ve bencil faaliyetlerde bulunmasına (yani hayvan yemesine)” izin verdiğini ortaya koymuştur. Çalışmanın parçası olan bazı tüketiciler davranışlarının sorumluluğunu almış ve deneyimlenen uyumsuzluğu azaltmak için uyum sağlamıştır. Buna karşın spektrumun diğer ucunda, alışkanlık haline gelmiş tüketimlerine müdahale edebilecek her türlü bilgiyi bilerek görmezden gelen, kendilerini stratejik olarak cahil olarak bildiren tüketiciler bulunuyordu. Tam olarak bilgi sahibi olma fırsatıyla karşı karşıya kalan (olumsuz duygu veya harekete geçmek için sorumluluk alma gerekliliği riski ile karşılaşan), birçok stratejik olarak cahil katılımcı ise bu şekilde kalmayı tercih etti.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Çocukların &#8220;Özgür&#8221; Seçimleri</h2>



<p>Yetişkinler olarak, çocukları kendi imajımıza göre yetiştirme eğilimindeyiz, çünkü aile gelenekleri ve uygulamaları doğumdan itibaren ve çocukluk boyunca aşılanır. Dil, din, ahlak, yiyecek veya giyim olsun, çoğu çocuk yalnızca bakıcıları tarafından onlar için belirlenen kısıtlı seçenekler arasında seçim yapma şansına sahiptir.</p>



<pre class="wp-block-preformatted">Bir iş arkadaşım bir keresinde çocukları vegan olarak yetiştirerek onlara görüşleri "zorlamanın" ne kadar korkunç olacağından bahsetmişti. Tüm ebeveynlerin kendi yaşam tarzlarını çocuklarına dayattığını, (zaten bilmeme rağmen) kendi çocuklarını benim uyguladığını bildiğim belirli dini inançla yetiştirip yetiştirmediğini sorduğumu söyledim. Bunun kıyaslanamaz olduğunu haykırdı.

- Lynda M. Korimboccus</pre>



<p>Yetişkinler için vegan olmak, hayvan sömürüsünü ve tüketimini reddetmek etik ve ahlaki bir konu olsa da çocuklar için farklı bir durum söz konusu. Vegan çocuklarla ilgili akademik bir araştırma, büyük çoğunluğun ahlak ve etikten ziyade sağlık ve beslenmeyle ilgili olduğunu ortaya koyuyor. Vegan gençler yerine vejetaryen gençlerle yapılmış bir araştırma olsa da Hussar ve Harris, et yememeyi seçen küçük çocukların ahlaki karar alma süreçleriyle ilgili bir çalışma yaptı. Çalışmanın katılımcı grupları şunlardı: bağımsız vejetaryenler (vejetaryen olmayan ailelerde), aile vejetaryenleri (vejetaryen ailelerde); ve vejetaryen olmayanlar (vejetaryen olmayan ailelerde). Bağımsız vejetaryenlerin vejetaryen olmalarının nedenleri özellikle ilgi çekiciydi. Bu gruptaki 16 yanıtın hepsinde, hayvan refahı birincil endişeleriydi. Vejetaryen aileler grubunda yalnızca 7 katılımcı bunu bir yoksunluk nedeni olarak belirtti. Vejetaryen olmayanların hiçbiri belirli bir eti tüketmekten kaçınma nedeni olarak hayvan refahını öne sürmedi; bunun yerine, esas olarak tadı &nbsp;ve ikincil olarak endişesini öne sürdüler.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Sonuç</h2>



<p>Toplum belirli hayvanları &#8220;yenilebilir&#8221;, &#8220;çiftlik&#8221; veya &#8220;gıda&#8221; olarak etiketlemeye devam ettiği sürece, toplumun parçası olan bazı bireyler stratejik cehaletlerini sürdürmeye devam edecek. Hayvan yemenin normalleştirildiğini fark etmek çocuklar için yaptığımız seçimleri etkiliyor ve etten kaçınma, öngörülebilir gelecekte büyük ihtimalle az sayıda insanın değil, çoğunluğun alanı olacak.</p>



