Heinrich Böll Stiftung Derneği ve Friends of the Earth Europe (BUND) tarafından “et” ve hayvancılık endüstrisinin etkilerini ele alan yıllık rapor Et Atlası’nın 2021 versiyonu Almanca olarak yayımlandı. Uluslararası aylık Le Monde diplomatique gazetesinin de katkılarıyla hazırlanan rapor tüketicileri, hayvan tüketiminin iklim değişikliğine, biyoçeşitliliğe, küresel yoksulluğa, hayvanlara ve işçi göçlerine olumsuz etkilerini ortaya koymayı amaçlıyor.

Et ve süt elde etmek amacıyla ömür boyu işkenceye maruz bırakılıp istismara uğrayan hayvanların yaşadıklarından, yani hayvancılığın temel etik sorunlarından çok gezegenin ve insanların uğradığı zararı gözler önüne seren Et Atlası 2021’in öne çıkan başlıklarını Deutsche Welle’den (DW) derledik.

Marketlerden et satın almak ucuzladı. Ancak bunun hayvanlara*, çevreye ve insan sağlığına bir bedeli var. 52 sayfalık Et Atlası, et üretiminin hem insan hem de dünya sağlığı açısından etkilerini ve sonuçlarını anlatıyor.

Örneğin, sinai hayvan yetiştiriciliğinde aşırı antibiyotik kullanımının nasıl giderek daha dirençli bakterilere yol açtığını, bunun da insanlarda tedavi için kullanılan ilaçların etkinliğini azalttığını vurguluyor.

Benzer bir şekilde hayvan yemi yetiştirmek için ormanların yok edilmesi, insan sağlığı için bir tehdit olarak sayılıyor. Çünkü habitat kaybı hayvanları ve insanları daha da yaklaştırırken yaban hayatla sınırları ortadan kaldırıyor. Bu da virüslerin insan dahil farklı türdeki canlılara çok daha kolay bulaşmasına ve yeni salgınlara yol açabiliyor.

Çevre politikalarına odaklanan Heinrich Boll Derneği’nden Barbara Unmüssig de, Et Atlası 2021’in Berlin’deki sunumunda mevcut durumu özetliyor: “Endüstriyel et üretimi, tehlikeli çalışma koşulları yaratmanın yanı sıra zamanla insanları yaşadıkları yerlerden uzaklaştırır hale geldi. Aynı zamanda ormansızlaşmaya, biyolojik çeşitlilik kaybına ve pestisit kullanımına yol açmaya başladı. İklim krizinin ise ana sebeplerinden biri oldu.”

Et endüstrisinde başı çeken ülkeler

Bizim ümidimiz hayvan kullanımını topyekûn reddeden nesillerin farkındalığından yana olsa da*, sonuçları değerlendirmek için 15-29 yaş arasındaki gençler arasında yapılan ankette, çoğunluğun et endüstrisini mevcut haliyle reddettiklerini ortaya çıktı.

BUND başkanı Olaf Bandt politika üretenlerin, toplumun sektörü yeniden şekillendirme arzusunu dikkate almaları gerektiğini vurgulayarak tarım politikalarının yeniden düzenlenmesini gerektiğinin altını çiziyor. “Gıda dönüşümü olmadan tarım dönüşümünün de gerçekleşmeyeceğini” belirten Bandt, domuz eti ve süt üretiminde Almanya’nın Avrupa Birliği pazarının %20’sine sahip olduğunu söylüyor.

Bandt’ın Almanya için verdiği örneğin pek çok ülke için geçerli olduğu aşikar*. Canlı hayvan ithalatıyla büyük bir miktarlarda “et” dışarıdan alınırken, uluslararası pazarlara bel bağlamak da çevre, hayvanlar ve çiftlikler üzerinde yıkıcı ve zincirleme bir etki meydana getiriyor: “Zaman içinde daha fazla hayvan  daha az sayıdaki çiftliklerde üretiliyor. Bu durum da, bu bölgelerdeki yeraltı sularının hızla kirlenmesine yol açıyor.”