<p>Bir yandan da ne yazık ki, çocukları sosyalleştiren etkenler arasında, doğası gereği insan merkezli kalan kurumlar (örneğin, ana akım medya, eğitim, sağlık hizmeti ve hükümet) ve benzer düşünen çoğunluğun stratejik cehaletinden faydalanan (ve buna katkıda bulunan) kurumlar da yer alıyor.</p>



<p>Evebeynler, bitki bazlı beslenmeyle daha yakın ilişki kurun, davranışlarınız başka inanç sistemlerini tehdit ettiğinde insanların anlaşılabilir şekilde sahip olduğu diğer endişelere yanıt vermeye hazır olun. Geleneklerinize meydan okuyun, retoriğe karşı öfkelenin, alışılmış ikiyüzlülüğü vurgulayın. Ete, pastırmaya veya sosislere &#8220;domuz&#8221; deyin.</p>



<p>Et yiyenler, nihayetinde size, çocuklarınıza ve gezegenlerinin geleceğine fayda sağlayacak bu bilgiyle kendinizi donatın. Bilmeyi seçin. İnsanların, hayvanların ve çevrenin sömürülmesine katkıda bulunmayı bırakmaya karar verin. Çocuklarınız sizin öncülüğünüzü takip edebilir ve bir gün bunun için size teşekkür edebilir. Domuzların Peppa Pig izleyen çocuklar kadar bilişsel olarak karmaşık, zeki ve duygusal olduklarını ve bunu yaparken ayaklarının dibinde yatan köpek arkadaşları kadar değerli olduklarını düşünün.</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p>Kaynak: Lynda M. Korimboccus&#8217;un 2020 yılında Journal for Critical Animal Studies&#8217;de yayınlanan<a href="https://goveganworld.com/wp-content/uploads/2023/12/The-Peppa-Pig-Paradox-Investigating-Contradictory-Childhood-Consumption.pdf"> Pig-Ignorance: The “Peppa Pig Paradox”: Investigating Contradictory Childhood Consumption</a> başlıklı yazısından derlenmiştir.</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2025/01/08/siddeti-norm-haline-getirmek-cocuklar-ve-turculuk/">Şiddeti Norm Haline Getirmek: Çocuklar ve Türcülük</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberler.tvd.org.tr/2025/01/08/siddeti-norm-haline-getirmek-cocuklar-ve-turculuk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?: Dr. Melanie Joy ile Karnizm Üzerine Bir Söyleşi</title>
		<link>https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/</link>
					<comments>https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[TVD]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Sep 2024 11:03:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[carnism]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[infighting]]></category>
		<category><![CDATA[injustice]]></category>
		<category><![CDATA[karnizm]]></category>
		<category><![CDATA[melanie joy]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[türcülük]]></category>
		<category><![CDATA[türcülük karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[veganizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberler.tvd.org.tr/?p=7714</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhaba Melanie, seninle bu röportajı yapmaktan çok mutluyum. Senin olağanüstü çalışmaların sayesinde bazı insanların neden ve nasıl hayvanlara yönelik zulmü rasyonalize ettiğini, bazılarının ise- tıpkı bizim gibi- bunu yapmadığını anlayabiliyoruz. Yakın zamanda &#8220;Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?&#8221; adlı kitabın Türkiye’de yayımlandı ve bende bir kopyasını aldım. Bu kitabı neden yazdığını, seni bu kitabı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/">Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?: Dr. Melanie Joy ile Karnizm Üzerine Bir Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Merhaba Melanie, seninle bu röportajı yapmaktan çok mutluyum. Senin olağanüstü çalışmaların sayesinde bazı insanların neden ve nasıl hayvanlara yönelik zulmü rasyonalize ettiğini, bazılarının ise- tıpkı bizim gibi- bunu yapmadığını anlayabiliyoruz. Yakın zamanda  &#8220;<a href="https://www.alfakitap.com/catalogsearch/advanced/result/result?yazar_text=Melanie+Joy&amp;product_list_dir=desc">Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?</a>&#8221; adlı kitabın Türkiye’de yayımlandı ve bende bir kopyasını aldım.</strong> <strong>Bu kitabı neden yazdığını, seni bu kitabı yazmaya iten şeyin ne olduğunu ve bu kitabın neyi başarmasını umduğunu merak ediyorum.</strong></p>



<p>Öncelikle bu röportaj için çok teşekkür ederim, kitabın Türkiye&#8217;de yayınlanmasından çok mutluyum. Türkiye’deki inanılmaz aktivistlerin çabalarını destekleyebileceğini umuyorum, gerçekten muhteşem ve önemli bir iş yapıyorlar. Bu yüzden bu çabalara küçük de olsa bir katkıda bulunabilirsem çok mutlu olurum.</p>



<p>Soruna geri dönersek; kitabımın ilk olarak 2010&#8217;da yayınlandı ve 10. yıl dönümü baskısı 2020&#8217;de çıktı. Kitap, bir bakıma kendi deneyimimden ortaya çıktı. Birçok aktivist benim deneyimimi yakından biliyor, bazıları ise bilmiyor olabilir. Bu yüzden hemen paylaşmak istiyorum. Birçok insan gibi ben de sevdiğim bir köpekle büyüdüm ve hayatımın ilk bölümünde et, yumurta ve süt ürünlerini tükettim. Tabağımdaki et ile etin geldiği hayvan arasındaki ilişkiyi, yediğim etin bir zamanlar nerede olduğuna dair bağlantıyı hiç kuramamıştım. Ancak her şey 1989&#8217;da, 23 yaşındayken değişti. Kontamine olmuş bir hamburger yedikten sonra güçlü antibiyotikler almak zorunda kalıp hastanede yattığımda ve gerçekten çok hasta olmama sebep olduğu için bu deneyimimden sonra et yemeyi bıraktım. O sırada hayvan yemenin etiğini düşündüğümden değil, beni bu kadar hasta eden şeyden çok tiksindiğim için et yemeyi bırakmıştım. Bu yüzden aslında kazara vejetaryen oldum diyebilirim. Ama sonra kendim için yemek pişirmeyi ve alışveriş yapmayı öğrenmem gerekti ve bu yüzden vejetaryenlik hakkında bilgi edinmeye başladım. Daha fazla bilgi edindikçe şok oldum. Bir veganla tanıştıktan ve sadece et değil aynı zamanda süt ürünleri hakkında da bilgi edindikten sonra hızla vegan oldum, yumurta ve süt ürünlerini yemeyi de bıraktım.</p>



<p>Öğrendiklerim karşısında gerçekten dehşete düşmüştüm. Dünyadaki hayvanlara, çevreye ve insan sağlığına etkilerine inanamıyordum. Ancak bazı açılardan beni daha da şok eden şey, konuştuğum hiç kimsenin söyleyeceklerimi duymaya istekli olmamasıydı. Arkadaşlarım ve ailem &#8220;bana yemeğimi mahvedeceğini söyleme&#8221; gibi şeyler söylüyorlardı veya bana &#8220;radikal vegan hippi propagandacısı&#8221; diyorlardı. Bu tepkilerden sonra konuşma birdenbire sona eriyordu ve bu tepkileri verenler -tıpkı benim tüm hayatım boyunca hayvan yediğim zamanlarda olduğu gibi-hayvanları ve gezegeni önemseyen mantıklı insanlardı.</p>