Hayvancılık faaliyetleri yağmur ormanlarını yutuyor

Küresel nüfus ve ekonomik büyüme, artan et talebinin arkasındaki sebeplerden. 1960 yılında dünyada 3 milyar insan vardı ve verilere göre o dönemde et tüketimi yaklaşık 70 milyon tondu. Bu, kişi başına yıllık ortalama 23 kilogramlık tüketime denk geliyordu.

2018 yılına gelindiğinde insan nüfusu 7,6 milyara ulaştı ve et tüketimi yedi kat artarak 350 milyon tona, yani yılda kişi başına 46 kilograma yükseldi.

Bu eğilimle ilgili temel sorun, hayvancılık için geniş arazilere ihtiyaç duyulması. Almanya Federal Çevre Ajansı’na (UBA) göre, dünya çapında ekilebilir arazilerin %71’i şu anda hayvan yemi yetiştirmek için kullanılıyor.

Yani hayvancılıkta kullanılan yemlerin kapladığı alan, doğrudan gıda üretimi için ayrılan arazilerin (%18) dört katı. Pamuk (%7) veya biyogaz amaçlı mısır üretimi (%4) için ayrılan alanlardan da kat kat fazla.

Et talebi artmaya devam ederken, ekilebilir arazi arayışı da artıyor. Sonuç olarak, Brezilya gibi ülkelerdeki geniş orman arazileri, hayvan yemi yetiştirecek alan oluşturmak için katlediliyor.  

Uzmanlar, yeniden ağaçlandırma yapılması için arazi ararken, insan nüfusunu beslemek ve yağmur ormanlarının yok edilmesini durdurmak için insanları bir kez daha beslenme alışkanlıklarını sorgulamaya ve değiştirmeye davet ediyor: Sürdürülebilir bir gezegen için çok daha küçük araziler gerektiren bitki temelli beslenme öneriliyor.

Hayvancılık ve pestisitler arasındaki bağlantı

Et Atlası’nın yazarları, uluslararası et endüstrisinin gücünü ve küresel etkisini ortaya çıkarmanın yanı sıra kimya endüstrisi ile ilişkisini de gözler önüne seriyor.

Yazarlar, tehlike arz eden ve bazı ülkelerde yasaklanan böcek ilaçlarının büyük kimya şirketleri tarafından ihraç edildiğini söylüyor. Bu kimyasalların üreticileri  arasında Bayer Crop Science, BASF ve Syngenta gibi Avrupa kökenli şirketlerin olduğunu, aynı zamanda Corteva ve FMS gibi ABD merkezli şirketlerin bulunduğunu belirtiyorlar.

Heinrich Boll Derneği’nden Unmüssig’e göre, pestisitlerin kullanımı tüm canlı türlerini tehdit ediyor. Bu nedenle BUND’dan Bandt Alman hükümetinin, “Artık Alman şirketlerinin AB’de yasaklanmış olan zehirli kimyasalları ihraç etmesine engel olmak gerekli yasaklamaları hayata geçirmesi gerektiğini” vurguluyor. Bu aslında tüm hükümetler için geçerli olmalı*.

2018’de dünya çapında kimyasal tarım ilacı kullanımı 7 milyon tonu geçmiş görünüyor. Daha açıklayıcı ek grafik için orijinal raporun 24. sayfasını inceleyebilirsiniz.

Unmüssig, planlanan AB-Mercosur anlaşması kapsamında pestisitlerin kullanımının çevreye vereceği zarar konusunda karar vericileri uyarıyor ve “Vergilerin kaldırılması, Latin Amerika’ya daha fazla pestisitin girmesine sebep olacak ve et üretimi için daha fazla yağmur ormanı katledilecek” diyor.

Uzmanlar tüketim ve üretimde yeni bir çağ açmanın gerekliliğine vurgu yapıyor.


Kaynak: DW

* Eklenmesinin gerekli olduğunu düşündüğüm vurgu ve ifadelerdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here