<p>Burada insanların bu inanılmaz derecede önemli konuşmaya son vermelerine neden olan şeyin ne olduğunu düşündüm ve bu da beni sonunda hayvan yeme psikolojisini, genel olarak şiddet ve şiddetsizlik psikolojisini incelemeye yöneltti. Sonra tezimin odak noktasını hayvan yeme psikolojisi üzerine kurdum. Keşfettiğim şey, hayvan yeme konusunda insanların davranışlarını yönlendiren bir psikoloji olduğu ve bu psikolojiyi aydınlattığımızda üzerimizdeki gücünün çoğunu kaybettiğiydi. Hepimiz bu belirli zihniyeti, bizi hayvan yemeye, empatimizi kapatmaya, rasyonel düşüncemizi kapatmaya yönlendiren bu <a href="https://carnism.org/carnism/">karnistik </a>zihniyeti miras aldık.</p>



<p>Bu konu ile ilgili bir kitap yazmak istiyordum ancak sadece öğrendiklerimle ilgili olmasını istemedim. İnsanların neden hayvan yememesi gerektiğiyle ilgili çok sayıda iyi kitap vardı ve insanların neden hayvan yememesi gerektiğiyle ilgili başka bir kitap daha yazmak istemedim. İnsanların neden hayvan yediğiyle, duyarlı insanların çevreyi, bedenlerini ve hayvan hayatlarını farkında olmadan yok eden vahşi uygulamalara neden katıldıklarıyla ilgili bir kitap yazmak istedim. Bu yüzden et yiyen kişilerle -temelde vegan olmayanlarla-paylaşabileceğim bir kitap olmasını istedim, böylece bu zihniyetin farkına varmalarına yardımcı olabilirdim. Çünkü yapıyı görmeyi başardığınızda bu zihniyet üzerinizdeki gücünü büyük ölçüde kaybediyor.</p>



<p>Kitap ile, insanların yemek seçimlerini daha özgürce yapabilmelerini istedim, biliyorsunuz ki farkındalık olmadan özgür bir seçim olamaz. Veganların kullanabileceği bir kitap olmasını istedim çünkü birçok vegan, birisine dünyalılara veya hayvanlara ne olduğunu anlatan korkunç grafik videoları gösterdiklerinde çok sinirleniyordu. Görüntüleri gören kişi ertesi gün McDonald&#8217;s&#8217;ta yine hamburger siparişi veriyor ve birçok vegan &#8220;neler oluyor&#8221;, &#8220;neyle uğraşıyorum&#8221; gibi düşüncelerle uğraşmak durumunda kalıyor ve veganlar sürekli bu savunmacılığın hedefi olarak suçlanıyor, saldırıya uğruyor, patolojize ediliyorlardı. Bütün bunlar ile karşılaşmak için ise tek yapmanız gereken &#8220;Ben veganım&#8221; demek. Sonrasında ise sık sık saldırıya uğruyorsunuz. Bu yüzden veganların bu psikolojiyi anlamaları için bir yol haritası sunmak istedim. Zaten olduklarından daha fazla zarar göremezlerdi ve bu konuyu savunmak ve konuşmak isteyen veganlar bu savunmalardaki zihniyeti anlayabilir ve iletişimlerinde bu konulara takılıp kalmazlardı.</p>



<p><strong>Kitabı okurken, aslında daha önce farkında olmadığımız ve muhtemelen hiçbir vegan olmayanın da farkında olmadığı sebepleri ortaya çıkardığımızı anlıyoruz. Yani herkesin okuyabileceği bir kitap ve karnizm terimiyle de karşılaştık. Peki karnizmin ne olduğunu açıklayabilir misin?</strong></p>



<p>Hayvan yeme psikolojisi üzerine doktora araştırmamı yaparken insanların çelişkili tutum ve davranışlarını anlamak istedim. İnsanların hayvanları önemsemesi ve yine de onları yemeleri, hayvanları kendilerinin kesmeleri veya başka bir şekilde onlara zarar vermeleri nasıl mümkün olabilirdi? Fark ettiğim şey, röportaj yapılan herkesin aynı çelişkiye sahip olmasıydı; hayvanlara zarar vermek istemiyorlardı ve yine de hayvanlara zarar veren pratiklere katılıyorlardı. Bireysel tutum ve davranışlardan çok daha fazlasının olduğunu fark ettim; bu tür bir paradoksun bu kadar çok insanda var olabilmesinin tek yolu buydu. Ortada daha büyük bir şey vardı; bir ideoloji; yaygın bir inanç sistemi. Bu inanç sistemini ise karnizm olarak adlandırdım.</p>



<p><br>Karnizm, bizi belirli hayvanları yemeye şartlandıran görünmez bir inanç sistemidir. Temelde veganlığın tam tersi aslında. İnsanlar genellikle yalnızca veganların ve vejetaryenlerin bir inanç sistemini takip ettiğini varsayıyor ancak -örneğin hayvan yemek söz konusu olduğunda- insanların tavuk yiyip köpek yememesinin tek nedeni bir inanç sistemine sahip olmalarıdır. Hayvan yemek bir zorunluluk olmadığında, ki bu günümüzde dünyadaki birçok insan için geçerlidir, temelde yiyecek seçimlerini özgürce yapabilecek kadar ekonomik gücü olan insanlar için bu bir seçimdir ve seçimler her zaman inançlardan kaynaklanır.</p>



<p>Ancak karnizm herhangi bir inanç sistemi değildir. Oldukça yaygın olan, toplumun dokusuna işlemiş normları, yasaları vb. kendi çerçevesine göre aşındıran baskın bir inanç sistemidir. Örneğin beslenmeyi incelediğimizde aslında karnistik beslenmeyi inceleriz, tıbbı incelediğimizde karnistik tıbbı inceleriz, hukuku uyguladığımızda karnistik hukuku uygularız, bilime baktığımızda ise bu da yine karnistik bilimdir. Yani karnizm toplumu temelden şekillendirir, dinden devlete ve en temelde bir işletmeye kadar tüm büyük toplumsal kurumlar tarafından benimsenir ve kodlarımıza kazınır. Karnizm gerçekten baskın ve görünmez bir sistemdir. İnsanlar bunun bir inanç sistemi olduğunun farkında bile değil. Çoğu insan hayvan yemenin böyle gelmiş böyle gidecek bir şey olduğuna inanıyor. Bir inanç sistemi çok yaygın olduğunda bu olur ve üstelik karnizm sadece baskın bir sistem değil aynı zamanda şiddet içeren baskıcı bir sistemdir.</p>



<p>Karnizm, hayvanları tüketmek için katletmek ve şiddet etrafında örgütlenmiştir. Çünkü et, şiddet olmadan üretilemez, yumurta ve süt ürünleri üretimi de hayvanlara büyük zarar verir. Ve yine de çoğu insan karnizmin şiddetini isteyerek desteklemez, bu yüzden karnizm gibi sistemlerin bir dizi psikolojik savunma mekanizması kullanması gerekir. Bunlar temelde insanların algılarını çarpıtan ve böylece iğrenmeden ve suçluluk duymadan hayvanları yemeye devam edebilmelerini sağlayan düşünme biçimleridir. Bu karnistik savunma mekanizmalarını, benim onlara verdiğim adla, bu psikolojik savunma mekanizmalarını tanımak gerçekten önemlidir çünkü onları tanıdığımızda üzerimizdeki güçlerini kaybederler. Vegan olduğunuzda ve savunma mekanizmalarını tanıdığınızda, bu gerekçelendirme savaşında onları üretmeyi veya yemeyi bırakırsak tüm hayvanlarla ne yapacağız soruları ile ileri geri gidip gelmeyi bıraktığınızda iletişiminizi daha derin bir düzeyde yapabilirsiniz.</p>



<p><strong>Yani karnizm dünyaya hakimken, vegan olmayanlar için her yerde her şeye yönelik olarak karnistik savunmalar ile karşılaşıyoruz. Peki bu savunmalar hakkında birkaç örnek daha verebilir misin?</strong></p>



<p>Elbette, bazı savunmaları paylaşayım. İlk savunma biçimine soyutlama diyebiliriz. Karnizm, çiftliklerdeki hayvanları herhangi bir bireysellikten veya kendi kişiliklerinden yoksun olarak görmeyi öğretir. Bu yüzden örneğin bir domuzun sadece domuz olduğuna ve tüm domuzların aynı olduğuna inanmayı öğreniriz ve bu bizi hayvanlardan uzaklaştırır. İnsanlar köpekleri bu şekilde görmezler, ancak domuzları, tavukları veya inekleri bu şekilde görürler. Çünkü onları kendileri için önemli hayatları olan bireyler olarak düşünmediğinizde onları tüketmeniz daha kolay hale gelir.</p>



<p>Başka bir örnek ise karnizmin bize çiftlikteki hayvanları nesneler olarak görmeyi öğretmesidir. En azından İngilizcede ve birçok dilde tabağımızdaki o tavuğa &#8220;birisi&#8221; yerine &#8220;bir şey&#8221; olarak atıfta bulunuruz. Bu bizi deneyimimizin gerçekliğinden uzaklaştırır. Algılarımız çarpıtıldığında bu bireylere karşı duyduğumuz doğal empatiden uzaklaşır ve aksi takdirde hissedeceğimiz iğrenmeden koparırır çünkü çoğu insan yenilebilir olarak düşünmeleri öğretilmeyen türleri yemek fikrinden iğrenmektedir.</p>



<p>Size bir savunma örneği daha vereyim, bu da haklı çıkarmanın üç ucudur. Yani haklı çıkarma, hayvan yemeyi haklı çıkarmak için ihtiyacımız olan çok yaygın bir savunmadır ve hayvan yemeyi haklı çıkarmayı öğrenmemizin yolu, hayvan yeme mitlerinin hayvan yemenin gerçekleri olduğuna inanmayı öğrenmektir. Hayvan yemeyi çevreleyen çok büyük bir mitoloji ve hayvan yemeyle ilgili çok sayıda mit var ama hepsi benim haklı çıkarmanın üç ucu olarak adlandırdığım şeyin altına giriyor: &#8220;Hayvan yemek normal, doğal ve gereklidir&#8221;. Elbette bu üç uç, erkek egemenliğinden heteroseksüel üstünlüğe kadar insanlık tarihi boyunca şiddet uygulamalarını haklı çıkarmak için kullanılmıştır.</p>



<p><strong>Bu çok ilginç. Psikolojik yolları anlamaya başlıyoruz ve sem anlatırken ben de şunu düşündüm, sence genel olarak insanlar karnizmde bu sorunun çözümünün bir parçası olabilirler mi?</strong></p>



<p>Kesinlikle. Veganlar sıklıkla, anlaşılabilir ama doğru olmayan bir şekilde, ya vegan olarak çözümün bir parçası olduğunuzu ya da vegan olmayıp sorunun bir parçası olduğunuzu varsayarlar ve bu varsayım, nüfusun %99&#8217;unun, alabileceği tüm yardıma ihtiyaç duyan bir davayı desteklemesini engeller. Her zaman, karnizmi ve veganlığı bir spektrumda düşünmenizi öneriyorum. Önemli olan spektrumda nerede olduğunuz değil, hangi yöne doğru gittiğinizdir.</p>



<p>İnsanları doğru yöne gitmeye ve onları gerçekten &#8220;vegan müttefiki&#8221; veya &#8220;vegan destekçisi&#8221; olmaya davet etmeyi düşünmeye teşvik etmek istiyoruz; bu, henüz tam vegan olmayan ama veganlığı destekleyenlere ulaşmak anlamına geliyor. Bunu göz önünde bulundurmak gerçekten önemli çünkü birçok insan tam vegan olmanın çok fazla geleceğini düşünüyor ve vegan olmuyorlar sonrasında ise mücadeleye destek olamayacaklarını düşünüyorlar. Oysa veganlığa en çok katkı koyan insanların bazıları aslında vegan değil. Örneğin; benimle röportaj yapan ve yüz binlerce insana ulaşan uluslararası yayınlarda makaleler yayınlayan gazeteciler genellikle vegan değiller. Ancak vegan mücadeleye destek olmak için gerçekten iyi işler yapıyorlar. Bazı bireyler Beyond Carnism&#8217;e bağış yaparak yaptığımız işi devam ettirmemizi sağlıyorlar ancak bu kişiler vegan olmasalar da mücadeleye inanıyorlar ve desteklemek istiyorlar.</p>



<p>Ayrıca veganlığı teşvik ederken ve insanlara çözümün bir parçası olma fırsatı verirken onlardan mümkün olduğunca vegan olmalarını istememizi tavsiye edebilirim. Mutlaka vegan olun ve ya hep ya hiç demek yerine, sizin için ne anlama gelirse gelsin mümkün olduğunca vegan olun demek istiyoruz. Bu, insanları her öğünde veganlık hakkında düşünmeye ve kendileri için işe yarayan bir şekilde veganizmi deneyimlemeye davet ediyor.</p>



<p><strong>Aslında &#8220;vegan müttfeik&#8221; gerçekten iyi bir fikir. Türkiye&#8217;de hayvan hakları savunucuları arasında vegan müttefiklerin mücadeleyi desteklediğini gördük, vegan değiller ama destekliyorlar ve veganlığı memnuniyetle karşılıyorlar. Ülkemizden bu yönde iyi örnekler verebilirim. Belki de bu vegan müttefiki terimine daha bağlı kalmalıyız.</strong> <strong>Yani açıkladığınızda mücadelenin geleceğine dair olumlu düşünüyorum ama bu açıdan baktığında gelecek hakkında umutlu hissediyor musun?</strong></p>



<p>Bence dünyada neler olup bittiğine baktığımızda önümüzdeki yıl veya beş yıl içinde birçok açıdan ne olacağını gerçekten bilmiyoruz; ABD seçimleri ve diğer seçimler, iklim değişikliği vb. Dolayısıyla gerçekçi olmak gerekirse, veganlığa desteğin arttığı konusunda iyimserim ve elimizdeki verilerle bunun çok açık olduğunu görüyoruz. Ayrıca kat edilecek çok uzun bir yol olduğuna, bugün dünyada çok fazla sorun olduğuna inanıyorum ve insanlığın bu zorluklarla, bilmediğimiz bir zamanda bunların üstesinden gelmemize yardımcı olacak şekilde başa çıkıp çıkmayacağını bilmiyoruz.</p>



<p>Vegan savunucular olarak, bir yandan dünyanın çok zor bir durumda olduğunu, bazı açılardan daha da zorlaşabileceğini ve bazı açılardan sorunlu olabileceğini bildiğimiz bir yapıda kendi içimizde barışa veya yeterli sükunete sahip olmanın bir yolunu bulmamız gereken bu tür bir çelişkiyle yaşamanın bir yolunu bulmamız gerekiyor. Yaptığımız bu önemli çalışmalara devam ederken ve bence bunu başarabiliriz. Çünkü bir yıl içinde ne olursa olsun, önemli olan şey bugün yaptığımız şeydir ve kontrol edebildiğimiz tek şey bugün yaptığımız ve şu anda yapmakta olduğumuz şeydir.</p>



<p>Gelecek üzerinde kontrolümüz yok ama geleceğe varmak ve hayatlarımıza geri dönüp baktığımızda geleceğe doğru ilerlerken yaptığımız seçimler hakkında iyi hissetmek istiyoruz. Şunu söyleyebilirim ki; 50&#8217;den fazla ülkeyi gezdikten sonra, yıllar içinde veganlığa desteğin hayal edebileceğimden çok daha fazla arttığını gördüm ve bu bana insanların hayvanlara ve iklime olanların gerçekliğinin farkına varması ve giderek daha fazla insanın karnizme hayır demesi konusunda umut veriyor.</p>



<p><strong>Türkiye&#8217;den bahsedecek olursak, 20 yıl önce vegan nüfus hakkında çok olumlu değildik. Ama şimdi 20 yıl sonra, o zaman düşündüğümüzden çok daha ötede olduğunu söyleyebiliriz, bu yüzden elbette bu &#8220;vegan dünya&#8221;ya yaklaştığımız anlamına gelmiyor. Başarılacak çok şey var ama yine de ilerlemenin düşündüğümüzden çok daha hızlı olduğunu düşünüyorum.</strong> <strong>Kitap,elbette bu ilerlemeye büyük katkıda bulunuyor. Peki bu röportajı okuyacak kişiler aktivizm hakkında daha fazla bilgiyi nereden edinebilirler? Onlara önerilerde bulunabilir misin?</strong></p>



<p>Web sitemiz <a href="https://carnism.org/">carnism.org</a>&#8216;u ziyaret edebilirler. Videolar, öğretici materyaller ve yazılı kaynaklar gibi çok sayıda kaynağa site üzerinden erişebilirler.</p>



<p><strong>Türkçe yayınlanmadan önce de kitabınız Türkiye’de biliniyordu. Tanıdığım birçok vegan kitabınız hakkında konuşuyordu ve İngilizcesini okumuşlardı, ancak şimdi Türkçe olduğu için daha çok okuyucuya ulaşacaktır. Yani kapak çok ilgi çekici ve birçok vegan olmayan okuyucuyu çekeceğine inanıyorum. Bu yüzden çok kısa bir süre içinde gazetelerde veya köşe yazılarında daha iyi tartışılacağını ve sonunda genel olarak bir etki yaratacağımızı düşünüyorum.</strong> <strong>Ayrıca son zamanlarda dahil olduğun başka projeler var mı diye sorabilir miyim?</strong></p>



<p>Birkaç ay önce yeni bir web sitesi kurduk: <a href="https://infighting.org/how-to-end-injustice-everywhere/">infighting.org</a>. Bu site örgütlerde çalışan veganların daha etkili bir şekilde birlikte çalışmalarına ve veganlar arasındaki kavgaları azaltmalarına yardımcı olmak için kuruldu. Ayrıca, geçen yıl yayınlanan, temelde karnizm teorisine dayanan ancak ataerkillik, ırkçılık vb. gibi tüm baskıcı sistemleri kapsayacak şekilde genişletilmiş &#8220;How to End Injustice Everywhere&#8221; adlı bir kitabım var.</p>



<p><strong>Teşekkür ederim, bahsettiklerinin bize yeni etkiler getireceğine ve belki de veganlar için yeni şeyler sunacağına inanıyorum. İnsanları vegan felsefeye çekmek için daha iyi seçeneklerimiz olacak ve belki de vegan ve vegan olmayan gruplar arasındaki tartışmaları daha iyi anlayacağız.</strong></p>



<p><strong>Çok teşekkür ederim, benim için çok faydalı oldu ve bu röportajı okuyacak kişiler için de çok faydalı olacağından eminim. Yaklaşan projelerinizi ve belki de Türkiye&#8217;ye yapacağınız ziyareti gerçekten dört gözle bekliyoruz.</strong></p>



<p>Türkiye’ye gelmeyi gerçekten çok isterim. Yaptığınız her şey için teşekkür ederim. Türkiye&#8217;deki aktivistleri destekleyebilmek benim için bir onurdur.</p>
<p><a href="https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/">Neden Köpekleri Sever, Tavukları Yer, İnekleri Giyeriz?: Dr. Melanie Joy ile Karnizm Üzerine Bir Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://haberler.tvd.org.tr">TVD | Haberler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://haberler.tvd.org.tr/2024/09/12/neden-kopekleri-sever-tavuklari-yer-inekleri-giyeriz-roportaj/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
